Hamaney'in ölümü İran'daki dengeleri nasıl etkiler?

Hamaney'in ölümü İran'daki dengeleri nasıl etkiler?
Hamaney'in ölümü, kısa vadede rejim çözülmesinden ziyade elit konsolidasyonu ve güvenlik merkezli karar alma eğiliminin güçlenmesini beraberinde getirmiştir.

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Uzmanı Rahim Farzam, Hamaney'in ölümü sonrası rejim içi dengelerin nasıl şekilleneceğini AA Analiz için kaleme aldı.

İran İslam Cumhuriyeti'nin kurucu kuşağından geriye kalan en etkili figür olan "Devrim Rehberi" olarak ifade edilen İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'in ölümü, kuşkusuz rejim açısından tarihsel bir kırılma anı yaratmıştır. Yaklaşık 37 yıl boyunca İran siyasal sisteminde belirleyici denge konumunda bulunan Hamaney, yalnızca anayasal yetkileriyle değil, farklı kurumsal ve siyasi aktörler arasındaki güç ilişkilerini yönlendiren konumuyla da sistemin işleyişinde kritik bir yer tutuyordu. Bu nedenle ölümünün ilk anda yarattığı algı, İran’ın liderlik boşluğu ve potansiyel rejim çözülmesi riskiyle karşı karşıya kaldığı yönünde olmuştur.

Hamaney sonrası sistem nasıl işliyor?

Ancak sahadaki ilk gelişmeler, beklendiği türden ani bir sistemik çöküşten ziyade, önceden tasarlanmış bir geçiş mekanizmasının hızla devreye sokulduğunu göstermektedir. İran Anayasası’nın 111. maddesi doğrultusunda Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Uzmanlar Meclisi üyesi Ayetullah Ali Rıza Arafi’den oluşan üçlü Geçici Rehberlik Konseyi’nin kısa sürede göreve başlaması, devletin kriz senaryolarına kurumsal olarak hazırlandığını ortaya koymuştur.

Bu tablo, İran siyasal sistemine dair yaygın bir yanlış kabule işaret etmektedir. İslam Cumhuriyeti, çoğu zaman varsayıldığının aksine, tek bir liderin iradesine dayanan kişisel bir rejim değildir. Aksine sistem ruhani yapı, güvenlik bürokrasisi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), anayasal kurumlar ve ekonomik vakıf ağları arasında dağıtılmış çok katmanlı bir güç mimarisi üzerine inşa edilmiştir. Hamaney döneminde Rehberlik makamı çevresinde oluşan ve binlerce personelden oluşan kurumsal yapı ile ona bağlı ekonomik ve ideolojik ağlar da bu kurumsal devamlılığı koruyacak biçimde yapılandırılmıştır.

Nitekim İran’ın son yıllarda karşı karşıya kaldığı krizler, sistemin kurumsal dayanıklılığını fiilen test etmiştir. Haziran 2025’teki 12 günlük İran-İsrail çatışması sırasında askeri komuta kademesindeki kritik isimlerin hedef alınmasına rağmen İran’ın kısa sürede askeri faaliyetlerini sürdürebilmesi, karar alma süreçlerinin tek bir aktöre bağlı işlemediğini ortaya koymuştur. Bugün yaşanan liderlik kaybı da benzer biçimde beklenen stratejik sonucu doğurmamıştır. Bu bağlamda Hamaney'in ölümü, kısa vadede rejim çözülmesinden ziyade elit konsolidasyonu ve güvenlik merkezli karar alma eğiliminin güçlenmesini beraberinde getirmiştir.

Dış askeri baskı koşulları, rejim içi rekabetin geçici olarak geri plana itilmesine yol açmaktadır. Zira belirgin elit ayrışmaları hem dış müdahale riskini artırabilecek hem de iç istikrarsızlığı tetikleyebilecek bir kırılganlık yaratmaktadır. Bu nedenle mevcut dönemde gözlenen elit uyumu, yapısal bir uzlaşmadan çok kriz koşullarının dayattığı ihtiyatlı bir denge arayışı olarak okunabilir. Devrimci rejimlerin dış askeri baskı altında parçalanmaktan çok merkezileşme eğilimi göstermesi tarihsel olarak sık gözlenen bir olgudur. İran örneğinde de geçiş sürecinin savaş koşulları altında gerçekleşmesi, ani siyasal dönüşüm ihtimalini zayıflatırken sistemin hayatta kalma refleksini ön plana çıkarmıştır.

Bununla birlikte asıl belirsizlik kısa vadede değil, orta ve uzun vadede ortaya çıkacaktır. Hamaney, farklı ideolojik ve kurumsal güç odakları arasında denge sağlayan ve rekabeti yöneten merkezi bir otorite işlevi görüyordu. Bu rolün ortadan kalkması, Rehberlik seçimini yalnızca anayasal bir prosedür olmaktan çıkararak savaş koşullarının baskısı altında yürütülen karmaşık bir elit uzlaşma sürecine dönüştürmektedir. Bu nedenle İran bugün bir rejim krizinden ziyade, güç merkezlerinin yeniden konumlandığı yapısal bir dönüşüm süreciyle karşı karşıyadır. Kısa vadede gözlenen kurumsal dayanıklılık ve elit uyumu, İran’da rejimin uzun vadeli istikrarının garanti altına alındığı anlamına gelmemektedir. Geçiş sürecinin tamamlanmasının ardından yönetim modeli, ekonomik yönelim ve dış politika öncelikleri etrafında bastırılmış rekabetlerin yeniden görünür hale gelmesi muhtemeldir.

Nasıl bir rehber profili öne çıkıyor?

Hamaney sonrası dönemde en kritik soru, İslam Cumhuriyeti’nin nasıl bir liderlik modeli tercih edeceğidir. Mevcut göstergeler, sistem içindeki temel önceliğin ideolojik dönüşümden ziyade rejim sürekliliğinin garanti altına alınması olduğunu göstermektedir. Bu nedenle yeni Rehber seçiminde belirleyici unsurun güçlü kişisel otoriteye sahip bir lider arayışından çok, mevcut güç dengeleriyle uyumlu bir isim üzerinde uzlaşılması olması beklenmektedir.

Geçici Rehberlik Konseyi’nde yer alan Ayetullah Ali Rıza Arafi bu açıdan dikkati çekici bir isimdir. İran’daki dini eğitim kurumlarının başında bulunan Arafi, doğrudan fraksiyonel siyasetin dışında kalmış bir isim olarak hem muhafazakar çevreler hem de daha pragmatik aktörler açısından kabul edilebilir bir aday profili sunmaktadır. Politik ağırlığının sınırlı olması ise paradoksal biçimde avantaj yaratmaktadır. Zira mevcut güç merkezleri açısından güçlü fakat bağımsız bir Rehber yerine, sistemle uyumlu bir rehber tercih edilmesi daha olası görünmektedir.

Benzer şekilde Yargı Erki Başkanı Muhsini Ejei’nin adı da potansiyel adaylar arasında geçmektedir. Güvenlik bürokrasisiyle yakın ilişkileri ve sert güvenlik politikalarıyla bilinen geçmişi, özellikle savaş koşullarında güvenlik elitleri açısından cazip bir seçenek oluşturabilir. Ancak bu profilin toplumsal meşruiyet üretme kapasitesi sınırlı kalabilir. Aynı şekilde Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in adı da zaman zaman olası senaryolar bağlamında gündeme gelmektedir. Özellikle Rehberlik Ofisi ve güvenlik çevreleriyle kurduğu ilişkiler nedeniyle sistem içinde belirli bir etki kapasitesine sahip olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte, İslam Cumhuriyeti’nin kurumsal meşruiyet anlayışı ve Rehberlik makamının dini nitelikleri, açık bir aile içi halefiyet modelini siyasi açıdan hassas bir mesele haline getirmektedir. Bu nedenle Mücteba Hamaney’in doğrudan aday olup olmamasından bağımsız olarak, geçiş sürecinde şekillenecek güç dengeleri üzerinde etkili bir aktör olacaktır.

Rehberlik tartışmaları yalnızca din insanlarıyla sınırlı değildir. Ali Laricani gibi tecrübeli siyasal aktörler veya son dönemde yeniden görünürlük kazanan Hasan Ruhani gibi pragmatik isimler, doğrudan Rehberlik için değilse bile geçiş sürecinin güç dengelerini şekillendirecek aktörler olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, İran’da gerçek kararın yalnızca Uzmanlar Meclisi içinde değil, güvenlik kurumları, ruhani elitler ve siyasi ağlar arasında oluşacak konsensüsle belirleneceğine işaret etmektedir. Bugünkü süreç, 1989’daki Ruhullah Humeyni sonrası geçişten önemli ölçüde farklıdır. O dönemde ruhani elitler belirleyici konumdayken, günümüzde DMO başta olmak üzere güvenlik ve askeri kurumlar siyasal sistem içinde çok daha güçlü bir ağırlığa sahiptir. Bu nedenle yeni Rehberin kişisel otoritesinin Hamaney seviyesine ulaşması beklenmemektedir.

Mevcut tablo, İran’da Rehberlik değişiminin yalnızca bir isim değişiminden ibaret olmayacağını göstermektedir. Hamaney sonrası dönemde siyasal otoritenin tek bir merkezde yoğunlaşmasından ziyade, güvenlik kurumları ve yerleşik güç ağları arasında daha kolektif bir biçimde paylaşılması muhtemel görünmektedir. Bu durum, Rehberlik makamının sistem üzerindeki doğrudan yönlendirici rolünün görece azalmasına karşılık, karar alma süreçlerinin kurumsal aktörler arasında daha geniş biçimde paylaşılmasına yol açabilir. Dolayısıyla Hamaney sonrası dönemi, rejim açısından bir kırılmadan çok, İslam Cumhuriyeti’nin kriz koşullarına uyum sağlayarak liderlik yapısını yeniden tanımladığı bir evre olarak okunmalıdır.

Kaynak:Anadolu Ajansı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.