Sivas'ta Anadolu tarihine ışık tutacak kazı için başvuru yapılacak
Sivas'ın Kangal ilçesinde Demir Çağı ve Geç Hitit dönemine ilişkin önemli veriler barındıran Havuz-Aslantaş ve Karaseki'de yürütülen yüzey araştırmalarında yeni bir aşamaya gelindi.
Bölgede 4 yıldır sürdürülen yüzey araştırmalarının ardından arkeolojik kazı çalışmalarının başlatılması planlanıyor. Çalışmaların bilimsel sorumlusu Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Belgin Aksoy'un kazı yapılabilmesi amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığına müracaat edeceği öğrenildi.

Bakanlığın gerekli izinleri vermesinin ardından bölgede yüzey araştırmalarından arkeolojik kazıya geçilecek.
Kazıların başlaması halinde, bugüne kadar yüzeyden tespit edilen tahkimat sistemi, yerleşim alanları, yapı kalıntıları ve yerleşimin kronolojisine ilişkin birçok sorunun arkeolojik verilerle açıklığa kavuşturulması hedefleniyor.

Yaklaşık 100 yıldır "Havuz Aslanı" ile biliniyor
Havuz-Aslantaş'ın arkeoloji dünyasındaki geçmişi yaklaşık bir asır öncesine uzanıyor.
Doç. Dr. Belgin Aksoy ve Dirk Paul Mielke tarafından yayımlanan "Doğal ve Arkeolojik Yönleri ile Kangal Havzası'nda (Sivas) Bir Yerleşim Bölgesi: Havuz-Aslantaş ve Karaseki" başlıklı bilimsel makaleye göre, yerleşim 1928'de bazalttan yapılmış büyük bir Geç Hitit aslan heykelinin bulunmasıyla tanındı. Günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenen yaklaşık 1,60 metre yüksekliğindeki eser, mimariyle bağlantılı bir "kapı aslanı" olarak değerlendiriliyor. Eser, Geç Hitit sanatının geç dönemine, MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendiriliyor.

Ancak aslan heykelinin uzun süredir bilinmesine rağmen Havuz-Aslantaş, yakın döneme kadar kapsamlı ve sistematik bir araştırmaya konu olmadı. Yeni dönem çalışmalar 2022'de Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izniyle başlatıldı ve daha sonra Karaseki ile çevresine genişletildi. Araştırmaların temel hedeflerinden biri, özellikle Demir Çağı'nda bölgedeki yerleşim düzenini ve bölgeler arası ilişkileri ortaya koymak olarak belirlendi.

Kale, aşağı kent, surlar ve kuleler tespit edildi
Yüzey araştırmaları, Havuz-Aslantaş'ın basit bir yerleşimden çok daha kapsamlı bir yapıya sahip olduğuna ilişkin önemli veriler ortaya çıkardı.
Bilimsel çalışmada yerleşimin surlarla çevrili yukarı ve aşağı kale ile yamaçta kurulan aşağı kentten oluştuğu, Karaseki Platosu'nda ise çok sayıda tümülüs ve geniş yapı gruplarının tespit edildiği belirtiliyor. Havuz-Aslantaş ve platonun özellikle Demir Çağı'nda yoğun biçimde yerleşime sahne olduğu değerlendiriliyor.
Yukarı kalenin yaklaşık 1,3 hektarlık alan kapladığı, sur sisteminde dörtgen planlı 10 kule bulunduğu ve bazı bölümlerde sur duvarlarının genişliğinin 2,5 metreye ulaştığı tespit edildi.
Yaklaşık 3 hektarlık aşağı kalenin ise sur, kule ve doğal oluşumlardan yararlanılarak oluşturulan savunma sistemiyle korunduğu belirlendi. Araştırmacılar, bu alandaki kulelerin 7,5 metre genişliğe ulaşabildiğini kaydetti.

Stratejik yolları kontrol eden bölgesel merkez olabilir
Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de Karaseki'nin coğrafi ve stratejik konumu oldu.
Karaseki Platosu, Sivas'tan Malatya'ya uzanan kuzey-güney güzergahının yanı sıra Altınyayla, Şarkışla ve Gemerek üzerinden Kayseri'ye ulaşan doğu-batı bağlantıları açısından önemli bir noktada bulunuyor. Araştırmacılar, bu konumun yerleşimin gelişmesinde etkili olduğunu değerlendiriyor.
Bilimsel çalışmada Havuz-Aslantaş'ın yanı sıra Kırkpınar, Halep Köprüsü ve Humarlı Kalesi ile çok sayıdaki tümülüsün, Karaseki çevresinde geniş bir arkeolojik peyzaj meydana getirdiği ifade ediliyor.
Araştırmacılar, mevcut verilerin Karaseki'de stratejik açıdan rol oynayan bir bölgesel merkezin varlığını düşündürdüğünü belirtiyor.

Geç Hitit, Urartu ve Frigya arasında kritik bölge
Havuz-Aslantaş ve Karaseki'yi önemli kılan unsurlardan biri de bölgenin Demir Çağı Anadolu'sundaki konumu.
Bilimsel verilere göre bölge, Geç Hitit, Urartu ve Frig kültür alanlarının arasında bulunuyor. Havuz-Aslantaş'ta bulunan kapı aslanı da Geç Hitit sanatının en kuzeydeki örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Bölgenin Geç Hitit krallıkları veya Tabal coğrafyasıyla ilişkisi daha önce çeşitli araştırmacılar tarafından gündeme getirilirken, Tabal'ın kuzey ve kuzeydoğu sınırlarının kesin olarak bilinmemesi Havuz-Aslantaş'ın önemini artırıyor. 10.58488-collan.1484236-3931070
Bu nedenle yapılması planlanan kazıların, yalnızca Havuz-Aslantaş'ın mimarisini değil, Hitit İmparatorluğu'nun yıkılışından sonraki dönemde Sivas ve çevresinin siyasi ve kültürel yapısını anlamaya yönelik yeni bilgiler sunması bekleniyor.

Yüzey araştırmasının cevaplayamadığı sorular kazıyla araştırılacak
Dört yıllık yüzey çalışmalarında yerleşimin ana hatları büyük ölçüde ortaya çıkarılsa da bazı önemli soruların kazı yapılmadan cevaplandırılmasının mümkün olmadığı görülüyor.
Nitekim araştırmacılar, yukarı kalenin giriş sisteminin planının yüzey verileriyle kesin olarak ortaya çıkarılamadığını ve bunun için kazıya ihtiyaç bulunduğunu belirtiyor.
Yerleşimin uzun bir kullanım geçmişine sahip olduğuna ilişkin veriler de bulunuyor. Yukarı kalenin 6 ila 10 metre kalınlığa ulaşan dolgular üzerinde bulunduğu, alandaki en erken seramiklerin Erken Tunç Çağı'na kadar tarihlenebildiği belirtiliyor.
Bu veriler, Havuz-Aslantaş'ın yalnızca Geç Hitit döneminde kullanılan tek dönemli bir merkez olmayabileceğine işaret ediyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığından gerekli iznin alınmasının ardından başlayacak kazıların, yerleşimin kesin tarihlendirilmesi, farklı yapı evreleri, sur ve kapı sistemleri ile Havuz Aslanı'nın ait olduğu mimari yapının anlaşılması açısından önemli veriler ortaya koyması bekleniyor.

Kaynak:Yunus BUDAKTAŞ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.