Lizzie Borden gerçek hikayesi: Netflix Canavar dizisi kurgu farkları

Lizzie Borden gerçek hikayesi: Netflix Canavar dizisi kurgu farkları
Canavar Lizzie Borden gerçek hikayesi nedir? Netflix Monster dizisinde hangi ögeler kurgu? Lizzie Borden cinayetleri ve dizi farkları hakkında tüm detaylar.

Amerikan tarihinin en gizemli ve tartışmalı cinayet davalarından biri olan Lizzie Borden vakası, 1892 yılında Massachusetts'in Fall River kasabasında yaşanan kan dondurucu olaylarla başlamış ve günümüze kadar popüler kültürün ilgisini canlı tutmayı başarmıştır. Babası Andrew Jackson Borden ve üvey annesi Abby Borden'ı baltayla vahşice öldürmekle suçlanan Lizzie Borden, mahkeme tarafından beraat ettirilmiş olsa da, toplum hafızasında "canavar" olarak anılmaya devam etmiştir. Netflix'in ünlü antoloji serisi Monster (Canavar), 4. sezonunda Monster: The Lizzie Borden Story adıyla bu karanlık ve çözülememiş hikayeyi yeniden gündeme taşımıştır. Bu yazıda, Lizzie Borden'ın gerçek hikayesini, cinayetlerin detaylarını, mahkeme sürecini ve Netflix dizisinde yer alan kurgusal ögeleri kapsamlı bir şekilde ayrıntıları haberimizde.

Lizzie Borden Kimdir?

lizzie-borden-gercek-hikayesi-netflix-canavar-dizisi-kurgu-farklari-2.jpg

Lizzie Borden, 1860 yılında Massachusetts'in Fall River kasabasında dünyaya gelmiştir. Varlıklı bir ailenin kızı olarak büyüyen Lizzie, dönemin tipik Viktorya dönemi genç kadın profiline uygun bir şekilde yetiştirilmiştir. Pazar okulunda öğretmenlik yapmış, kiliseye düzenli olarak gitmiş ve toplum içinde "kibar ve saygın" bir genç kadın olarak tanınmıştır. Ancak 1892 yılında yaşanan trajik olaylar, onun hayatını ve Amerikan tarihini derinden etkileyecektir.

Lizzie'nin babası Andrew Jackson Borden, Fall River'ın en zengin iş insanlarından biriydi. Emlak geliştiricisi olarak büyük bir servet biriktirmiş olmasına rağmen, aşırı cimriliğiyle tanınıyordu. Ailenin yaşadığı evde elektrik veya modern su tesisatı bulunmuyordu. Bu durum, aile içinde sürekli bir huzursuzluk kaynağıydı. Lizzie ve kız kardeşi Emma, babalarının gayrimenkullerini üvey annelerinin ailesine devretmesinden endişe ediyor ve mirası kaybetme korkusu yaşıyorlardı.

Cinayet Günü: 4 Ağustos 1892

4 Ağustos 1892 sabahı, Massachusetts'in Fall River kasabasında, Borden ailesinin evinde vahşi bir katliam gerçekleşti. O günün sabahında yaşananlar, Amerikan tarihinin en kanlı ve gizemli cinayetlerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Abby Borden'ın Ölümü

Sabah saat 09:30 civarında, üvey anne Abby Borden üst kattaki misafir odasını temizlerken, arkasından sessizce yaklaşan saldırgan tarafından kafasına indirilen 19 balta darbesiyle öldürüldü. Saldırının şiddeti o kadar büyüktü ki, Abby Borden olay yerinde hayatını kaybetti. Bu kadar çok sayıda darbe, saldırganın yoğun bir öfke ve nefret duygusuyla hareket ettiğini göstermektedir.

Andrew Borden'ın Ölümü

Zengin emlak geliştiricisi Andrew Jackson Borden ise saat 10:30 civarında eve dönüp salondaki kanepede şekerleme yaparken saldırıya uğradı. Yüzüne ve kafasına gelen 11 balta darbesiyle hayatını kaybetti. Andrew Borden'ın cesedi o kadar kötü durumdaydı ki, olay yerine gelen hizmetçi Bridget "Maggie" Sullivan cesedi ilk gördüğünde tanıyamadı.

Olay Anında Evde Kimler Vardı?

Cinayetlerin işlendiği sırada evde sadece ailenin 32 yaşındaki kızı Lizzie Borden ve hizmetçi Bridget "Maggie" Sullivan bulunuyordu. Hizmetçi Bridget kendi odasında dinlenirken, Lizzie'nin çığlıklarıyla aşağı indi ve Andrew Borden'ın tanınmayacak haldeki cesediyle karşılaştı. Lizzie, babasını bulduğunda komşuları çağırmak için yardım istemiş, ancak o sırada üvey annesinin cesedi henüz keşfedilmemişti.

Lizzie Borden'dan Neden Şüphelenildi?

Polis soruşturması çok hızlı bir şekilde okları Lizzie'nin üzerine çevirdi. Şüpheleri artıran ana unsurlar şunlardı:

Maddi Anlaşmazlıklar ve Miras Kavgası

Baba Andrew Borden oldukça zengin olmasına rağmen aşırı cimriydi. Evde elektrik veya modern tesisat yoktu. Lizzie ve kız kardeşi Emma, babalarının gayrimenkullerini üvey annelerinin ailesine devretmesinden korkuyor ve mirası kaybetmekten endişe ediyordu. Bu maddi anlaşmazlıklar, cinayetlerin en güçlü motivasyonu olarak görülüyordu.

Şüpheli Davranışlar

Lizzie, cinayetlerden birkaç gün önce eczaneden ölümcül bir zehir olan prussik asit satın almaya çalışırken görülmüştü. Ayrıca cinayetten birkaç gün sonra, üzerinde "mavi boya lekeleri" olduğunu iddia ettiği bir elbiseyi sobalarında yakarken yakalandı. Bu davranışlar, polisin şüphelerini daha da artırdı.

Çelişkili İfadeler

Lizzie, olay anında nerede olduğuna dair polise sürekli değişen ve çelişen hikayeler anlattı. İlk ifadesinde ahırda olduğunu söyleyen Lizzie, daha sonra bu ifadesini değiştirdi. Bu tutarsızlıklar, onun suçluluğuna dair önemli bir gösterge olarak değerlendirildi.

"Yüzyılın Davası" ve Beraat

Lizzie Borden tutuklandı ve Haziran 1893'te hakim karşısına çıktı. Dönemin medyasında büyük yankı uyandıran bu dava, Amerika'da "Yüzyılın Davası" olarak adlandırıldı. Ancak şaşırtıcı bir şekilde jüri, Lizzie Borden'ı suçsuz bularak beraat ettirdi.

Beraatın Temel Nedenleri

Beraat kararının arkasında birkaç önemli faktör vardı:

Toplumsal Cinsiyet Rolleri: Viktorya dönemi Amerika'sında, pazar okulunda öğretmenlik yapan, kiliseye giden "kibar ve saygın bir kadının" anne ve babasını baltayla parçalayabileceğine ne jüri ne de toplum inanmak istiyordu. Dönemin toplumsal cinsiyet normları, Lizzie'nin lehine işledi.

Somut Delil Yetersizliği: Cinayet silahı olduğu düşünülen baltanın üzerinde hiç parmak izi bulunamadı. Ayrıca Lizzie'nin üzerinde cinayetten hemen sonra hiç kan izine rastlanmamıştı. Bu delil yetersizliği, jürinin beraat kararında etkili oldu.

Savunma Stratejisi: Lizzie'nin avukatları, cinayetlerin bir yabancı tarafından işlendiği teorisini başarıyla savundu. Dönemin adli tıp ve kriminalistik bilgisinin sınırlı olması, savunmanın işini kolaylaştırdı.

Beraatten Sonraki Yaşamı

Lizzie mahkemede aklansa da kasaba halkının gözünde hiçbir zaman temizlenemedi. Babasından kalan devasa miras sayesinde kız kardeşi Emma ile birlikte Fall River'ın lüks bir bölgesinde büyük bir malikane satın aldı. Adını "Lizbeth" olarak değiştirdi ve gözlerden uzak, yalnız bir hayat sürdü.

1927 yılında, 66 yaşındayken ölene dek aynı kasabada yaşadı. Ölümünün ardından mirasının büyük kısmını hayvanları koruma derneklerine bıraktı. Bugün, cinayetlerin işlendiği Lizzie Borden Evi Müzesi, turistlerin konaklayabildiği ürkütücü bir pansiyon olarak işletilmektedir. Bu müze, her yıl binlerce turistin ilgisini çekmekte ve Lizzie Borden'ın hikayesini canlı tutmaktadır.

Netflix'in Monster: The Lizzie Borden Story Dizisi

lizzie-borden-gercek-hikayesi-netflix-canavar-dizisi-kurgu-farklari-1.jpg

Netflix yapımı "Monster: The Lizzie Borden Story", yaratıcıları Ryan Murphy ve Ian Brennan'ın imzasıyla, tarihi bir cinayet davasını modern bir psikolojik gerilime dönüştürürken gerçekleri kurguyla harmanlamıştır. Dizi, Viktorya dönemi baskısı altındaki kadın öfkesini temele alarak pek çok karakter ilişkisini dramatize etmiş ve tamamen kurgusal ögeler eklemiştir.

Dizideki Kurgusal Ögeler ve Karakter İlişkileri

  1. Lizzie Borden ve Hizmetçi Bridget Sullivan İlişkisi

Dizi, Lizzie (Ella Beatty) ile asi hizmetçi Bridget "Maggie" Sullivan (Vicky Krieps) arasında romantizme, cinselliğe ve ortak bir intikam fantezisine dayalı derin bir bağ kurar. Evdeki psikolojik şiddetten kaçmak için birlikte "cinsellik, güç ve intikam" üzerine kurulu hayali bir dünya yaratırlar.

Gerçek hikayede ise Lizzie ile Bridget arasında gizli bir aşk ilişkisi veya cinayet ortaklığı olduğuna dair hiçbir tarihi kanıt yoktur. Bridget, olay günü İrlandalı bir göçmen olarak evde işini yapan, cinayet anında pencereleri sildikten sonra kendi odasında dinlenen bir çalışandı. Mahkemede Lizzie aleyhine veya lehine şüphe uyandıracak radikal bir ifade vermemiş, olaydan sonra kasabayı terk etmiştir. Dizideki romantik ilişki tamamen kurgusaldır.

  1. Evdeki "Canavarlık" ve Psikolojik Şiddet

Dizide baba Andrew Borden (Charlie Hunnam) ve üvey anne Abby Borden (Rebecca Hall), Lizzie ve Bridget üzerinde sistematik bir aşağılama, manipülasyon ve zulüm mekanizması işleten iki karanlık figür olarak tasvir edilir. Cinayetler, bu ağır psikolojik ve fiziksel esarete karşı radikal bir "özgürleşme ve isyan" eylemi olarak sunulur.

Gerçek hikayede ise Andrew Borden gerçekten de oldukça sert, cimri ve soğuk bir adamdı; evde elektrik veya modern su tesisatı olmaması aile içinde büyük huzursuzluk yaratıyordu. Ancak dizideki gibi organize bir "işkence odası" atmosferinden ziyade, dönemin tipik katı ataerkil yapısı ve miras kavgalarından doğan bir soğuk savaş hakimdi. Dizi, bu soğuk savaşı çok daha yoğun ve dramatik bir şekilde yansıtmaktadır.

  1. Zaman Algısını Yıkan Antoloji Ögeleri: Aileen Wuornos Katkısı

Dizinin en şaşırtıcı ve tamamen kurgusal hamlesi, ünlü oyuncu Sarah Paulson'ın canlandırdığı Aileen Wuornos karakterinin dizide önemli bir yer tutmasıdır. Aileen Wuornos, 20. yüzyılın sonlarında aktif olan Amerikalı kadın seri katildir.

Gerçek hikayede ise Lizzie Borden 1892'de yargılanırken, Aileen Wuornos 1956 yılında doğmuştur. Ryan Murphy, iki farklı dönemin ünlü kadın katillerini / figürlerini metinsel bir paralellik ve kadın öfkesinin sosyolojik analizi amacıyla tamamen kurgusal bir anlatıyla bir araya getirmiştir. Realitede bu iki ismin bir araya gelmesi imkansızdır. Bu tercih, dizinin tarihsel gerçeklikten ne kadar uzaklaşabileceğinin en çarpıcı örneğidir.

Dizinin Tarihsel Gerçeklikten Sapma Nedenleri

Ryan Murphy ve Ian Brennan, dizide tarihsel gerçekliği kasıtlı olarak esnetmişlerdir. Bunun arkasında yatan temel neden, seyirciye "Baskı altındaki bir kadını şiddete iten şey nedir?" sorusunu sormak ve Viktorya dönemi kadın öfkesini modern bir perspektifle ele almaktır. Dizi, tamamen tarihsel bir belgesel olmak yerine, gerçek davayı esnek bir oyun alanı olarak kullanmıştır.

Bu yaklaşım, hem eleştirmenler hem de seyirciler tarafından farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Bazıları dizinin yaratıcı özgürlüğünü takdir ederken, bazıları tarihsel gerçeklikten bu kadar uzaklaşılmasını eleştirmiştir. Ancak dizi, Lizzie Borden hikayesini yeni nesillere tanıtma ve kadın öfkesi, toplumsal baskı ve adalet gibi evrensel temaları tartışma açısından önemli bir işlev görmektedir.

Lizzie Borden'ın Popüler Kültürdeki Yeri

Lizzie Borden, yalnızca bir cinayet davası figürü olmanın ötesinde, Amerikan popüler kültürünün kalıcı bir parçası haline gelmiştir. Hakkında sayısız kitap yazılmış, filmler çekilmiş, belgeseller hazırlanmış ve hatta çocuk tekerlemeleri bile üretilmiştir. "Lizzie Borden took an axe, and gave her mother forty whacks..." şeklinde başlayan ünlü tekerleme, onun hikayesinin ne kadar geniş bir kitleye ulaştığını göstermektedir.

Lizzie Borden Evi Müzesi, her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği bir mekan haline gelmiştir. Müze, hem cinayetlerin işlendiği evi hem de dönemin yaşam tarzını yansıtan objeleri sergilemektedir. Ayrıca müze, konaklama hizmeti de sunarak ziyaretçilere "cinayet evinde bir gece geçirme" deneyimi yaşatmaktadır.

Kaynak:Haber Merkezi

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.