SİVAS GELENEKLER VE GÖRENEKLERİMİZDEN KIRKLAMA

Nevin KILIÇ
Nevin KILIÇ
SİVAS GELENEKLER VE GÖRENEKLERİMİZDEN KIRKLAMA
08-12-2023

                 İnsanoğlunun yaratılışından var olduğu andan itibaren çözemediği, anlam veremediği, hatta adını koyamadığı sorunlar, güçler karşısında yaşamını sürdürme içgüdüsü ile bir takım inanç ve uygulamalar ortaya çıkartmıştır.  İnsanların yaşamlarını sürdürmelerinde tampon görevini görmüş bazı yörelerde hayatı kolaylaştırdığı kadar bazı yörelerde de zorlaştırmıştır. Geleneksel inanç ve uygulamalar ve sıklıkla başvurulan tedavi yaklaşımları yöreden yöreye, ülkeden ülkeye değişiklik göstererek asırlardır devam ederek günümüze kadar ulaşmıştır.  Bazı yörelerde hala devam ederken büyük kentlerde özellikle modernleşmiş hızlı gelişen kentlerde kaybolmaya yüz tutmuş gelenek görenek örf ve adetlerdir.  Yeni yetişen neslimizin geleneklerden bihaber olduğunu kırklamayı bilmediğini hatta duymadığına eminim.

 Zaman zaman Sivas’ımızda yaşatmaya çalışılan gelenek göreneklerimizden de bahsetmeye çalışacağım. Unutulmaya yüz tutmuş adetlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz.

 Bu günkü konum ‘’KIRKLAMA’’

 Hangi dönemde başladığı tam olarak bilinmese de asırlardır süregelen ve halen yöreden yöreye küçük farklılıklar göstermiş olsa da devam eden bir gelenektir bebeğin ve annenin kırkının çıkartılması. Kırklamak ta denir.

Doğumdan kırk gün sonra çocuğu ve anneyi kırklanması yapılır. Çünkü bazı kötülüklerden, hastalıklardan, uğursuzluklardan korumak amacıyla yapıldığı düşünülür.

 Bebek doğduktan 20 gün sonra yapılan kırklamaya yarı kırk, 40 gün dolunca da kırklama denir.

Yeni doğum yapan kadına kimi yörede “loğusa” kimi yörede ise “kırklı” denir. Yeni doğum yapan kadın 40 gün boyunca mecbur kalmadıkça evden çıkmaz. Ev halkı dışında misafir gelmez ve misafirliğe gidilmez. O dönemlerde genellikle evde doğum yapılırdı. o yörede yaşayan bu konuda bilgili tecrübeli kadınlar ebelik görevini yerine getirirlerdi. Zaman içinde gelişen toplum yapısı ve artan gelişen eğitim seviyesi nedeniyle hastanelerde doktor ve ebeler eşliğinde doğum yapılmakta. Teknolojinin gelişiminden faydalanılmakta.

Büyüklerin dediği gibi eskiden hastaneler doktorlar şehirlerde ve sayısı çok azdı. Kırsal kesimlerde çok az sağlık ocağı doktor, hemşire ve ebe bulunurmuş. Bu nedenle kırsal kesimlerde mahallelerde köyde tecrübeli kadınlar doğumları yaptırır ebelik görevini üstlenirmiş. Bu tıbbi bilgisizlik ve imkansızlıklardan dolayı doğum yaparken çok anne ve bebek ölümleri yaşanmıştır.

 Yeni dünyaya gelen bebeğin yatağının üst kısmında bir adet Kuran’ı Kerim bulundurulur. Yastığına büyük yorgan iğnesi denilen iğne kakılır.  Kırk gün boyunca anne bebeği kötü ruhlardan yani üç harflilerden korumak için yalnız bırakılmaz. Halk arasında Kırk basması adı verilen bir inanış vardır.  Kırk basması şeytanın farklı kılıklarda yeni doğum yapan annenin gözüne göründüğü söylenir., üç harfli dediğimiz cin, alkarısı, kara kura gibi varlıkların anne ve bebeği korkutması, zarar vermesi olarak bilinir. Burada dini ve bilimsel olarak açıklamasından bahsetmiyorum.

 Anne ve bebeğin kırkı çıkana kadar misafir gelmez, misafirliğe de gidilmez. Anne ve bebek hastalanırsa kırk bastı derler. Kırk günü tamamlayan anne ve bebeğin kırkının çıkartılma işlemi yapılır.  Kırklama yapılırken besmele çekilir, dualar okunur. Önce anne kırklanır sonra bebeğini kucağına alır birlikte yıkanır. Şimdiki gibi banyo ve çeşitleri yoktu elbette. İnsanlar cağlık adı verilen odanın bir köşesinde küvet şeklinde yapılmış yerlerde taşıma suyla yıkandıkları yerlerde cağlık olmayan yerlerde ise anne leğenin içerisine oturur; önce kadının sağ omuzdan şifa, rahatlık, uyku suyu olmak üzere üç defa; sonra başın üzerinden üç defa aynı şekilde, son olarak da sol omuza üç defa çocuğa aynı anda olmak üzere su dökülür. Besmeleyle birlikte annenin ve bebeğin üzerine tutulan kalburun içine su dökülür. Kırklamadan sonra bebeğin kırk mevlidi, Yasin’i Şerif okunur. Gelen misafirlere ikramlarda bulunulur. Kırklama yapılması yöreden yöreye bazı değişiklikler gösterir demiştik. Bazı yörelerde kırklama suyuna para, altın, gümüş, taş, gül gibi objeler koyarlar. Her bir objenin anlamı vardır.

Bu obje ve anlamlardan bazıları ise;

Bebek büyüyünce kuvvetli olsun diye akan suyun ağzından kırk taş toplanır ve kırk suyuna katılır. Bebek sarılık olmasın diye altın katılır.

Bebek temiz ahlaklı olsun diye gümüş katılır.

Bebek büyüyünce eşsiz kalmasın, yüzüğü takılsın diye yüzük katılır.

Nazar değmesin diye boncuk katılır.

Zengin olsun diye metal para katılır.

Annemin anlattığına göre Sivas’ta sadece kırklama suyuna altın yada gümüş attıklarını biliyorum.

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?