USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

DÜŞÜNCE VE UYGULAMA BAĞLAMINDA TEZKİYE-İ NEFS-II

13-12-2021

Nefs Tezkiyesinin Meyvesi: Ahlâk-ı Hamîde

Nefs tezkiyesi neticesinde ulaşılan güzel ahlâk/ahlâk-ı hamîde sûfîlerin ulaşmayı arzuladıkları ideal hedefleridir. Bu hedefi Şeyh İslam (ö.?);

“Senin maksudun sendin özge nen ol,

O şol maksudunga bu nîstlik men ol,

Kimün bolsa menlik meni bolmagay,

Tilek bir ve-lîkin hicâb yüz min ol” (Şeyh İslam, Mu’înü’l-Mürîd, Hazırlayanlar: Recep Toparlı, Mustafa Argun, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara 2008, s. 142. Şeyh İslam’ın bu konudaki geniş değerlendirmeleri için bkz., Adem Çatak, “Şeyh İslam’ın Mu’înu’l-Mürîd Adlı Eserindeki Bazı Tasavvufî Kavramlar”, Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/2 Spring 2012, s. 286-297.) dizeleri ile dile getirmiştir. Ahlâk-ı hamîdeye ulaşabilmek için kavramı tanımayı ve hedefe ulaşma yollarını ifade eden âlimlerin konuya dair bazı görüşleri şu şekildedir:

Hallac-ı Mansur: ‘Yüce ahlâk, Hakk’ı mütalaa ettikten sonra artık halkın eziyetinin seni etkilememesidir.’

Kettani: ‘Tasavvuf, ahlâktan ibarettir. Kim ahlâken senden fazla olursa tasavvufta da senden fazla olmuş olur.’

Şah b. Şüca’ el-Kirmanî: ‘Güzel ahlâkın alâmeti başkasına ezâ etmeyip insanların ezâ ve sıkıntılarına katlanmaktır.’ (Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyrî Risalesi, Yasin Yayınevi, İstanbul 2003, s.331-335.)

Tevazu, insanlarla iyi geçinme, îsar/başkalarını kendine tercih etme, afv ve müsamaha, güler yüzlü olmak, yumuşak muamele, yapmacık davranışları terk etme, bolca ihsanda bulunma, aza kanaat etme, münakaşadan uzak durma, insanları sevme ve onlarla kaynaşma, iyilik yapana teşekkür etme ve dua etmek gibi birçok ilkeyle güzel ahlâk sâhibi olmanın önemini ve yöntemlerini dile getiren âlimlerin (Şihabüddin Sühreverdî, Avarifü’l-Maarif, Çeviren: Dilaver Selvi, Semerkand Yay., İstanbul 1999, s.289-367.) günümüz insanına bu konuda tavsiye edeceği önemli mesajlar vardır. (Örnek olarak bkz., Vahit Göktaş, “Tasavvufi Terbiye’nin Günümüz Din Eğitim-Öğretimine Sunabileceği İmkânlar”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 52:2 (2011), s. 137-155.) Başlı başına büyük çaplı çalışmaları gerektiren bu önemli konuyu misal olması bakımından Hz. Mevlânâ’nın günümüz insanına yön veren bazı mesajlarının dile getirildiği şu satırlarla vaazımızı noktalayalım: “Hz. Mevlânâ’ya göre kâinatın özü olan insan, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olma şerefine sâhip yüce bir varlıktır. Ancak madde ve ruhtan müteşekkil olan bu varlık, madde yönüyle süflî, mana yönüyle ulvî âlemlere ulaşır. ‘Bağları kopar ve özgür ol ey oğul!’ diyerek insanlığa hitap eden Hz. Mevlânâ ‘İnsan-ı Kâmil’ mertebesine, ben duygusunun öldürülmesi ve nefsî arzulardan kurtulmakla ulaşılabileceğini söylemektedir. Bunun için insan, evrensel hayatı ezelden yaratan ilâhî gücü, vahdaniyet yâni birlik sıfatıyla, ruhunun ta derinliklerinde hissederek kendisini arındırmanın mücadelesine koyulmalıdır. Ona göre toplumdaki kötülerle ve kötülükle mücadeleden önce fertler, kendi içlerindeki düşmanı görmeli, bencilliği, makam ve mevki sevdasını terk etmeli, ilmin gururuna kapılmamalı, ihtiraslarına yenilmemeli ve hepsinden önemlisi Allah yolunda ‘ölmeden önce ölmeyi’ bilmelidir. Bu yolda kişi yiğitliğin hakkını vermeli, gerek ferdî gerekse toplumsal yaşantısında zorluklardan yılmamalıdır. Hz. Mevlânâ’ya göre aynı dili konuşanlar değil; aynı duyguları paylaşanlar anlaşır. Sevgi, tahammül ve hoşgörü ile açılmayacak kapı yoktur.

“Sevgiyle acılar tatlılaşır, sevgiyle dertler şifa bulur. Sevgiyle ölüler dirilir. Sevgiyle padişahlar kul olur. Barış dalgaları kalplerden kinleri atar, savaş dalgaları ise sevgiyle altüst eder. Kin ve nefret gelince göze yüz perde iner, marifetler görünmez olur. İnsanoğlu ihtiyaçlarına çözümler ararken akıl ve bilginin en üstün değer unsurları olduğunu bilmelidir. Fakat akıl sınırsız olan bilginin çok az bir kısmını ihata edebileceğinden, hakikati aramada o, küllî akla müracaat etmek zorundadır. İnsan bu engin ufuklara ancak akl-ı küll ile ulaşabilir. Güç, adâlettir; adâlet ise herkese lâyık olduğunu vermektir prensibini benimseyen Mevlânâ, doğrunun ve hakkın hâkim kılınması, yanlışlıkların ve kötülüklerin bertaraf edilmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamasını, bu uğurda sabır, metanet, tahammül, sevgi ve hoşgörüyle ilerlenmesini öğütler.” (Abdullah Öztürk, “Modern İnsanın Buhranlarına Hz. Mevlana’nın Mesajları”, Sekizinci Milli Mevlana Kongresi (Tebliğler), Selçuk Üniversitesi Basımevi, Konya 1997, s.145-154.)

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?