TAÇSIZ ve TAHTSIZ KRAL ALİYA

Ne   zaman  aklıma  Bosna  gelse   Batının  o  mağlup  olmuş  insanlığını, tüyler  ürpertici  zalimliğini, kan  dondurucu   kitle  soykırımını   hatırlarım. Avrupa'nın    tam  ortasında   1992'de başlayıp  dört  yıl  süren   bu  hayasız  akına (Türkiye  ve  birkaç  ülke  hariç )  birçok  dünya  ülkesi  kör, sağır ve  dilsiz  olmuş,  yapılan  zulmü  nedense   görmezden  gelmişlerdi. Hiçbir  şey  yapmadıkları gibi  hatta  dolaylı  yönden  yardım bile  etmişlerdi. Bir   canavara  dönüşerek,  tarihe  adlarını  kanla yazdıracak  olan  Sırp ve Hırvat askerleri, komutanlarından  aldıkları emirle  daha  düne  kadar   kapı bir  komşuları olan   Boşnak  kadınları, erkekleri, yaşlıları, çocukları, bebekleri  hunharca  katlediyordu. Aslında  ölüm, Avrupa 'nın   gözünde  sadece bir rakamdan  ibaret  olan  Boşnaklara  değil, insanlığa   uğramıştı. Ve   maalesef   hiç gitmedi.
Tanıklık  yaptığım  o  yılları düşündükçe  hala   kalbim  titrer,  gözlerim  dolar. Sadece Bosna Hersek'in  değil  medeniyetimizin ortak değeri, mazlum  ve  savunmasız   bir  halk   adına  ayağa  kalkmış, Bosna'yla  özdeşleşerek   özgürlüğün   simgesi  haline  gelmiş  olan  Aliya  İzzetbegoviç'i   de hatırlarım. Bosna'nın  hafızalara  ve  tarihe  taşınan  o  muhteşem   bağımsızlık   mücadelesindeki   en  önemli   ana  rol   onundur  çünkü…
Ruhunu   rahmana   teslim edişinin   on  birinci   sene-i  devriyesinde,  onu   dualarla, saygıyla  ve  şükranla  andık   geçtiğimiz  pazar… 8   Ağustos  1925  yılında  başladığı   hayatı,  19 Ekim 2003  yılının  Ekim'inde,  yıldızların  altından geçerek   son  bulmuştu. Cenazesi     -  yağmurlu   bir  günde- gökyüzü  tekbir  sadalarıyla  inlerken,  yağmur alsın  diye  kubbesi  açık bırakılan kabrine  defnedilmişti.  
Bedeli   çok  ağır  olsa  da   bağımsız  Bosna  kimliğini  tüm  dünyaya  tanıtmak  için hayatı  boyunca  cesurca   mücadele  eden    özgürlük  savaşçısı   bu  yegane  insanı,  diğer  dünya  liderlerinden  ayıran  en  önemli  fark neydi?  
       Siyasetçi  her  zaman  vardır  ama  devlet  adamı  bulmak  kolay  değildir. O,  yakın  tarihimizin ve   Avrupa'nın   son  yüzyılda  gördüğü  en  önemli   devlet  adamı, entelektüel  bir  alt  yapıya  sahip, felsefi   ağırlığı  olan  bilge  bir  Müslümandı.  ''Bilge  Kral''  lakabını  fazlasıyla hak  eden  çağdaş  bir  aydındı.  Onun   fikirlerinin  derinliğini ve  birikimini   daha  iyi  anlamak  için  özellikle :  ''İslam  Deklarasyonu, Tarihe Tanıklığım, Köle  Olmayacağız, Doğu  Batı  Arasında  İslam, Özgürlüğe  Kaçışım (mahkumken  yazdığı),  Konuşmalar ,  Bosna   Mucizesi   ve   Anılarım   adlı   dünyaca  ünlü  kitaplarını  okumak  gerektiğine  inanıyorum.
Bütün   bunların  yanı  sıra   benim  nazarımda onu  seçkin bir mücahit  yapan,  Avrupa' da   bütün  kıyım ve zulme  rağmen  demir  gibi sağlam bir  maneviyatla   Müslüman  olmanın , ''Her şeye kadir olan Allah'a  and  olsun  ki  köle olmayacağız.'' Diyerek   üçüncü  bir  yolu  seçmenin,  dünyaya  İslâm'ın tutsak  edilemeyeceğinin, Hak  ve  halk  için  zalimlere  karşı  direnmeyi  tüm  ümmete  göstermenin  ispatıdır  o. Bir  ömrü  bir  sevdaya  adayarak,  başı  dik  ve  onurlu  olarak  ölmenin   adı  olmasıdır.
Emsaline   az  rastlanır  bir  lider  olan  Aliya'nın,  Bosna'da  efsane haline  gelen  'devasa  haç' cevabını  burada  hatırlatmanın  da  tam  zamanıdır.
En  ağır  ve  o   zor  günlerde  İslam  adına ne varsa yakılıp yıkılıyordu. Köprüler, camiler, hanlar… Osmanlı'ya  ait   çok  değerli  bir  eser  olan  olan  Mostar Köprüsü  de tüm dünyanın gözü önünde canlı yayında  bombalanarak yıkılmıştı. Mostar'ın en hakim tepesi  Hum tepesine ise devasa bir haç dikilmişti.
Bakın  bu konuyu  Aliya'nın en  yakınları   nasıl  aktarıyor:
''Bosna Savaşı  esnasında, Osmanlı   yadigârı,  Mostar Köprüsü'nün bulunduğu Mostar şehrinde Hırvat komutanla  görüşen Aliya   İzzetbegoviç'e,  komutan, tehdit havasında dağın tepesine dikilen devasa büyüklükteki  haçı   göstererek "Bak, biz haçı nasıl diktik. Şimdi sizin hilâlden daha yukarıda bir haçımız var. Bunu kaldırmaya gücünüz yeter mi?" diye manalı bir soru sorar. Aliya  İzzetbegoviç  de, bu söz karşısında meseleyi gülümseyerek geçiştirir,  "Hele bir gün geceye dönsün" der.
Akşam karanlığı basınca da Hırvat  komutanını   dışarıya davet edip şahadet parmağını göğe kaldırarak tüyleri diken diken eden şu sözleri söyler: "Sayın komutan, şimdi sen de bir semaya bakıver! Şu hilâli ve yıldızı görüyor musunuz? Senin onları yok etmeye gücün yeter mi? Ne kadar yükseklere haç  dikseniz  de onu geçemezsiniz ve asla onu oradan da indiremezsiniz. Onlar semada olduğu müddetçe biz  de inşallah varlığımızı devam ettireceğiz! "
"Biz kaybettik  ama onlar kazanmadı." Diyen  kahraman  Aliya... Tarih ve biz seni  asla unutmayacağız . Bu   ümmet   kıyamete  kadar   hep   seni  hayırla  anacak  efsane   komutan.  Ruhun ebedde,  davan  bizimle devam  edecek .
Ve  duam  şudur  ki,  Allah  senin  gibi  Aliyaları   yeryüzünden  hiç  eksik  etmesin.
Mekanın  cennet  ve  âli olsun inşallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi

6 Eylül Tarihli Gazetemiz

06 Eylül 2025 Cumartesi 11:32

7 Ağustos Tarihli Gazete...

07 Ağustos 2025 Perşembe 09:57

6 Ağustos Tarihli Gazete...

06 Ağustos 2025 Çarşamba 10:35

5 Ağustos Tarihli Gazete

05 Ağustos 2025 Salı 10:24

4 Temmuz Tarihli Gazete...

04 Ağustos 2025 Pazartesi 10:16

2 Ağustos tarihli gazetemiz

02 Ağustos 2025 Cumartesi 09:18

1 Ağustos tarihli gazetemiz

01 Ağustos 2025 Cuma 10:16

31 Temmuz Tarihli Gazete...

31 Temmuz 2025 Perşembe 11:07

30 Temmuz Tarihli Gazete

30 Temmuz 2025 Çarşamba 10:05

29 Temmuz Tarihli Gazete

29 Temmuz 2025 Salı 10:11