Eyüp YENEROĞLU

Eyüp YENEROĞLU

Yarılma : Gazze’de Düşen Maske

Vicdan Nasıl Susar

Gazze’de artık sadece ölüm yok. Daha ağır bir şey var: alışma. İnsan, her gün tekrar eden kötülüğe bir süre sonra bakmayı öğreniyor. Sonra bakıp geçmeyi. Sonra geçip susmayı. Vicdan işte tam burada ölmez; önce yorulur, sonra ertelenir, en sonunda da kendi sessizliğine alışır.

Gazze’yi sadece bombalanmış bir coğrafya gibi okumak eksiktir. Orası aynı zamanda modern insanın, modern devletin ve modern medeniyetin ahlaki sınavıdır. Çünkü bazı yerlerde sadece insanlar ölmez; insanın doğruyla kurduğu ilişki de açığa çıkar. Gazze bugün tam da böyle bir yerdir.

Orada yalnız çocuklar ölmedi. Hakikatin bedelini taşımayan dünyanın iç yüzü de ortaya çıktı. Çünkü ahlaki körlük, çoğu zaman görmemekten değil; gördüğü halde sarsılmamaktan doğar. Gazze’ye bakıp hâlâ düzen, güvenlik, denge, meşruiyet diyebilen bir dünya, aslında ölümleri değil; kendi vicdanını yönetmektedir.

Ve belki de meselenin en karanlık tarafı budur: İnsan bazen zulme ortak olurken bağırmaz. Sadece susar. Sadece bekler. Sadece başka bir güne geçer. Gazze’yi büyük yapan da yalnız acısının büyüklüğü değil; o acı karşısında dünyanın ne kadar küçüldüğünü göstermesidir.

Ahlaki Körlük Bir Anda Başlamaz

Vicdan bir anda susmaz. Önce kendine mazeret bulur. Ne yapabilirim der. Benim elimden ne gelir der. Zaten dünya böyle der. Sonra bu cümleler sadece bireyin değil, kurumların, devletlerin, medyanın ve diplomasinin dili haline gelir. Böylece kötülük yalnız işlenmez; taşınabilir, konuşulabilir, ertelenebilir bir şeye dönüşür.

Ahlaki körlük tam burada başlar. Körlük, gerçeği hiç görmemek değildir. Gerçeği göre göre onun karşısında iç sarsıntısını kaybetmektir. Gazze’de enkaz görünür, beden görünür, açlık görünür, korku görünür; ama bütün bu görünürlük, hüküm üretmez. Çünkü mesele bilgi eksikliği değildir. Mesele, bilinen hakikatin bedelini taşımaya yanaşmamaktır.

Bir süre sonra daha korkunç olan olur: İnsan vahşetin kendisine değil, ritmine alışır. Gazze artık bir felaket değil, günlük akışın bir parçası haline gelir. Yıkım tekrar ettikçe, dehşet sıradanlaşır. Her gün olan şey, bir süre sonra normal görünmeye başlar. İşte kötülüğün en tehlikeli biçimi de budur. Sadece öldürmesi değil, öldürmeyi olağanlaştırması.

Gazze’ye Alışmak

Bir felaketin sürekli hale gelmesi, ona karşı duyulan acıyı büyütmez her zaman. Bazen tam tersine, onu ehlileştirir. Sayılar artar, görüntüler çoğalır, kelimeler sertleşir; ama vicdan zayıflar. Çünkü tekrar eden acı, bir süre sonra insanın iç dünyasında yankı değil, yorgunluk üretmeye başlar.

Gazze’ye alışmak, sadece bir haber rejimine alışmak değildir. Yanlışın sürekli tekrar edilmesi karşısında hüküm verme yeteneğini kaybetmektir. İnsan artık “bu kabul edilemez” demez; yalnızca “bugün yine olmuş” der. İşte normalleşme budur. Zulmün bitmesi değil, taşınabilir hale gelmesidir.

Bu yüzden Gazze’de asıl tehlike sadece bombalar değildir. Bombaların ürettiği alışkanlıktır. Çünkü bir toplum, bir dünya, bir medeniyet önce zulmü savunarak değil; ona alışarak çürür.

Merhametin Gösteriye Dönüşmesi

Merhamet bile burada kirlenir. Çünkü acının kendisiyle değil, acının dolaşıma sokulan görüntüsüyle ilişki kurulur. İnsan yaraya değil, yaranın ekrandaki suretine tepki verir. Birkaç cümle kurar, birkaç paylaşım yapar, birkaç öfke gösterir; sonra kendi hayatına geri döner.

Böylece merhamet, vicdanın sarsıntısı olmaktan çıkar; gösterinin bir parçası haline gelir. Acı, dönüştüren bir hakikat olmaktan çok, tüketilen bir görüntüye dönüşür. İnsanlar yarayı taşımak yerine, yaranın etrafında dolaşan duyguyu tüketir.

Gösteri merhameti tam da budur. Gözyaşını ahlaka çevirmeyen, öfkeyi sorumluluğa dönüştürmeyen, acıyı sadece görünür kılan ama ona sadık kalmayan bir merhamet. Gazze’nin yarası burada da büyür. Çünkü bazen merhametin sureti, merhametsizliğin kendisi kadar yorucu olabilir.

Gazze’de Düşen Şey Sadece Bina Değildi

Gazze’de düşen şey yalnız binalar değildir. Batı’nın yıllarca insanlığa ölçü diye sunduğu dil de orada çökmüştür. İnsan hakları düştü. Hukuk düştü. Evrensel ahlak düştü. Çünkü bütün bu kavramlar, bedel gerektirdiği yerde geri çekildi.

Hakikat biliniyordu ama taşınmadı. Görüldü ama sahiplenilmedi. Sonra suskunluk siyasete, siyaset de meşruiyet diline dönüştü. Böylece yalnız ölüm değil, o ölümü yönetilebilir ve savunulabilir hale getiren bir medeniyet aklı da görünür oldu.

Gazze’de düşen şey yalnız Batı’nın maskesi değildi. Batı’nın kendi kendine anlattığı büyük hikâyeydi. Kendisini hukukla, insan haklarıyla, evrensel ahlakla meşru gösteren dünya, o kavramların bedel gerektirdiği yerde geri çekildi. Maske tam orada düştü.

Batı’nın Maskesi, İslam Dünyasının Sessizliği

Ama yara sadece Batı’ya ait değildir. İslam dünyası da bu acının karşısında hakikati omuzlamak yerine çoğu zaman hamasete sığındı. Öfkeyi direnişe çeviremedi. Yasını ahlaka dönüştüremedi. Acıyı sloganlaştırdı, fakat onun gerektirdiği yüzleşmeyi göze alamadı.

Suskunluğunu sabır, dağınıklığını kader, güçsüzlüğünü hikmet gibi sunan bir dünyanın Gazze için söylediği her söz, kendi iç boşluğuna da çarpar. Çünkü hakikat sadece karşı tarafı suçlamakla taşınmaz. Önce insanın kendi iç yarasıyla yüzleşmesini ister.

Bu yüzden Gazze karşısında biri kör, öteki dağınık kaldı. Biri suçu meşrulaştırdı. Öteki acıyı sloganlaştırdı. Ve her ikisi de hakikatin gerektirdiği bedelden uzak durdu.

Meşruiyetin Çöküşü

Gazze yalnızca bir savaş sahası değildir. Gazze, meşruiyetin çöküş sahasıdır. Bir düzenin kendini artık hakikatle değil, mazeretle ayakta tuttuğu yerdir. Çünkü meşruiyet, sadece hukuki kılıf değil; vicdanla doğrulanmış bir ahlaki ağırlıktır. Gazze’de bu ağırlık dağıldı.

Bugün orada sadece çocuklar ölmedi. Vicdanın ne kadar kolay susturulabildiği de ortaya çıktı. Ahlaki körlüğün nasıl medeniyet dili haline geldiği de ortaya çıktı. Merhametin bile nasıl gösteriye dönüşebildiği de ortaya çıktı.

Gazze’de düşen şey sadece maske değildi. İnsanın kendi hakikatine sadakatiydi. Ve bazen bir çağın en büyük yıkımı, binaların çökmesi değil; vicdanın susmayı öğrenmesidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp YENEROĞLU Arşivi

Yarılma: İlk Yarılma

25 Mart 2026 Çarşamba 09:36

Çanakkale: Çöküşe Direnen İrade

18 Mart 2026 Çarşamba 09:56

Ashab-ı Kehf : Bir Gün Sandılar

16 Mart 2026 Pazartesi 10:11

Ashab-ı Kehf : Mağaraya Doğru

14 Mart 2026 Cumartesi 10:00

Ashab-ı Kehf : Şehir Çürürken

13 Mart 2026 Cuma 11:17

Hz. Musa: Hızır’ın Perspektifinden

11 Mart 2026 Çarşamba 09:39

Hz.Musa : Asiye’nin Perspektifinden

09 Mart 2026 Pazartesi 10:16

Hz. Musa: Firavun’un Perspektifinden

07 Mart 2026 Cumartesi 12:42