Eyüp YENEROĞLU
Samimiyet
İnsanın Bölünmemiş Hali
İnsan bazen yalanı başkasına söylemez.
Kendine söyler.
Olduğundan başka görünür. Göründüğünden başka yaşar. Söylediğiyle taşıdığı, savunduğuyla yaşadığı, dışarıya sunduğuyla içeride biriktirdiği birbirinden ayrılır. İşte samimiyet meselesi tam burada başlar.
Samimiyet, iç ile dışın birbirini yalanlamadığı insan halidir. İnsanın sözüyle yönünün, görüntüsüyle niyetinin, iddiasıyla yaşayışının birbirini boşa düşürmemesidir. Kısacası, insanın kendi içinde parçalanmamasıdır.
Bu yüzden samimiyet, sadece dürüst konuşmak değildir. Dürüst bir bütünlük taşıyabilmektir.
Doğru Görünmek Değil, Doğru Olmak
Bugün birçok insan iyi görünmek istiyor.
Doğru görünmek. Duyarlı görünmek. İnançlı görünmek. Adil görünmek…
Ama görünmek ile olmak aynı şey değildir.
İnsan bazen öyle cümleler kurar ki dışarıdan bakınca her şey yerli yerindedir. Doğru kelimeler seçilmiştir. Doğru tavırlar sergilenmiştir. Doğru yerde susulmuş, doğru yerde konuşulmuştur. Fakat bütün bunların ardında, insanın kendi iç hakikati durmuyorsa, orada samimiyet değil, rol vardır.
Samimiyetin ilk şartı budur: Doğru görünmeye çalışmaktan önce doğru olmaya yönelmek.
Çünkü insanı yoran şey her zaman kötülük değildir. Bazen sürekli başka biri gibi yaşama çabasıdır.
Samimiyet Neden Bu Kadar Zor?
Çünkü samimiyet, insanın kendine karşı açık olmasını gerektirir.
İnsanın kendi niyetini görmesini
Kendi zaafını kabul etmesini. Kendi boşluğunu süslememesini. Kendi gösterisini fark etmesini…
Bu kolay değildir.
İnsan, başkasını kandırmadan önce çoğu zaman kendini kandırır. Kendi hırsına ideal der. Kendi öfkesine haklılık der. Kendi gösterisine hizmet der. Kendi korkusuna hikmet der. Böylece iç ile dış arasındaki mesafe giderek açılır; ama insan yine de kendini düzgün sanmaya devam eder.
Samimiyet tam da bu yüzden zordur. Çünkü insanın başkasıyla değil, önce kendisiyle yüzleşmesini ister.
Samimiyet ve Gösteri
Çağımızın en büyük hastalıklarından biri gösteridir.
İyilik gösteriye dönüşüyor.Acı gösteriye dönüşüyor.
Dindarlık gösteriye dönüşüyor.
Düşünce gösteriye dönüşüyor.
İnsan artık sadece yaşamak istemiyor; yaşadığını sergilemek de istiyor. Sadece inanmak istemiyor; inandığının görülmesini de istiyor. Sadece iyilik yapmak istemiyor; iyiliğin kendisine bir kimlik kazandırmasını da istiyor.
İşte samimiyet burada yara alıyor.
Çünkü gösteri arttıkça iç hakikat azalabiliyor. İnsan yaptığı şeyin doğruluğuna değil, bıraktığı etkiye odaklanıyor. Bir iyilik, gerçekten yük hafifletmek için değil de kendine ahlaki bir görünürlük sağlamak için yapılmaya başladığında, dışarıda güzel duran şey içeride zayıflamaya başlar.
Samimiyet, gösterinin değil hakikatin tarafında durmaktır.
Söz ile Hayat Arasındaki Mesafe
Samimiyet en çok burada sınanır.
İnsan ne söylüyor. Neye çağırıyor. Neyi savunuyor.
Ve bütün bunları hayatında ne kadar taşıyor.
Elbette hiçbir insan kusursuz değildir. Her söylediğini tam olarak yaşayabilen insan sayısı da azdır. Samimiyet, kusursuzluk değildir. Ama insanın söylediğiyle yaşadığı arasındaki mesafeyi fark etmesi ve bu mesafeyi azaltma gayreti göstermesidir.
Sözü yüksekte, hayatı alçakta olan insan samimiyet sorunu yaşar. İnsanlara sabır anlatıp kendi öfkesine teslim oluyorsa, adalet anlatıp kendi çıkarında körleşiyorsa, merhametten söz edip en yakınına sert davranıyorsa, burada mesele yalnızca eksiklik değildir. İç ile dış arasındaki yarık büyümeye başlamıştır.
Samimiyet, bu yarığı kapatma çabasıdır.
Samimiyet Kusursuzluk Değildir
Bu nokta önemlidir.
Çünkü birçok insan samimiyeti yanlış anlıyor. Sanki samimi insan hiç düşmeyen, hiç çelişmeyen, hiç yorulmayan, hiç eksilmeyen insanmış gibi… Oysa böyle bir insan yoktur. Samimiyet, kusursuz olmak değil; kusurunu örtmek yerine onunla dürüst biçimde yüzleşebilmektir.
İnsan bazen yorulur. Bazen düşer. Bazen korkar. Bazen eksik kalır.
Bütün bunlar mümkündür.
Samimiyet, bunların varlığını inkâr etmeden yürüyebilmektir. Kendini olduğundan büyük göstermemektir. Bir boşluğu cümlelerle kapatmaya çalışmamaktır. İçeride olmayan bir olgunluğu dışarıdan üretmemektir.
Bu yüzden samimi insan, kusursuz insan değil; sahte olmayan insandır.
Samimiyet ve Niyet
Samimiyet ile niyet arasında çok güçlü bir bağ vardır.
Niyet, insanın iç yönelişidir. Samimiyet ise o yönelişin dışarıya yalan söylemeden taşınması… İnsan bazen iyi bir niyet taşıdığını düşünür; ama davranışında o niyetin izleri yoktur. Bazen de doğru bir tavır sergiler; fakat içinde bambaşka bir hesap taşır.
Samimiyet, niyet ile görünüş arasında ahlaki bir uyum arar.
Bu yüzden samimiyet sadece dış dürüstlük değildir. İç tutarlılıktır. İnsanın kendi iç dünyasıyla kurduğu bağın bozulmamasıdır. İçeride başka, dışarıda başka olmamaktır.
İki yüzlülük yalnızca aldatma değildir. Bazen insanın kendi içinde ikiye bölünmesidir. Samimiyet, işte o bölünmeye karşı insanı toparlayan bir ahlaktır.
Samimiyet ve Cesaret
Samimi olmak cesaret ister.
Çünkü samimiyet, insanın süslerini azaltır. Görüntüye yaslanmasını engeller. Olduğundan büyük görünme ihtiyacını kırar. Bazen insanın alkış kaybetmesine, yanlış anlaşılmasına, hatta yalnız kalmasına neden olabilir.
Gösteri daha kolaydır.
Rol daha güvenlidir.
İmaj daha hızlı sonuç verir.
Ama samimiyet daha ağırdır. Daha yavaştır. Daha sessizdir.
İnsan samimi olduğunda, kendi iç gerçeğine dayanmak zorunda kalır. Bu da onu kalabalıkların onayına daha az bağımlı hale getirir. Çünkü artık esas derdi görünmek değil, sahici kalmaktır.
Samimiyetin ahlaki gücü de buradan gelir.
Samimiyet ve Dil
Samimiyet dilde hemen hissedilir.
Samimi insan, kelimeyi şatafat için kullanmaz. Etki üretmek için sürekli yük bindirmez. Sözünü büyütmek için içini küçültmez. Cümleleriyle bir karakter inşa etmeye değil, hakikati taşımaya çalışır.
Buna karşılık samimiyetin kaybolduğu dil kolayca anlaşılır. Fazla süslüdür ama sıcak değildir. Güçlü görünür ama içten değildir. Çok şey söyler ama az şey taşır. İnsan böyle bir dille karşılaştığında bir parlaklık görür; fakat bir derinlik hissetmez.
Çünkü samimiyet, sözün iç ısısıdır biraz da…
Söz ile kalp arasındaki bağ kopunca, cümle büyür ama insan küçülür.
Samimiyet ve Dindarlık
Samimiyetin en çok sınandığı alanlardan biri de budur.
İnanç, insanı derinleştirebilir. Arındırabilir. Yumuşatabilir. Ama aynı inanç, görünür bir kimliğe, toplumsal bir role, ahlaki bir üstünlük aracına da dönüşebilir. İnsan burada fark etmeden inandığı şeyi yaşamaktan çok, temsil etmeye başlar. Temsil büyüdükçe de iç hakikat zayıflayabilir.
Bu yüzden samimiyet, inancın iç temizliğidir.
İnsanın dini, ahlaki ya da düşünsel iddiasını gösteri malzemesine çevirmemesidir. Taşıdığı değeri, kendini büyütmenin aracı haline getirmemesidir. İnandığını başkası görsün diye değil, o inanç onu içeriden dönüştürsün diye yaşamasıdır.
Samimiyet olmadan dindarlık görünür olabilir; ama derin olmayabilir.
Samimiyet ve Ahlak
Ahlakın ayakta kalması için sadece doğru bilgi, iyi niyet ya da güzel üslup yetmez.
Sahicilik gerekir.
Çünkü samimiyet yoksa iyilik gösteriye, doğruluk kibre, tevazu role, merhamet imaja dönüşebilir. İnsan dışarıdan ahlaklı görünür; ama içten içe başka bir şey taşır. Böyle bir durumda ahlak, karakter olmaktan çıkar; sunuma dönüşür.
Samimiyet burada ahlakın iç tutkalıdır.
İç ile dışı birbirine bağlar. Sözü hayata, niyeti davranışa, inancı tavra, hakikati karaktere dönüştürür. İnsan ancak samimiyetle bölünmeden yaşayabilir. Aksi halde hep biraz rol, biraz hesap, biraz gösteri sızar hayatına.
Ve insan en çok da bu sızıntılarla yorulur.
Sonuç
Samimiyet, iç ile dışın birbirini yalanlamadığı insan halidir.
Sadece doğru konuşmak değildir.
Doğru görünmek de değildir.
İnsanın kendi içinde bölünmemesidir.
Söylediğiyle yaşadığı arasındaki mesafeyi fark etmesi…
Yaptığıyla niyeti arasındaki bağı koruması…
Olduğundan büyük görünmeye ihtiyaç duymaması…
Bütün bunlar samimiyetle ilgilidir.
Samimi insan kusursuz değildir. Ama yapmadığını yapmış gibi, yaşamadığını yaşamış gibi, taşımadığını taşıyormuş gibi davranmaz. Gösteriyle büyümez. Hakikate yaklaşarak derinleşir.
Çünkü insanı bozan şey bazen açık kötülük değildir.
İçeride başka, dışarıda başka yaşamaya alışmaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.