Eyüp YENEROĞLU
Vay Deli Gönül
İnsan Bazen Yokluktan Değil, İçinde Taşıdığı Ağırlıktan Yenilir
İnsan bazen yokluktan yenilmez. Düşmanından da yenilmez. Onu asıl yıkan, içinde taşıdığı ağırlıktır. Çünkü insanın büyük meselesi çoğu zaman güçsüzlüğü değil, kendine verilmiş imkânı nefsinin elinde çürütmesidir.
Ruhsatî son hükmü bu yüzden sert verir.
Mevlâ’m kanat vermiş uçamıyorsun
Bu nefsin elinden kaçamıyorsun
Ruhsati dünyadan geçemiyorsun
Topraklar başına vay deli gönül
Bu artık öğüt değildir. Bu, insanın yüzüne vurulmuş bir hükümdür.
Kanat Verilmiş İnsan
İnsana akıl verilmiş. Vicdan verilmiş. İrade verilmiş. Hakikati sezme kudreti verilmiş. Yani gerçekten kanat verilmiş.
Ama kanat verilmiş olması, uçabildiğin anlamına gelmiyor. Nice insanın bilgisi var, yönü yok. İradesi var, terbiyesi yok. Vicdanı var, cesareti yok.
Asıl trajedi de burada. Kanatsızlık değil, kanatlı olduğu hâlde yerde kalmak.
İnsanın Önündeki Asıl Engel
İnsan çoğu zaman dışarıdan şikâyet ediyor. Şartlardan. İnsanlardan. Düzenden. Talihinden.
Oysa asıl zincir çoğu zaman dışarıda değil, içeride.
“Bu nefsin elinden kaçamıyorsun”
Bazen insanı yoksulluk bağlamıyor; hırs bağlıyor. Bazen düşman değil, kibir bağlıyor. Bazen engel değil, kıyas bağlıyor. Bazen mahrumiyet değil, doymayan nefis bağlıyor.
İnsan nefsinin elinden kaçamadığında, kendi içindeki düşmana teslim oluyor. Akıl kendini kandırmanın aracına dönüşüyor. İrade arzuların hizmetine giriyor. Vicdan susuyor. Ve insan dışarıda değil, içeride yeniliyor.
Dünyadan Geçememek
Ruhsatî üçüncü darbeyi oraya indiriyor:
Ruhsati dünyadan geçemiyorsun.
Mesele dünyada yaşamak değil. Mesele ona takılmak.
Dünya geçilecek yer. Ama insan onu kalınacak yer sanıyor. Araç olması gereken şeyi amaç yapıyor. Misafir olduğu yerde mülk kuruyor. Yolcu olduğu yerde kök salmaya çalışıyor.
Geçememek budur. Eşyayı bırakamamak. Övgüyü bırakamamak. Kırgınlığı bırakamamak. Mülkü bırakamamak. Benliği bırakamamak.
Ve hiçbir şeyi bırakmayı öğrenemeyen insan, en büyük bırakılışa da hazırlanamaz.
Asıl Felaket
Belki de insanın en büyük felaketi şudur: Geçmesi gereken yerde kalmak.
O yüzden kaybedince yıkılıyor. Çünkü kalıcı sanmıştı. Yaşlanınca dağılıyor. Çünkü gençliği mutlak sanmıştı. Ölüm yaklaşınca ürküyor. Çünkü hayatı kendisinin zannetmişti.
Oysa burası geçilecek yerdi. Dönüp duran, eksilen, çözülen yer.
İnsan bunu anlayamadığında sadece aldanmıyor. Ağırlaşıyor. Nefsinin ağırlığıyla. Malının ağırlığıyla. Kibrinin ağırlığıyla. Kendi benliğinin ağırlığıyla.
Sonra da niçin uçamadığını soruyor.
Uçamıyorsun; çünkü çok yüklüsün. Geçemiyorsun; çünkü dünya sende fazla yer kaplıyor.
Topraklar Başına
Son mısra artık kapanıştır:
“Topraklar başına vay deli gönül”
Bu söz korkutmak için değil, ayıltmak için söylenmiş.
Çünkü bütün bu oyalanmanın sonu toprak. Bütün bu sürünmenin sonu toprak. Bütün bu kendini büyütmenin sonu toprak.
Ve insan orada daha açık görecek: Kanat verilmişti, uçamadı. Yol verilmişti, geçemedi. Hakikat çağırmıştı, nefsi ağır bastı.
Asıl acı da burada.
Bugünün İnsanı
Bugünün insanı da aynı yerde. İmkânı var ama yönü yok. Bilgisi var ama feraseti yok. Hızı var ama menzili yok.
Daha çok şeye ulaşıyor, ama kendine yaklaşamıyor. Daha çok biriktiriyor, ama hafifleyemiyor.
Çünkü modern insanın asıl krizi yetersizlik değil, ağırlık. Nefsinin ağırlığı. Dünyanın ağırlığı. Kendi üzerine çöken benliğinin ağırlığı.
Bu yüzden yükselmesi gerekirken sürünüyor. Geçmesi gerekirken takılıyor. Bırakması gerekirken sarılıyor.
Asıl Soru
Madem sana kanat verildi, neden hâlâ yerde sürünüyorsun? Madem önündeki asıl engel nefsin, neden hep dışarıyı suçluyorsun? Madem bu dünya geçilecek yer, neden burada kalacakmış gibi bağlanıyorsun?
Belki de insanın en büyük kaybı, hiç imkân bulamaması değildir. Bulduğu imkânı kendi nefsinin elinde tüketmesidir.
Belki de asıl yoksulluk, kanatsız olmak değil; kanatlı olduğu hâlde uçamamaktır.
Ve belki de bu serinin sonunda gönle söylenebilecek en ağır söz şudur: Sana yükselmek için imkân verildi. Sen oyalanmayı seçtin. Sana geçmek için yol verildi. Sen kalmayı seçtin. Sana hakikate yürüyecek bir vicdan verildi. Sen nefsinin etrafında döndün.
Öyleyse şimdi kendine şunu sor: Bu dünyadan gerçekten geçiyor musun, yoksa onun içinde yavaş yavaş kayboluyor musun?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.