Kalpten Kalbe Bir Yol: Sivas’ın Gönül Köprüleri

“Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldik.” der Yunus Emre. Bu toprakların mayasında var olan kadim “gönül” kavramı, bazen bir tebessümde, bazen bir dizede, bazen de bir okulun koridorunda yankılanan samimi bir sohbette vücut bulur. Geçtiğimiz günlerde Sivas Sosyal Bilimler Lisesi’nin bahçesine Recep Hocam ile birlikte girdiğimde, sadece bir etkinliğe değil; imkânsızlığın imkâna, sessizliğin senfoniye, karanlığın ise bir aydınlığa dönüştüğüne şahitlik ettim.

Sivas Kalpten Olsun Derneği’nin genç dimağlarla buluştuğu atmosferde, “Engel Olma Destek Ol” farkındalık söyleşisi ile insanı insan yapan cevherin ne et ne kemik, sadece ve sadece “kalp” olduğunu bir kez daha müşahede etme imkânı bulduk.

Sahnede dev yürekler vardı. Biri, henüz on üç yaşında, hayatın en hareketli çağında top oynarken düşüp işitme duyusunu kaybeden ama o günden sonra gönül kulağıyla tüm dünyayı dinleyen Mustafa Epik. Diğeri ise gözlerindeki ışığı yüreğine indirmiş, karanlığı kelimelerle aydınlatan bir muallim, bir gönül adamı Selman Devecioğlu.

Mustafa Epik’in hayat hikâyesi, bir düşüşten yükseliş destanı çıkarmaktır. O küçük yaşta sessizliğe bürünen dünyasını, yazdığı kitaplarla ve yaptığı çalışmalarla öyle bir doldurmuş ki, bugün onun bulunduğu yerden binlerce ses yükseliyor. Yazdığı eserlerde, sessizliğin aslında en büyük hitabet olduğunu, eylemin sözden üstünlüğünü anlatıyor insanlara. O ve arkadaşlarının önderliğinde “Kalpten Olsun” diyerek yola çıkan bu hareket, yardımı sadece bir paket dağıtmak değil, bir ruhu onarmak olarak görüyor. Mustafa Bey’in aktif yönlendiriciliği, takdire şayan bir irade beyanıdır.

Bir diğer isim de, Sivas’ta “Yiğido Dede” olarak tanınan, adımlarıyla bozkırı yeşerten Selman Devecioğlu Hoca. Görme engelli bir öğretmen olmanın çok ötesinde, o bir “gönül gözü” rehberidir. Selman Hoca’nın yazdığı kitaplar ve öğrencilerine aşıladığı “ışık”, karanlığın fiziksel bir durum değil, zihinsel bir tercih olduğunu yaşayarak gösteriyor. O, köy yollarında, okullarda masal anlatan, çocukların hayal dünyasına dokunan bir masal kahramanı gibi... Onun yönlendiriciliği altında gençlerin gözlerindeki parıltıyı görmek, Anadolu’nun bitmeyecek olan irfan geleneğinin gür akan ırmağıdır.

Anadolu irfanı demişken, bu güzel yürüyüşün arkasındaki “ulu çınarı” anmamak olmaz. Sivas’ın kültürel hafızası, ilim ve gönül dünyasının rehber ismi Prof. Dr. Recep Toparlı. Nam-ı diğer “Engellilerin Dedesi”. Recep Hoca, sadece akademik kimliğiyle değil, her an bu derneğin yanında saf tutan bir baba figürü olarak orada. Bir bilim insanının, kürsüsünden inip hayatın tam kalbine dokunması; engelli kardeşlerimizin her derdine derman olmak için didinmesi, bu şehrin en büyük şanslarından biridir. Onun bilgiyle harmanladığı babacan tavrı, derneğin çalışmalarına sadece güç değil, aynı zamanda bir estetik ve derinlik katıyor.

Hukuk alanındaki hizmetleriyle gençlere hayatın geleceğinde yol gösterici örnekleri sunan ve yüreklendiren Av. Mehmet Ali Ada yaşanmışlıklarını paylaştı bu anlamlı toplantıda. Dünden yarına azmin, çalışmanın insanın önündeki engelleri nasıl kaldırdığını müşahhas örneklerle ortaya koydu.

Ve en önemlisi ortaya koydukları temel hakikat şuydu: Eksiklik uzuvlarda değil; asıl eksiklik, paylaşmayı bilmeyen ve sevgiden mahrum kalmış ruhlardadır. Bu hakikati yalnızca bu salonda değil, bu şehrin ve köylerinin okullarında da gönülden paylaşmaya devam ediyorlar hep birlikte. Âşık Veysel’in memleketinde, “Uzun ince bir yoldayız” diyerek hakikatin izini sürenlerin mirasını, bugün bu güzel insanlar aynı vakar ve başarıyla omuzlarında taşıyorlar.

Etkinlik boyunca Mustafa Bey’in enerjisi, Selman Bey’in edebî ve bilge duruşu, Recep Hoca’nın koruyucu kanatları altında şekillenen ruh; “Sivas Kalpten Olsun” isminin ne kadar isabetli olduğunu ortaya koydu. Onlar sadece bir dernek çatısı altında yardımlaşmıyorlar; onlar bir şehir estetiği, bir gönül medeniyeti inşa ediyorlardı bir yönüyle de.

Yazmak, yalnızca kelimeleri art arda dizmek değildir; yazmak, insan ruhuna değen hakikatlere şahit olmak, zamanı aşan bir hissi satırlara emanet etmektir. O gün ben de orada, hiçbir engele boyun eğmeyen bir sevdanın; kalemiyle, kelamıyla ve yüreğinin inceliğiyle dünyayı daha yaşanılır, daha anlamlı kılan gönül insanlarının anlamlı ve derin ışığına şahitlik ettim. Öğrencilerinden öğretmenlerine, okul yönetimine tüm okulun yanında duran Millî Eğitim Müdür Yardımcısı Hüseyin Özcan ve Şube Müdürü Özkan Çamcı’nın katılımıyla taçlanan bu samimi dayanışma, bir programın ötesinde; gönülden gönüle kurulan güçlü bir vefanın, ortak bir iyilik iradesinin en zarif tezahürüydü. Böylesi çabalar sürdükçe, yalnızca şehrimiz değil, bütün bir memleket; insanın insana omuz verdiği, kalbin kalbe dokunduğu daha aydınlık sabahlara uyanacaktır.

İşte bu güzel insanlar, gönüllerin en derin, en mutena köşelerinde saklı duran o kıymetli iyilik cevherini sabırla ortaya çıkarıyor, onu emekle işleyerek insanlığa umut kılan bir ışığa dönüştürüyorlar.

İyi ki varsınız. Varlığınız, bu dünyanın hâlâ iyilikle güzelleşebileceğine dair en güçlü delillerden biridir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim YASAK Arşivi

Çiçek Sevmeyenler Korosu

07 Nisan 2026 Salı 11:05

Ve İnsanın, İnsan Kalabilme Çabası

25 Şubat 2026 Çarşamba 13:30

Ömrün Uyarıcı Durakları /Kandiller

17 Aralık 2025 Çarşamba 11:41

Albenili Dünyada Huzuru Beklemek

25 Kasım 2025 Salı 13:13

Eylül Sadece Bir Ay Değildir

21 Ekim 2025 Salı 11:43

Bir Ömre Neler Sığabilir?

03 Eylül 2025 Çarşamba 11:27