Eyüp YENEROĞLU

Eyüp YENEROĞLU

Akıl Otoritesi mi, Kutsal Otorite mi?

Gazzâlî–İbn Rüşd Tartışması Neden Hâlâ Bitmedi?

Modern siyasetin en derin krizlerinden biri şudur:

Yetkiyi ne meşrulaştırır?

Akıl mı?

Değerler mi?

Bilim mi?

İnanç mı?

Bu soru bugün yeniymiş gibi tartışılsa da, aslında İslam düşüncesinde yüzyıllar önce bütün açıklığıyla sorulmuştur. Tartışmanın iki sembol ismi vardır: İmam Gazzâlî ve İbn Rüşd. Ve aralarındaki ihtilaf, basit bir felsefe kavgası değil; doğrudan otorite meselesidir.

İbn Rüşd: Akıl Olmadan Meşruiyet Olmaz

İbn Rüşd’ün pozisyonu nettir: Aklı sınırlamak, toplumu korumaz; otoriteyi dar bir zümrenin eline bırakır.

Ona göre:

• Metinler yorumlanmadan anlam kazanmaz

• Yorumu mümkün kılan şey akıldır

• Aklın devre dışı bırakıldığı yerde, hakikat değil güç konuşur

Bugünün diliyle söylersek, İbn Rüşd şunu savunur:

Denetlenmeyen kutsallık, siyasallaşır.

Bu yüzden İbn Rüşd için akıl, sadece bireysel bir yeti değil; kamusal bir denetim aracıdır. Akıl sustuğunda çoğulculuk biter, eleştiri kaybolur, siyaset aidiyet üzerinden yürür.

Gazzâlî: Akıl Yetkiyi Ele Geçirdiğinde

Gazzâlî’nin itirazı ise çoğu zaman yanlış anlaşılır.

O, akla karşı değildir; aklın otoriteye dönüşmesine karşıdır.

Gazzâlî’ye göre filozoflar, aklı bir yöntem olmaktan çıkarıp nihai hakem hâline getirmiştir.

“Doğru olan, aklın söylediğidir” noktası, onun için en tehlikeli eşiği temsil eder.

Çünkü bu durumda:

• Teknik doğrular ahlaki doğruların yerine geçer

• Uzmanlık, sorgulanamaz bir iktidar üretir

• “Rasyonel zorunluluk” adı altında her karar meşrulaştırılabilir

Bugün “bilim böyle söylüyor” cümlesinin politik tartışmaları kapatan bir araca dönüşmesi, Gazzâlî’nin tam olarak uyardığı noktadır.

Asıl Çatışma: İki Farklı Korku

Bu tartışma bir haklı–haksız meselesi değildir.

Bu, iki farklı otorite korkusunun çatışmasıdır.

• İbn Rüşd, kutsalın siyaset tarafından araçsallaştırılmasından korkar

• Gazzâlî, aklın yeni bir dogmaya dönüşmesinden

Biri şunu sorar:

“Eğer aklı susturursak, kim konuşacak?”

Diğeri şunu: “Eğer aklı mutlaklaştırırsak, kim dur diyecek?”

Modern siyaset, bu iki soruya da tatmin edici bir cevap üretebilmiş değildir.

Bugün Bu Tartışma Nerede Duruyor?

Bugün bir yanda teknokratik dil var:

“Bu karar bilimsel bir zorunluluktur.”

Diğer yanda kutsal referanslar:

“Bu değerler tartışılamaz.”

Her iki dil de ortak bir noktada buluşur:

Tartışmayı kapatmak.

Oysa Gazzâlî–İbn Rüşd tartışmasının bize söylediği şey tam tersidir:

Sorun tartışmak değil, otoriteyi mutlaklaştırmaktır.

Sonuç: Stratejik Bir Denge Zorunluluğu

Akıl, yön bulmak için gereklidir.

Ama meşruiyetin tek kaynağı hâline geldiğinde baskı üretir.

Kutsal ve değerler, yön tayin eder.

Ama eleştiriden muaf tutulduğunda siyasete dönüşür.

Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey, taraf seçmek değil; denge kurmaktır.

Gazzâlî bize sınırı,

İbn Rüşd ise denetimi hatırlatır.

Ve modern yönetişim, bu iki uyarıyı birlikte ciddiye almak zorundadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp YENEROĞLU Arşivi