Eyüp YENEROĞLU
Kimse Bilmez Ahvalimizi
İnsan Artık Derinliğiyle Değil, Sayısıyla Ölçülüyor
Modern çağ insanı tanımıyor artık. Ölçüyor.
Kaç kişi tanıyor. Kaç kişi alkışlıyor. Kaç kişi izliyor. Kaç kişi takip ediyor. Kaç kişi onaylıyor. İnsan artık hakikatiyle değil, görünürlüğüyle değer görüyor.
Çünkü çağımızın en büyük yanılgılarından biri şu:
Sayılabilen şeyi değerli sanmak.
Muhyi’nin sözü tam bu körlüğün ortasına düşüyor:
Sayılmayız parmağ ile
Tükenmeyiz kırmağ ile
Taşramızdan sormağ ile
Kimse bilmez ahvalimiz
Bu yalnız bir derviş sözü değildir. Bu, insanı yalnız görünen tarafıyla okumaya çalışan zihne karşı söylenmiş büyük bir itirazdır. Çünkü insan bazen en görünmez yerinde büyür. Ve bazı hakikatler sayı ile ölçülemediği için küçülmez.
Sayı Çağı
Bugün her şey rakama çevriliyor.
Başarı rakam. Etki rakam. Dostluk rakam. Değer rakam. Hatta insanın kendine bakışı bile rakamlarla kuruluyor artık. İnsan ne kadar izlendiğine, ne kadar görünür olduğuna, ne kadar onay aldığına bakarak kendi kıymetini anlamaya çalışıyor.
Oysa sayı her zaman hakikati göstermez.
Kalabalık doğruyu garanti etmez. Görünürlük derinlik üretmez. Çok bilinmek, gerçekten tanınmak anlamına gelmez.
Ama modern insan buna inanıyor. Çünkü çağımız görünmeyeni değersiz sanıyor.
Bu yüzden herkes biraz daha görünmeye çalışıyor. Biraz daha duyulmaya. Biraz daha fark edilmeye. İnsan artık yaşamak için değil; kaybolmadığını ispat etmek için görünür olmak istiyor.
Sayılmayız Parmağ ile
Muhyi’nin ilk darbesi burada geliyor:
Sayılmayız parmağ ile.
Bu cümle yalnız kalabalığa karşı söylenmiş değildir. İnsanı niceliğe indirgeyen zihne karşı söylenmiştir.
Çünkü insanın asıl değeri:
Kaç kişi tarafından bilindiğinde değil,
Içinde ne taşıdığında ortaya çıkar.
Bugün çağın en büyük hastalıklarından biri, insanın kendini dışarıdaki yankıyla ölçmesi. Alkış azalınca küçüldüğünü sanıyor. Görünürlüğü düşünce değersizleştiğini düşünüyor. Sessiz kalınca yok olduğunu hissediyor.
Oysa hakikat çoğu zaman sessiz büyür.
Bir anne yıllarca kimsenin görmediği bir fedakârlık taşır. Bir insan kimsenin bilmediği bir iyilikle yaşar. Bir başkası içindeki büyük savaşı kimseye göstermeden verir. Ve bütün bunlar hiçbir sayıya sığmaz.
Çünkü insanın en büyük tarafı çoğu zaman görünmeyen tarafıdır.
Tükenmeyiz Kırmağ ile
Modern dünya sürekli kırıyor.
İnsanı hızla kırıyor. Kıyasla kırıyor. Başarısızlık korkusuyla kırıyor. Görünmez hissettirerek kırıyor. Yetmediğini fısıldayarak kırıyor.
Ve çağın insanı giderek daha kırılgan hâle geliyor. Çünkü iç merkezini kaybetti. Kendini dışarıdaki onayla kurduğu için, dışarıdan gelen her darbe onu dağıtıyor.
Muhyi burada başka bir yerden konuşuyor:
Tükenmeyiz kırmağ ile.
Yani insan yalnız darbelerle tükenmez. Asıl tükeniş, insanın kendi özünden kopmasıyla başlar.
İçi sağlam kalan insan her darbede dağılmaz. Çünkü kendini yalnız dışarıya yaslamıyordur. Bugün birçok insanın problemi kırılması değil aslında; iç dayanağını kaybetmesi.
Bu yüzden en küçük eleştiri bile insanı çökertiyor. Çünkü modern insanın ruhu sürekli dışarıdan besleniyor. Dışarıdan büyüyen insan ise dışarıdan gelen darbeyle küçülüyor.
Oysa bazı insanlar vardır:
Kırılır ama bozulmaz,
Yalnızlaşır ama küçülmez,
Kaybeder ama dağılmaz.
Çünkü kökü dışarıda değildir.
Taşramızdan Sormağ ile
Bu mısra çağın en büyük körlüklerinden birini açıyor.
İnsan artık birbirini dışından okuyor.
Kıyafetten. Statüden. Paylaşımdan. Meslekten. Görünüşten. Çevreden. Kimlikten. İmajdan.
Ve herkes birbirini tanıdığını sanıyor.
Oysa insanın taşrası başka, içi başkadır.
Bir insan sakin görünür ama içinde fırtına taşır. Güçlü görünür ama sessizce çökmektedir. Kalabalıklar içindedir ama derin bir yalnızlık yaşamaktadır. Sürekli konuşuyordur ama aslında içinden tamamen kopmuştur.
Modern çağın en büyük problemlerinden biri de budur:
İnsanlar birbirinin hayatını görüyor ama ahvalini bilmiyor.
Çünkü ahval, dışarıdan okunmaz. İçine yürünür.
Kimse Bilmez Ahvalimizi
Bu söz yalnız bir sitem değil. İnsan hakikatinin en derin cümlelerinden biri.
Çünkü insanın gerçek hikâyesini çoğu zaman kimse bilmez.
İçinde taşıdığı korkuyu. Geceleri neyle savaştığını. Hangi kırgınlıkla sustuğunu. Hangi yükle yürüdüğünü. Neden yorulduğunu. Neden dağıldığını. Neden bir türlü kendine dönemediğini.
Bugün herkes birbirini görüyor ama çok az insan gerçekten duyuyor.
Çünkü çağımız iletişimi büyüttü ama teması küçülttü. İnsanlar birbirine sürekli ulaşıyor ama birbirinin içine ulaşamıyor.
Bu yüzden modern insanın en büyük yalnızlığı kalabalık içinde yaşanıyor. Çünkü insan bazen terk edildiği için değil, hiç anlaşılmadığı için yoruluyor.
Görünürlük Çağında Kaybolan İnsan
Bugün insanın en büyük korkularından biri görünmez olmak.
Çünkü görünmeyen insanın değersizleşeceğine inanılıyor. Bu yüzden herkes kendini sürekli göstermeye çalışıyor:
Düşüncesini. Hayatını. Mutluluğunu. Başarısını. Acısını. Öfkesini.
Sanki görünür değilse gerçek değilmiş gibi.
Ama insan kendini sürekli gösterdikçe derinliğini kaybediyor bazen. Çünkü iç dünyası yaşanmadan sergilenmeye başlıyor.
Ve bir yerden sonra insan , yaşadığı için değil, göründüğü için var oluyor.
İşte çağın büyük kırılması burada başlıyor.
Asıl Yoksulluk
Asıl yoksulluk yalnızlık değildir belki de. İnsanın kendi iç hakikatinden uzak düşmesidir.
Kendi ahvalini bile unutmasıdır. Sürekli dışarıya bakarken içine yabancılaşmasıdır. Kendini başkalarının gözünden tanımaya başlamasıdır.
Çünkü insan kendi iç sesini kaybettiğinde, dünyanın bütün gürültüsü içine dolmaya başlar.
Ve orada artık hakikat değil, yankı yaşar.
Asıl Soru
İnsan neden artık kendini sayı ile ölçüyor? Neden görünür olmadığında eksildiğini sanıyor? Neden dışarıdan tanınmayı, gerçekten bilinmekle karıştırıyor? Ve neden herkes birbirini görüyor ama kimse kimsenin ahvalini bilmiyor?
Belki de insanı asıl tüketen şey kırılması değil; içinin hiç görülmemesidir.
Ve belki de bugün gönle en çok lazım olan şey yeni bir görünürlük değil, eski bir hakikattir:
Kimse bilmez ahvalimizi.
Çünkü insanın en büyük tarafı, çoğu zaman kimsenin görmediği yerde yaşar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.