Eyüp YENEROĞLU
Yanlış Güven
Bazen insan boğulmaz; kurtuluyorum sanırken kaybolur.
Nuh kıssasının en sarsıcı sahnesi tufan değildir.
En sarsıcı sahne bir tercihtir.
Su yükselirken bir baba oğluna seslenir. Oğul ise dağa güveneceğini söyler. Bu sahne yalnızca aile içi bir dram değildir; bir medeniyet yanılgısının sembolüdür.
Oğul kötü değildir. İsyankâr değildir. Kör değildir. O yalnızca yanlış güvenmiştir.
Ve bazen çöküş, kötülükten değil; yanlış güven duygusundan doğar.
O an, suyun sesi yakındı.
Baba uzaktan değil içinden sesleniyordu ona.
Oğul bunu duydu; ama duyduğu şey çağrı değil, panik gibi geldi.
Çünkü insan bazen hakikati, korkunun tonuyla karıştırır.
Güven Neye Dayanır
İnsan tehlike karşısında sığınacak bir yer arar. Bu yer bazen güçtür, bazen bilgi, bazen çoğunluk, bazen de maddi imkânlar. Güven, insanın hayatta kalma refleksidir. Ancak güvenin dayanağı yanlışsa, refleks insanı korumaz.
Oğul dağa güvenir. Çünkü dağ yüksektir. Yükseklik ona güvenlik hissi verir. Fakat bu güven fizikidir; ahlaki değildir.
Bir medeniyet yalnız fiziki tehditlerle yıkılmaz. Asıl çöküş, ahlaki zeminin kaybolmasıyla başlar. Ahlaki zemin çöktüğünde fiziksel tedbirler yetersiz kalır.
Yüksek yerler, alçalan değerleri kurtaramaz.
Dağ, ona sağlam görünür.
Çünkü insan, sağlamlığı çoğu zaman sertlik sanır.
Oysa sert olan her şey, doğru değildir.
Rasyonelleştirme
Oğulun tercihi bir inkâr değil, bir rasyonelleştirmedir. “Benim çözümüm var” demektedir. İnsanlık tarihi boyunca toplumlar çöküş belirtilerini gördüklerinde benzer cümleler kurmuştur:
Sistem güçlü, Teknoloji gelişmiş, Ekonomi sağlam, Bizim başımıza gelmez.
Rasyonelleştirme, korkunun akılla örtülmesidir.
İnsan gerçeği tamamen reddetmez; onu daha az rahatsız edici bir biçime sokar. Bu psikolojik mekanizma bireyi kısa vadede rahatlatır, fakat uzun vadede tehlikeyi büyütür.
Bir toplum tehlikeyi küçültmeye başladığında, eşik yaklaşmıştır.
Oğulun cümlesi şuna benzer
Su çıkar ama ben yükselirim.
Her şey yıkılır ama ben bir istisnayım.
İnsanın kendini istisna sanması, felaketin en eski bahanesidir.
Bilgi ile Bilgelik Arasındaki Fark
Oğul muhtemelen suyun doğasını biliyordu. Dağın yüksekliğini ölçebiliyordu. Ama bilmek, doğruyu seçmek için yeterli değildir. Bilgi araç sağlar; yön vermez. Yönü belirleyen şey değerlerdir.
Ahlak, bilginin sınırıdır.
Bir toplumda bilgi artabilir, teknoloji gelişebilir, sistem karmaşıklaşabilir. Ancak ahlaki çerçeve zayıfladığında bu ilerleme koruyucu olmaz.
Çünkü çöküş coğrafi değil, ahlakidir.
Bilgi, nasılı çoğaltır.
Bilgelik, niçini korur.
Niçin yıkıldığında, nasılın hiçbir önemi kalmaz.
Tehdit Algısının Bastırılması
İnsan zihni büyük tehditleri kabullenmekte zorlanır. Özellikle tehdit soyutsa ve hemen görünür değilse, onu küçültme eğilimi artar. Oğulun tercihi biraz da budur: Tehdidi fiziksel ölçekte değerlendirmek.
Oysa Nuh’un çağrısı yalnız fiziksel bir felaketle ilgili değildi; ahlaki bir uyarıydı.
Tehdit yanlış yerde arandığında, çözüm de yanlış yerde aranır.
Modern toplumun en büyük yanılgılarından biri budur. Ekonomik krizler, doğal afetler, siyasi çalkantılar tehlike olarak görülür. Fakat ahlaki aşınma aynı ciddiyetle ele alınmaz. Oysa medeniyetleri yıkan şey genellikle görünmeyen aşınmadır.
Görünmeyen çöküş, görünür felaketten önce gelir.
Oğul suyu düşman sandı.
Oysa tufan bazen su değildir; insanın içeride kaybettiği ölçüdür.
Baba ile Oğul Arasındaki Mesafe
Bu sahne yalnız bir inanç tercihi değildir; iki güven anlayışı arasındaki farktır. Bir tarafta ilkeye dayalı güven vardır. Diğer tarafta maddi yüksekliğe dayalı güven.
İnsan hangi zemine dayanıyorsa, kaderi de oraya bağlanır.
Bir toplum değerlerini kaybettiğinde, bireyler tek başlarına yükselebilir. Fakat ortak zemin çöktüğünde bireysel yükselişler kurtarıcı olmaz.
Çünkü medeniyet bireysel değil, kolektif bir yapıdır.
Bazen baba oğul arasındaki mesafe kilometre değildir.
Bazen neye güveniyoruz sorusunun cevabıdır.
Sonuç
Oğulun trajedisi, kötülüğü seçmesi değildir. O yanlış zemini seçmiştir. Bu yüzden kıssa yalnızca bir aile dramı değil; yanlış güvenin tarihsel uyarısıdır.
Her çağda insanlar bir dağa sığınmak ister. Güce, bilgiye, sisteme, çoğunluğa… Fakat ahlaki zemin kaybolduğunda hiçbir dağ yeterince yüksek değildir.
Çünkü suyun yükselmesinden daha hızlı bir şey varsa, o da insanın kendini kandırmasıdır.
Asıl Soru
Bugün biz neye güveniyoruz.
Gücümüze mi.
Sistemimize mi.
Çoğunluğa mı.
Yoksa ilkeye mi.
Çünkü yanlış yere bağlanan güven,
en sağlam görünen yapıyı bile kurtaramaz.
Ve bazen en büyük kayıp, boğulmak değildir.
En büyük kayıp, kurtuluyorum sanırken kaybolmaktır.
Normalleşen şey, insanı en çok yanlış güvenle boğar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.