Eyüp YENEROĞLU
BED-MÂYE
Modern insanın en büyük yanılgılarından biri karakterin sözlerle ölçülebileceğini sanması. İnsanlar birbirini konuşmalarından, paylaşımlarından, fikirlerinden, nezaketinden tanımaya çalışıyor. Oysa insanın hakikati çoğu zaman kontrollü anlarda görünmez.
Gerçek karakter; insan rahatladığında, güç bulduğunda, korkusu azaldığında, denetim kalktığında ortaya çıkar.
Ziya Paşa’nın sözü tam bu büyük hakikatin ortasına düşüyor:
Bed-mâye olan anlaşılır meclis-i meyde
İşret güher-i âdemi temyîze mihekkdir
Bu yalnız içki meclisi üzerine söylenmiş bir beyit değildir. Bu, insanın gerçek yüzünün kontrolsüzlük anlarında ortaya çıktığını anlatan büyük bir karakter teşhisidir. Çünkü insan bazen disiplinliyken değil, serbest kaldığında kim olduğunu gösterir.
Ve çağın insanı bugün biraz da bu yüzden tanınamıyor:
Herkes kendini yönetilmiş, düzenlenmiş, seçilmiş bir yüzle sunuyor.
Bed-Mâye
Bed-mâye özü zayıf, karakteri düşük insan demektir.
Modern çağ böyle insanları saklamayı çok iyi biliyor. Çünkü artık insanlar doğal hâlleriyle değil, kurgulanmış hâlleriyle yaşıyor. Ne söyleyeceklerini biliyorlar. Nasıl görüneceklerini biliyorlar. Hangi cümlenin alkış alacağını, hangi tavrın etkileyici duracağını öğrenmiş durumdalar.
Bu yüzden insanın içiyle dışı arasındaki mesafe büyüyor.
Bir insan çok zarif konuşabiliyor ama küçük bir çıkar için değişebiliyor. Çok vicdanlı görünebiliyor ama güç eline geçtiğinde hoyratlaşabiliyor. Çok olgun görünebiliyor ama rahatladığında içindeki kabalık dışarı sızabiliyor.
Çünkü karakter bilgiyle değil, sınavla ortaya çıkıyor.
Ziya Paşa burada çok sert bir şey söylüyor:
İnsanın özü saklanabilir ama sonsuza kadar gizlenemez.
Meclis-i Mey
Buradaki mey meclisi yalnız içki ortamı değildir. İnsanın kontrolünün gevşediği alanı temsil eder.
Modern dünyada bunun karşılığı çoktur. Para, iktidar, ün, konfor, rahatlık, dokunulmazlık hissi. İnsan bunlarla karşılaştığında gerçek karakteri görünmeye başlar.
Kimi güç kazandığında kibirlenir. Kimi zenginleştiğinde değişir. Kimi görünür olunca küçümsemeye başlar. Kimi rahatladığında içindeki hoyratlığı ortaya çıkarır.
Çünkü insanın gerçek terbiyesi, denetlenirken değil; serbestken anlaşılır.
İşret
İşret burada yalnız eğlence değildir. İnsan nefsinin rahat ettiği alan.
Modern çağ insanı sürekli işret hâline çağırıyor. Sürekli tüketmeye, rahatlamaya, kendini merkeze koymaya, sınırlarını gevşetmeye teşvik ediyor. Böylece insan kendisini taşıma disiplinini yavaş yavaş kaybediyor.
Çünkü insan sürekli haz merkezli yaşadığında, içindeki sınırlar zayıflamaya başlıyor.
Ve sınırlar zayıfladığında karakterin gerçek yüzü ortaya çıkıyor.
Ziya Paşa’nın söylediği şey çok derin:
İnsan kendini en çok rahatlık içinde ele verir.
Güher-i Âdem
Güher-i âdem insan cevheri demektir.
Modern çağ ise insanın cevheriyle değil, performansıyla ilgileniyor. Ne kadar etkili olduğu, ne kadar başarılı olduğu, ne kadar görünür olduğu önemseniyor.
Oysa insanın asıl değeri, yalnızken nasıl biri olduğunda, güç eline geçtiğinde neye dönüştüğünde, kimsenin görmediği yerde ne yaptığıyla ortaya çıkar.
Çünkü insanın özü yalnız kriz anında değil, rahatlık anında da görünür. Bazen yokluk değil, bolluk bozar insanı. Bazen baskı değil, özgürlük açığa çıkarır içindekini. Ve birçok insanı sınayan şey acıdan çok imkândır.
Mihenk
Mihenk altının gerçek olup olmadığını ölçen taş demektir.
Ziya Paşa burada çok büyük bir metafor kuruyor:
İşret, yani insanın kontrolünün gevşediği hâl, karakterin mihengidir.
Modern çağın en büyük problemlerinden biri de bu. İnsanlar birbirini gerçek sınavlarda tanımıyor artık. İlişkiler yüzeyde kalıyor. Herkes kontrollü konuşuyor. Herkes sosyal olarak kabul görecek yüzünü taşıyor.
Ama insan öfkelendiğinde, kaybettiğinde, kazandığında, güçlendiğinde, rahatladığında ve kendini artık saklama ihtiyacı duymadığında ortaya çıkıyor.
İşte orası mihenk taşı.
Modern İnsan Neden Bu Kadar Güven Krizi Yaşıyor
Çünkü görüntüyle karakter arasındaki fark büyüdü.
İnsanlar birbirinin ne düşündüğünü biliyor ama kim olduğunu bilmiyor. Çünkü herkes kendisini düzenlenmiş bir vitrin içinde sunuyor.
Bu yüzden çağımızda insanlar hızlı yakınlaşıyor, hızlı güveniyor, sonra da hızlı hayal kırıklığı yaşıyor. Çünkü insanın hakikati zaman ister. Oysa modern dünya artık insanı gerçekten tanıyacak kadar yavaş yaşamıyor.
Çağın En Büyük Sınavı
Belki de çağımızın en büyük sınavı yoksulluk değil, imkândır.
Çünkü insan zor zamanda değil, rahat zamanda da bozulabilir. Para geldiğinde, güç geldiğinde, dokunulmazlık hissi geldiğinde, içindeki gerçek yön belirginleşir.
Bazı insanlar yoklukta iyi görünür, bollukta çözülür. Bazıları güçsüzken mütevazıdır, güçlenince başka birine dönüşür. Çünkü imkân, insanın içinde ne varsa onu büyütür.
Ve birçok insanı çürüten şey acı değil; sınırsız rahatlık olur.
Asıl Soru
İnsan neden bugün karakteri sözlerle ölçüyor. Neden rahatlığın insanı nasıl değiştirdiğini görmüyor. Neden çağın bütün konforu insanı daha olgun değil, daha dağınık hâle getiriyor. Ve neden insanlar gerçek yüzlerini en çok serbest kaldıklarında gösteriyor.
Belki de insanı asıl ortaya çıkaran şey kriz değil; sınırların kalktığı andır.
Ve belki de bugün gönle en çok lazım olan şey yeni bir imaj değil, eski bir hakikattir:
İşret güher-i âdemi temyîze mihekkdir.
Çünkü insanın gerçek cevheri, kendisini artık saklamadığı yerde görünür olur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.