Eyüp YENEROĞLU
Benlik
İnsan bazen bir anda kaybolmaz.
Yavaş yavaş silinir.
Benlik, insanın kendi içinde dağılmadan kalabilme merkezi, iç bütünlüğü ve öz varlık duygusudur. Sadece kişilik ya da bireysel kimlik değil; insanın neye ait olduğunu, neye sadık kalacağını ve ne karşısında eğilmeyeceğini belirleyen iç çekirdektir.
Neyi teşhis eder. Benlik kavramı, çağın insanı parçalayan baskılarını, taklit yoluyla oluşan kişilik aşınmalarını, dış onaya bağımlı yaşamayı ve insanın kendine yabancılaşmasını teşhis eder. Benliğini kaybeden insan, başkalarının kelimeleriyle düşünür, başkalarının korkularıyla yaşar.
Neye karşıdır. Savrulmaya, kişiliksizleşmeye, iç dağılmaya, yabancılaşmaya, taklide ve başkasının hükmünü kendi iç hükmünün yerine koymaya karşıdır.
Önce kendi sesini kısmayı öğrenir. Sonra başkalarının bakışıyla yaşamaya başlar. Ardından neyi gerçekten istediğini, neye gerçekten inandığını, neye gerçekten itiraz ettiğini ayırt edemez hâle gelir. Dışarıdan bakıldığında ortada bir kayıp yoktur belki. İnsan hâlâ konuşuyordur, çalışıyordur, gülüyordur, kalabalıkların içindedir. Ama içeride bir merkez dağılmıştır. İşte benlik dediğimiz şey, tam da o merkezdir.
Benlik, sanıldığı gibi yalnızca “ben” demek değildir. Kibir hiç değildir. Bencillik de değildir. Benlik, insanın içindeki omurgadır. Kendi sesiyle konuşabilme gücüdür. Başkasının alkışına, öfkesine, beklentisine rağmen içerideki doğruyla bağını koruyabilmesidir. İnsanın kendine ait bir ağırlığının, bir merkezinin, bir yönünün olmasıdır.
Çünkü insan sadece bedeniyle yaşamaz.Bir iç eksenle yaşar.Bir iç dengeyle yaşar.Bir iç isimle yaşar.O isim silinmeye başladığında, insan kendini taşımakta zorlanır.
Benlik Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü benliğini kaybeden insan, sadece kendini kaybetmez; ölçüsünü de kaybeder.
Ne zaman susacağını bilemez.Ne zaman konuşacağını bilemez.Neye evet, neye hayır diyeceğini bilemez.Bir süre sonra kendi içinden değil, dışarıdan yönetilmeye başlar.
İşte çağımızın en büyük kırılmalarından biri de burada yaşanıyor. İnsanlar bilgiye ulaşıyor ama kendine ulaşamıyor. Her şeyi görüyor ama içini göremiyor. Her konuda konuşuyor ama kendi sesiyle konuşamıyor. Kalabalıklar arttıkça benlikler derinleşmiyor; aksine çoğu zaman inceliyor, yüzeyselleşiyor, parçalanıyor.
Çünkü modern insanın önünde sayısız ayna var; ama kendini gerçekten gösterecek çok az hakikat var.
İnsan başkalarının gözünde büyümeye çalıştıkça, kendi içinde küçülmeye başlıyor. Beğenilmek, onaylanmak, kabul görmek, dışlanmamak, görünmek, takdir edilmek… Bunların hepsi insanın tabiatında anlaşılır şeylerdir. Fakat bunlar benliğin yerine geçtiğinde, kişi artık kendisi olarak yaşamaz. Başkalarının beklentilerine göre şekil alan bir varlığa dönüşür.
O saatten sonra hayat yaşanmaz; oynanır.
Başkalarının Bakışı Altında Yaşamak
İnsan, başkasının bakışıyla fazla yaşadığında kendi iç sesini duyamaz olur.
Bu çok sinsi bir çürümedir.Bir anda olmaz.Büyük kırılmalarla başlamaz.Küçük ödünlerle başlar.
Bir cümleyi söylememekle başlar.Bir itirazı ertelemekle başlar.Bir tavrı gizlemekle başlar.
Bir hakikati yumuşatmakla başlar.
İnsan bunları çoğu zaman “uyum” sanır. Oysa her uyum olgunluk değildir. Bazen sadece silinmenin daha zarif adıdır. Bazen insan çatışmamak için değil, görünmez biçimde onay bağımlısı hâline geldiği için kendinden vazgeçer.
Sonra şunu fark etmez:Başkalarına benzeyerek kabul görmek,kendin olarak var olmaktan daha kolaydır.
Kolay olan ise her zaman masum değildir.
Benliğini korumak, çoğu zaman kalabalığa rağmen kendinde kalabilmektir. Herkesin aynı dili konuştuğu yerde kendi sesinin tonunu kaybetmemektir. Modanın, ideolojinin, cemaatin, çevrenin, gücün, korkunun, çıkarın içine karışıp tamamen erimemektir.
Çünkü insan bazen baskıyla değil, aidiyet arzusu ile kaybolur.
Benlik ve Taklit
Benliğin zayıfladığı yerde taklit başlar.
Taklit sadece bir başkasına benzemek değildir. Daha derin bir şeydir. Kendi sesinden şüphe duymaktır. Kendi tecrübeni ikinci sınıf sanmaktır. Kendi kelimene güvenememektir. Başkasının dilini, başkasının hükmünü, başkasının ölçüsünü daha değerli görmektir.
Böyle bir yerde insan artık hakikati kendi içinden kuramaz. Sürekli dışarıya bakar. Ne düşüneceğini, ne söyleyeceğini, neye öfkeleneceğini, neyi alkışlayacağını dışarıdan öğrenir. O yüzden benlik meselesi sadece psikolojik bir mesele değildir; aynı zamanda kültürel, toplumsal ve medeniyetle ilgili bir meseledir.
Benlik kaybı yaşayan toplumlar da olur.
Kendi hafızasına yabancılaşan, kendi diline güvenmeyen, kendi yarasına kendi sesiyle bakamayan toplumlar, bir süre sonra dışarıdan yönetilmeye açık hâle gelir. Çünkü içeride sağlam bir benlik yoksa, dışarıdan gelen her güçlü ses merkez hâline gelir.
İçten boşalanı dıştan doldururlar.
Benlik ve Özgürlük
Bir insanın gerçekten özgür olup olmadığını anlamak için ne kadar hareket ettiğine değil, ne kadar kendisi olarak kaldığına bakmak gerekir.
Çünkü insan bazen çok şey yapar ama yine de özgür değildir. Çok konuşur ama kendi sesiyle konuşmuyordur. Çok seçenek arasında yaşar ama hepsini başkalarının gözüyle seçiyordur. Çok güçlü görünür ama en küçük dışlanma ihtimalinde içi sarsılıyordur.
Benlik, özgürlüğün sessiz zeminidir.
İnsan kendi merkezine sahip değilse, kararları da tam anlamıyla kendine ait olmaz. Korkular, arzular, çevre baskısı, görünürlük ihtiyacı, aidiyet dürtüsü, statü arayışı… Bunların hepsi benliğin yerine geçmeye başlar. O zaman insan seçtiğini sanır; aslında sürükleniyordur.
Sürüklenen insan, bir süre sonra bunu kader zanneder.
Uyumu karakter sanır.Sessizliği olgunluk sanır.İç boşluğu da huzur sanır.
Oysa huzur her zaman sükûnet değildir. Bazen sadece bastırılmış hakikatin geçici sessizliğidir.
Benliğini Kaybeden İnsan Ne Kaybeder
Önce kendine karşı dürüstlüğünü kaybeder.Sonra hayır deme gücünü.Sonra yönünü.
Sonra haysiyetini.
Çünkü benlik parçalandığında insanın iç düzeni de parçalanır. İçinde kendisini tutan bir merkez kalmayınca, kişi ya kalabalığa yaslanır ya güce ya da imaja. Bu yüzden benlik kaybı sadece kişisel bir zayıflık değildir. Temsil krizlerinin, ahlaki savrulmaların, fikrî taklitçiliğin, karakter aşınmasının altında çoğu zaman bu vardır.
Kendisi olamayan insan,rolüne sığınır.Etiketine sığınır.Aidiyetine sığınır.Makama sığınır.
Cemaate sığınır.Kalabalığa sığınır.
Ama insan neye sığınırsa sığınsın, kendi içindeki boşluğu sonsuza kadar dışarıdan dolduramaz.
Çünkü benlik, insanın dünyaya karşı giydiği bir elbise değil; içeride taşıdığı isimdir.O isim zayıfladığında, kişi kendi hayatında bile misafir gibi yaşamaya başlar.
Benlik ve Yalnızlık
Benliği olan insan bazen yalnız kalır.
Çünkü herkesin alkışladığı bir şeyi sorgulayabilir. Herkesin normal saydığı bir şeye içten itiraz edebilir. Herkesin aynı yerden konuştuğu bir anda başka bir yerden bakabilir. Bu, onu kibirli yapmaz. Sadece içeride hâlâ diri bir merkezi olduğunu gösterir.
Çağımızın problemi, insanların çok yalnız kalması değil yalnız kalamamış olmasıdır. Sürekli başkalarının sesiyle çevrili bir insan, kendi iç sesinin tonunu kaybeder. Kendi iç sesiyle baş başa kalamayan biri, zamanla kendi hakikatini de duyamaz.
Bu yüzden benlik biraz da yalnızlık terbiyesi ister. İnsanın kalabalığın dışında kendine dönebilmesini ister. Kendine ait bir sessizlik, kendine ait bir muhasebe, kendine ait bir yüzleşme gerektirir.
Kendine hiç dönmeyen insan,kendini hiç tanıyamaz.Kendini tanımayan insan da
kendini koruyamaz.
Sonuç
Benlik, insanın içindeki yön duygusudur.
Ne olduğunu bilmesi değil sadece;ne olmadığını da bilmesidir.Neye eğilmeyeceğini bilmesidir.Neyi satın almayacağını bilmesidir.Neyi alkışlamayacağını bilmesidir.
İnsan bazen dış darbelerle yıkılmaz. İç merkezi çöktüğü için yıkılır. Başkaları onu yenmeden önce, kendi içinden çekildiği için yenilir.
Bu yüzden benlik meselesi, modern insanın en büyük meselelerinden biridir. Çünkü çağımız insana çok rol veriyor ama az merkez bırakıyor. Çok görünürlük sunuyor ama az derinlik. Çok seçenek veriyor ama az istikamet.
Unutulmamalıdır:
İnsan en çok, kendisi olmaktan vazgeçtiğinde kaybolur.
Ve bazen bir insanın başına gelen en büyük yıkım,hayatını kaybetmesi değil;
kendi içindeki ismi yitirmesidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.