Eyüp YENEROĞLU
Bedel
Bedel çıkmadıkça birçok şey ilke gibi görünür.
Bedel, insanın hakikate, vicdana, adalete ya da kendi iç sadakatine bağlı kalmak için ödemek zorunda kaldığı kayıp, acı, yalnızlık ya da mahrumiyet ağırlığıdır. Doğru olanın çoğu zaman maliyetsiz olmadığını hatırlatan kavramdır.
Bedel kavramı, çağın konfor bağımlılığını, hakikati masrafsız savunma arzusunu, ilke ile çıkar arasında sıkışan insanın geri çekilişini teşhis eder. Bedel ödemeyi göze almayan sadakat, ilk sarsıntıda çözülür.
Konforculuğa, ilkesiz pragmatizme, bedelsiz doğruluk iddiasına, güvenli alanlardan konuşup riskten kaçınmaya karşıdır.
Çünkü insan konuşurken kendini büyük sanabilir. Doğruyu savunduğunu düşünebilir. Adaletten, vicdandan, hakikatten, sadakatten söz edebilir. Bunların hepsi kolaydır demiyorum, ama yine de asıl sınav bunlar değildir. Asıl sınav, söylediği şey yüzünden bir şey kaybetme ihtimali belirdiğinde başlar. İşte o anda insanın sözü ile omurgası birbirinden ayrılır. Kimin gerçekten inandığı, kimin yalnızca doğru cümleler kurduğu orada ortaya çıkar.
İnsan neye inandığını en çok konuşurken değil, kaybetmeyi göze aldığında gösterir.
Çünkü bedel, hakikatin laboratuvarıdır. Orada her şey saflaşır. Süs düşer. Gösteri dağılır. İnsanın içinde neyin daha ağır bastığı görünür. Hakikat mi, konfor mu. Vicdan mı, güvenlik mi. İç sadakat mi, çıkar mı. İşte bedelin en büyük özelliği budur. İnsanı teoriden çıkarır, karaktere götürür.
Bedel Neden Belirleyicidir
Çünkü bedel, sözün samimiyetini ölçer.
Bir şeyi savunmak kolay olabilir. Hele ki karşılığında alkış varsa, destek varsa, görünürlük varsa, hatta kazanç varsa. Ama o savunulan şey bir anda insanın rahatını bozacaksa, çevresini eksiltecekse, düzenini sarsacaksa, imkânlarını azaltacaksa, işte orada ilke ile çıkar arasındaki gerçek mesafe açığa çıkar.
Birçok insan doğruyu sever.Ama doğrunun yükünü sevmez.Hakikati över.Ama hakikat yüzünden yalnız kalmak istemez.Adaleti ister.Ama adalet kendi yakınını incittiğinde geri çekilir.
Bu yüzden bedel, insanın ahlaki ağırlığını gösterir. Çünkü herkes haklı görünmek ister, ama herkes haklı kalmanın yükünü taşıyamaz. Bedel tam da bunu sorar. Sözünün arkasında ne kadar durabiliyorsun. Sözün sana dokunduğunda hâlâ aynı sözü söyleyebiliyor musun.
Bedelsiz Hakikat Yanılsaması
Çağımızın en büyük yanılgılarından biri şudur. İnsan hem hakikati koruyup hem rahatını hiç bozmadan yaşayabileceğini sanıyor.
Oysa hakikat çoğu zaman bir şey eksiltir.Bir kapıyı kapatır.Bir ilişkiyi zorlar.Bir imkânı azaltır.Bir çevreyi dağıtır.Bir maskeyi düşürür.
İşte bu yüzden bedelsiz hakikat arzusu, çoğu zaman yalnızca güzel bir temennidir. İnsan çoğu kez doğruyu savunduğunu sanır oysa yalnızca doğruyu güvenli bir mesafeden sevmektedir. Hakikat onun hayatını sarsmıyorsa, onu bir vazgeçişe çağırmıyorsa, bir kayıp ihtimali üretmiyorsa, insan kendini olduğundan daha ilkeli sanabilir.
Bedel bu yanılsamayı dağıtır.
Çünkü insanın ne kadar doğru düşündüğünü değil, doğru yüzünden ne kadar eksilmeyi göze alabildiğini gösterir. Hakikatin bedeli görünmeye başladığında bazı cümleler yumuşar, bazı tavırlar geri çekilir, bazı bağlılıklar çözülür. O zaman da insan kendini tanır. İçindeki gerçek hiyerarşiyi görür. Neye kadar gidebileceğini, nerede duracağını, neyi savunduğunu sandığını ama aslında savunmadığını anlar.
Bedel biraz da insanı kendine tanıtır.
Bedel ve Konfor
Bedelin en büyük rakiplerinden biri konfordur.
Çünkü insan çoğu zaman kötülüğü sevdiği için değil, rahatını bozmak istemediği için eğilir. Kendi düzeni bozulmasın ister. Mevcut imkânı devam etsin ister. Dışarı atılmasın, eksilmesin, zorlanmasın, kaybetmesin ister. Bu istekler insani olabilir. Ama tam da bu yüzden tehlikelidir. Çünkü insan en büyük tavizlerini çoğu zaman büyük kötülükler uğruna değil, küçük konforlar uğruna verir.
Bir sessizlik. Bir geri çekiliş. Bir suskunluk. Bir görmezden geliş. Bir şimdi sırası değil cümlesi.
Bunların her biri dışarıdan küçük görünebilir. Ama içeride büyük yarıklar açabilir. Çünkü insan kendi içindeki doğruyu, sırf bedel ağır geldiği için erteliyorsa, o erteleme sadece bir davranış değildir, karakteri de biçimlendirir. Her bedelden kaçış, bir sonraki kaçışı kolaylaştırır. Her konfor tercihi, insanın taşıma kapasitesini azaltır.
Sonunda insan şunu yaşamaya başlar.Doğruyu seviyor gibidir,ama bedelini taşıyamıyordur.
İlkeye saygı duyuyordur,ama ilke onun hayatına dokununca geri çekiliyordur.
İşte asıl eksilme burada başlar.
Bedel ve Haysiyet
Bedel bazen insanın elinden bir şey alır. Ama bazen de insana kendisini geri verir.
Çünkü insan her kayıpla küçülmez. Bazen tam tersine, kaybetmeyi göze aldığı için büyür. Bir şeyi sırf çıkar getirdiği için almamak, bir yerde sırf güvenli diye susmamak, bir imkânı sırf kendini küçülteceği için reddetmek. Bunlar dışarıdan kayıp gibi görünebilir. Ama insanın içindeki haysiyeti korur.
Bedel burada bir yıkım değil,bir arınma hâline gelir.
İnsan neyi göze alıyorsa, neyi reddediyorsa, neyi sırf kendini eksiltmemek için almıyorsa, orada şahsiyeti güçlenir. Çünkü haysiyet çoğu zaman bedelsiz korunmaz. İnsan kendini ucuzlatmamak için bazen kazançtan vazgeçer. Bazı kapılardan girmez. Bazı kalabalıklara karışmaz. Bazı sessizliklere ortak olmaz.
Bedel bu yüzden bazen kayıp değil, insanın kendi ağırlığını koruma biçimidir.
Bedel ve Yalnızlık
Bedel her zaman para, makam, fırsat değildir. Bazen yalnızlıktır.
İnsan doğruyu taşıdığı için çevresinden uzak düşebilir. Anlaşılmayabilir. Sert bulunabilir. Gereksiz görülebilir. Fazla ısrarlı, fazla ağır, fazla içten sayılabilir. Çünkü kalabalıklar çoğu zaman bedelsiz olanı sever. Hem haklı hem rahat olmayı ister. Hem doğruyu savunup hem düzenini hiç bozmamayı ister.
Böyle zamanlarda bedel, insanın omzuna yalnızlık olarak biner.
Bu yalnızlık hafife alınacak bir şey değildir. Çünkü birçok insan hakikatten, ilkesizlik yüzünden değil yalnız kalma korkusu yüzünden uzaklaşır. İnsan bazen yanlış olduğunu bildiği bir yere, sadece tek başına kalmamak için yaklaşır. Uyum sağlar. Sesi kısar. Kendi içindeki rahatsızlığı bastırır. Sonra da buna olgunluk der.
Oysa bazı yalnızlıklar çürüme değil, korunmadır.
İnsan bazen kalabalığı kaybederek kendini korur. Alkışı kaybederek iç sesini duyar. Destek görmeyerek neye gerçekten inandığını anlar. Bu yüzden bedel yalnızca eksilme değildir; ayrışma da üretir. Kimin gerçekten kendi içindeki doğruya bağlı olduğunu, kimin yalnız kalabalığın sıcaklığına yaslandığını gösterir.
Bedel ve Sahihlik
Bedel olmayan yerde sahihlik de kolay taklit edilebilir.
İnsan dürüst görünür.Cesur görünür.Adil görünür.Direnişçi görünür.Merhametli görünür.
Ama bütün bunlar ne zaman sahici hâle gelir. İnsan o görüntünün değil, o hakikatin yükünü taşıdığında. Yani görünmek ile olmak arasındaki fark, çoğu zaman bedelde belli olur. İnsan yalnızca iyi bir imaj üretmiyorsa, savunduğu şey yüzünden gerçekten bir şey eksiliyorsa, orada sahicilik başlar.
Çünkü bedel sahte olanı yorar. Gerçek olanı ise derinleştirir.
Rol yapan insan bir yere kadar gider. İmaj taşıyan insan bir yere kadar dayanır. Ama hakikati gerçekten taşıyan insan, kaybetse de niçin kaybettiğini bilir. Yalnız kalsa da ne uğruna yalnız kaldığını bilir. Bu bilgi ona dışarıdan bakıldığında görünmeyen bir iç bütünlük verir.
Toplumlar da Bedel Öder
Bu mesele yalnız bireylerle ilgili değildir. Toplumların da bedel ahlakı vardır.
Bir toplum neyi korumak için neyi göze alıyor. Adalet için kendi yakınını karşısına alabiliyor mu. Hakikat için konforundan çıkabiliyor mu. Özgürlük için güvenlik alışkanlıklarını sorgulayabiliyor mu. Liyakat için sadakat ilişkilerini sarsabiliyor mu.
Bu sorulara verilen cevap, bir toplumun karakterini belirler. Çünkü bedel ödemek istemeyen toplumlar genellikle yüksek idealler konuşur ama düşük konforlar için onlardan vazgeçer. Büyük sözler söyler, ama küçük çıkarlar uğruna geri çekilir. Sonunda da söylem büyür, şahsiyet küçülür.
Toplumsal çürümenin en önemli işaretlerinden biri budur. İnsanlar büyük değerleri sever,
ama onlar için hiçbir kayıp yaşamayı kabul etmez.
Böyle yerlerde ilke dekor olur. Hakikat slogan olur. Adalet ise yalnızca işimize geldiği kadar savunulan bir kavrama dönüşür. Çünkü bedel görülmeden sözün kıymeti anlaşılmaz.
Bedel ve Arınma
Bedel her zaman cezalandırıcı değildir. Bazen ayıklayıcıdır.
İnsanın neye gerçekten bağlı olduğunu ayırır. Fazlalıkları döker. Sahte dostlukları, çıkar ilişkilerini, konfor bağımlılıklarını, görüntüye dayalı bağlılıkları ortaya çıkarır. İnsan bedel ödediğinde yalnızca kaybetmez; neyin gerçek, neyin ödünç olduğunu da görür.
Bazı insanlar bedel karşısında çekilir.Bazıları da ilk kez orada kendini bulur.
Çünkü bedel insana şunu sorar. Sen gerçekten nesin. Neye kadar kendinsin. Sözün sana dokunduğunda hâlâ aynı insan mısın. Bu sorulardan kaçmak kolaydır. Ama bu sorular olmadan da hiçbir derinlik kurulmaz.
İnsan bazen bedel ödeyerek zayıflamaz.Bedelden kaçtığı için zayıflar.
Çünkü sürekli korunmak isteyen biri, giderek taşıma kapasitesini kaybeder. Sürekli rahat kalmak isteyen biri, zor zaman geldiğinde hemen çözülür. Sürekli kayıptan kaçan biri, sonunda kendini kaybeder.
Sonuç
Bedel, insanın neyi gerçekten savunduğunu ortaya çıkaran eştir.
Söz söylerken değil,kaybetmeyi göze alırken konuşur insanın hakikati.İlke anlatırken değil,
o ilke yüzünden bir şey eksildiğinde ortaya çıkar karakter.
Bedel bu yüzden düşman değildir. Her zaman istenmez, her zaman kolay taşınmaz, bazen insanı çok yorar. Ama yine de hakikatin sahiciliğini, sadakatin derinliğini, cesaretin ağırlığını, direnişin gerçekliğini o görünür kılar.
Unutulmamalıdır.İnsan neye inandığını en çok konuşurken değil, onun için neyi kaybetmeyi göze aldığında gösterir.
Ve bazen bir insanın gerçek büyüklüğü,ne kadar çok şey kazandığında değil, kendini kaybetmemek için nelerden vazgeçebildiğinde ortaya çıkar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.