Eyüp YENEROĞLU
Sahihlik
Çağımızın en büyük yoksulluğu, eşya eksikliği değil; sahih insan eksikliğidir.
Sahihlik, insanın kendine, hakikatine ve kaynağına uygun bir varoluş içinde kalabilmesi; yapay, ödünç ve taklit edilmiş hallere dönüşmemesidir. Görüntü ile özün, söz ile niyetin, iç ile dışın mümkün olduğunca aynı doğrultuda bulunmasıdır.
Sahihlik kavramı, yapaylığı, taklidi, rol yapmayı, görüntü uğruna özü feda etmeyi ve insanın kendi olmayarak yaşamasını teşhis eder. Sahih olmayan hayat, dışarıdan düzenli görünse bile içeride çatlak taşır.
Yapaylığa, taklide, gösterişe, iç-dış tutarsızlığına, ödünç kimliklere ve sahte temsil biçimlerine karşıdır.
Çünkü artık insanın ne söylediğinden çok nasıl göründüğü, neye dönüştüğünden çok ne izlenimi bıraktığı önem kazanıyor. Görünüş büyüyor, öz küçülüyor. Söz çoğalıyor, ağırlık azalıyor. İnsanlar kendileri olarak var olmaktan çok, kendileri hakkında doğru bir görüntü üretmeye çalışıyor. Böyle bir çağda sahihlik, sadece ahlaki bir tercih değil; neredeyse bir direniş biçimine dönüşüyor.
Sahihlik, doğal olmak değildir yalnızca. İçten geldiği gibi davranmak da değildir. Çünkü insanın içinden geçen her şey hakikat olmayabilir. Her dürtü, her tepki, her istek insanın özü değildir. Sahihlik daha derin bir şeydir. İnsanın içiyle dışı arasındaki mesafenin kapanmasıdır. Söylediğiyle yaşadığı, savunduğuyla taşıdığı, göründüğüyle olduğu arasındaki farkın daralmasıdır.
Yani sahihlik, insanın rol olmaktan çıkıp kendisi olmaya başlamasıdır.
Neden Bu Kadar Zorlaştı
Çünkü sahici olmak, görünür olmak kadar ödüllendirilmiyor. Hatta çoğu zaman tam tersine, insanı yalnızlaştırıyor. Bugün birçok insan gerçeği yaşamak yerine, gerçeğe benzeyen bir görüntü üretmeyi tercih ediyor. Çünkü görüntü daha kolay. Daha hızlı kabul görüyor. Daha az bedel istiyor. İnsan bir hakikati taşımadan da onun dilini kullanabiliyor. Bir değeri yaşamadan da onun temsilcisi gibi görünebiliyor.
İşte tehlike burada başlıyor.
İnsan bazen kötü olduğu için sahte olmaz.Bazen sadece görünmek istediği şeye fazla yatırım yaptığı için sahiciliğini kaybeder.
Önce dışarıdaki görüntüyü düzeltir. Sonra o görüntüyü korumak için içindeki kırıkları saklar. Ardından kendine bile tam olarak dürüst olamaz hâle gelir. Çünkü bir süre sonra insan, başkalarına sunduğu yüzle yaşamaya başlar. O yüz bozulmasın diye, kendi içindeki hakikati bile geri çeker.
Böylece sahicilik kaybı bir yalanla değil, bir temsil yüküyle başlar.
Görünmek ile Olmak
Aradaki fark bazen çok büyüktür.
İnsan iyi görünür ama iyi değildir.Duyarlı görünür ama içinde gerçek bir sızı yoktur.Cesur görünür ama yalnızca alkış aldığı yerde konuşur.Mütevazı görünür ama aslında sadece incelikli bir gösteri içindedir.
Bu yüzden sahihlik meselesi, görüntü ile öz arasındaki mesafeyi fark etme meselesidir. İnsan dışarıya sunduğu yüzün içini dolduramıyorsa, zamanla kendi hayatında bir yabancıya dönüşür. Dışarıdan bakıldığında her şey yerindedir belki. Cümleler düzgündür. Tavırlar ölçülüdür. Duruş etkileyicidir. Ama içeride insan kendi sözünün yükünü taşımıyordur.
İşte sahihliğin kaybı biraz da budur.Kişinin kendi cümlesine içeriden yetişememesi.
Bu çok ağır bir kopuştur. Çünkü insan başkasını kandırmasa bile, kendi içindeki boşluğu hisseder. Nerede rol yaptığını bilir. Nerede olduğu gibi görünmediğini, nerede göründüğü gibi olmadığını bilir. Bu bilgi bazen açık bir suçluluk doğurmaz ama içten içe bir eksiklik üretir. İnsan giderek kendi gözünde bulanıklaşır.
Bulanan insan ise zamanla kendine de yabancılaşır.
Sahihlik ve Gösteri Çağı
Gösteri çağında yaşamak, sahih kalmayı zorlaştırıyor. Çünkü artık mesele ne olduğun değil, nasıl sunulduğun. İnsanlar düşüncelerini bile bazen inandıkları için değil, kimliklerini pekiştirmek için sergiliyor. Acılarını hissedildiği için değil, görünür olduğu için paylaşıyor. Merhameti yaşamak değil, merhametli biri olarak bilinmek önemli hâle geliyor.
Bu sadece bireysel bir zaaf değil; çağın ürettiği bir iklimdir.
İmaj, içerikten daha hızlı dolaşıyor.Etki, derinlikten daha çok ödüllendiriliyor.
Temsil, hakikatin önüne geçiyor.
Böyle bir yerde insan fark etmeden kendini performans hâlinde yaşamaya başlıyor. Duygularını bile seyirlik biçimde kuruyor. İnançlarını, öfkelerini, itirazlarını, iyiliğini, merhametini… Her şeyi biraz başkalarının bakışına göre şekillendiriyor. Oysa başkalarının gözüne göre kurulan hayat, zamanla insanın kendi iç gözünü zayıflatır.
Çünkü sürekli görünmek isteyen biri, bir noktadan sonra kendine görünemez olur.
Sahihlik Bedel İster
Sahici insan her zaman rahat etmez.
Çünkü sahihlik, herkese hoş görünmeye çalışmaz. Alkışın yönüne göre konuşmaz. Bulunduğu çevreye göre sürekli şekil değiştirmez. Bir insan sahih kaldığında, bazen yanlış anlaşılır. Bazen sert bulunur. Bazen yalnız bırakılır. Bazen de fazla içten, fazla açık, fazla uyumsuz görülür.
Ama mesele tam da budur zaten.
Sahihlik, insanın kabul görmek için kendini sürekli budamamasıdır. İçindeki hakikati, dışarıdaki onay karşılığında satmamasıdır. Herkesin beklediği role girmemeyi göze alabilmesidir. Çünkü insan bazen çevresini korumak için değil, görüntüsünü bozmamak için sahiciliğinden vazgeçer. Giderek daha kontrollü, daha ölçülü, daha kabul edilebilir bir yüz üretir. Sonunda o yüz toplum içinde işler hâle gelir ama insanın içi o yüze sığmaz.
İnsanın dışarıda büyüttüğü imaj,içerideki hakikati daraltmaya başladığında
sahihlik kaybolur.
Bu yüzden sahih olmak, bazen kaybetmeyi göze almaktır. Herkesin sevdiği biri olmamayı, herkesin onayladığı bir profile dönüşmemeyi, her ortama göre başka renge bürünmemeyi göze almaktır. Çünkü insan bazen korunmak için değil, kabul edilmek için kendinden vazgeçer.
Sahihlik ve İç Bütünlük
Sahihlik biraz da iç bütünlüktür.
İnsanın her yerde aynı olması değil belki; ama her yerde kendinden bütünüyle kopmamasıdır. Her ortamın insanı olacağım derken hiçbir yerin insanı hâline gelmemesidir. Konuşurken başka, yaşarken başka; savunurken başka, tercih ederken başka biri olmamasıdır.
Bu, kusursuzluk değildir. Sahih insan hiç çelişki yaşamayan insan değildir. Yanılmaz insan da değildir. Zayıf düşebilir. Eksik kalabilir. Bazen korkabilir, bazen kaçabilir, bazen tökezleyebilir. Ama sahih insan, tökezlediğinde bunu inkâr ederek yaşamaz. Kendine sahte bir bütünlük icat etmez. Eksikliğini dürüstçe taşıyabilir.
Aslında sahihlik biraz da burada belirir:İnsanın kusurunu gizlemeden,ama onu kimliğe dönüştürmeden yaşayabilmesinde.
Çünkü sahte insanlar kusursuz görünmeye çalışır. Sahih insanlar ise hakikatle ilişkilerini kaybetmemeye çalışır. Birincisi imaj kurar, ikincisi iç bütünlük kurar.
Toplumda Sahihlik Krizi
Bir toplumda sahih insan azaldığında, kelimeler de hafifler. Çünkü sözü taşıyan insan azalmıştır. Adalet denir ama adil yaşanmaz. Merhamet denir ama güçten yana durulur. İnanç konuşulur ama çıkar belirler. Halk adına konuşulur ama halkın yükü taşınmaz. Böyle bir yerde temsil çoğalır ama samimiyet azalır.
Toplumun asıl krizi de burada başlar.
Sahihliğin kaybı, kurumları da bozar. Çünkü rol yapan insanlar, bir süre sonra makamı temsil eder ama anlamı taşımaz. Söz vardır ama ruh yoktur. Cümle vardır ama ağırlık yoktur. Böylece insanlar giderek söze değil, görüntüye bakmaya başlar. Görüntü iyi kurulmuşsa, içinin boş olması bile uzun süre fark edilmez.
Ama hakikat bir yerde kendini ele verir.
Çünkü içi boş temsil, bir süre sonra ilk ciddi sınavda dağılır.
Sahihlik bu yüzden yalnız bireysel bir erdem değildir. Toplumsal güvenin de temelidir. İnsanlar ancak söz ile hayat arasındaki mesafe daraldığında güven duyar. Aksi hâlde herkes birbirine bir görüntü sunar, ama kimse kimsenin hakikatine inanmaz.
Sahihlik ve Yalnız Kalabilmek
Sahici insan, bazen kendi yalnızlığıyla dost olmak zorundadır. Çünkü sahihlik, kalabalıkların ritmine göre sürekli yeniden kurulan bir kimlik değildir. İnsanın kendi içine dönüp orada kendini yoklayabilmesini ister. Başkalarının gözünden uzak kaldığında bile kendine yabancılaşmamasını ister.
Bu yüzden sahihlik, biraz da iç sessizlik ister. Sürekli dışarıya dönük yaşayan, sürekli gösteren, sürekli anlatan, sürekli kendini sunan biri için sahihlik zorlaşır. Çünkü insan kendini seyirlik hâle getirdikçe, içindeki doğal ritmi kaybeder. Kendi hakikatini bile dışarıdaki yankılardan duymaya başlar.
Oysa insanın kendine dönmesi gerekir.Maskesiz bir yere dönmesi gerekir.Rolün işlemediği, görüntünün işe yaramadığı, sadece kendisiyle kaldığı bir yere.
Sahihlik orada büyür.
Sonuç
Sahihlik, insanın göründüğü kişi ile olduğu kişi arasındaki mesafeyi kapatma çabasıdır.
Kusursuz görünmek değildir.Dürüst görünmek de değildir yalnızca.İçtenlik gösterisi hiç değildir.
Sahihlik, insanın kendi hakikatini başkalarının alkışına kurban etmemesidir. Söylediği sözü önce kendi içinde taşıyabilmesidir. Rolün, imajın, temsilin, beklentinin, modanın, korkunun ve gösterinin altında ezilmeden kendisi olarak kalabilmesidir.
İnsan bazen bozulduğu için sahte olmaz.Bazen sadece görünmek istediği şeye fazla benzediği için sahiciliğini kaybeder.
Bu yüzden çağımızın en büyük ihtiyacı daha çok konuşan insanlar değil; daha çok sahih insandır. Çünkü sahih insan azaldığında, kelimeler çoğalır ama anlam yoksullaşır. Temsil büyür ama güven küçülür. Görünüş parıldar ama insan içeriden solar.
Unutulmamalıdır.İnsan en çok, göründüğü kişi olmak içinolduğu kişiden vazgeçtiğinde sahiciliğini kaybeder.
Ve bazen bir çağın en büyük çöküşü,binaların yıkılması değil;insanın kendi iç hakikatinden çekilmesidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.