Eyüp YENEROĞLU
Sabır
Sabır, beklemek değil; beklerken içinden yıkılmamaktır.
Sabır, edilgen biçimde beklemek değil; zor zamanlarda dağılmadan, hakikatten kopmadan ve iç bütünlüğü kaybetmeden kalabilme kudretidir. Zorluğun geçmesini beklemekten çok, zorluk içinde ahlaki ölçüyü taşıyabilmektir.
Sabır kavramı, çağın aceleciliğini, hemen sonuç alma arzusunu, zorluk karşısında çabuk çözülmeyi ve insanın yük taşıyamaz hale gelişini teşhis eder. Aynı zamanda sahte sabır ile gerçek sabır arasındaki farkı da ortaya koyar.
Sabır kavramı ,paniğe, dağılmaya, acelecilik uğruna ilkeyi terk etmeye, yorgunluk karşısında teslimiyete karşıdır.
Çünkü insanı yoran şey çoğu zaman sadece yaşadığı acı değildir. O acının ne kadar süreceğini bilememektir. Belirsizliktir. Gecikmedir. Sonucun görünmemesidir. Emek verip karşılığını hemen alamamaktır. Bazen bir kapının uzun süre açılmaması, bazen bir yaranın hemen kapanmaması, bazen bir duanın cevabının gecikmesi. İşte insan tam da burada çözülmeye başlar. Sabır dediğimiz şey ise zamanın uzamasına rağmen içeride dağılmamaktır.
Sabır çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Susmak sanılır.Katlanmak sanılır.Boyun eğmek sanılır.Bekleyip hiçbir şey yapmamak sanılır.
Oysa sabır, pasif bir duruş değildir. İçeride kurulan aktif bir dirençtir. İnsanın aceleye, öfkeye, umutsuzluğa, dağılmaya, vazgeçme dürtüsüne karşı kendi iç düzenini korumasıdır. Çünkü bazı savaşlar dışarıda verilmez. İnsan bazen en büyük mücadelesini, zamanın içinde çözülmemek için verir.
Sabır Neden Bu Kadar Zordur
Çünkü sabır insandan yalnız güç istemez; süreklilik ister.
Bir anlık cesaret birçok insanda bulunabilir. Bir eşikte herkes bir kez dik durabilir. Ama sabır başka bir şeydir. Sabır, uzun süre boyunca içten eksilmeden kalabilmektir. İlk gün gösterilen direncin onuncu günde, yüzüncü günde, belki yıllar sonra bile içeriden bütünüyle çökmesine izin vermemektir.
İnsan çoğu zaman darbeyle değil,uzayan yükle yorulur.Bir kez sarsılmakla değil,sürekli sarsılmakla yorulur.Bir acıyla değil,o acının uzamasıyla yorulur.
İşte sabır tam burada gerekir. Çünkü insanı asıl bozan şey bazen felaketin büyüklüğü değil, belirsizliğin uzunluğudur. Ne zaman biteceğini bilmeden taşımak, nereye varacağını görmeden yürümek, sonucu garanti olmadan doğru yerde kalmak. Bunlar insanın hem iradesini hem umudunu yorar.
Sabır bu yüzden yalnızca acıya dayanmak değildir. Anlamını hemen göremediği bir sürecin içinde yönünü kaybetmemektir.
Sabır ve Teslimiyet Aynı Şey Değildir
Burada ince ama önemli bir fark vardır.
Sabır, her olanı kabullenmek değildir.Haksızlığa razı olmak hiç değildir.Boyun eğmek, sinmek, içine kapanmak da değildir.
Sabır, mücadeleyi terk etmeden acele etmeme terbiyesidir. İnsanın sonucu zorlayamadığı yerde kendi iç dengesini koruyabilmesidir. Çünkü bazı insanlar sabrı, hareketsizliğin bahanesi yapar. Korktuğu için susar ama buna sabır der. İtiraz edemediği için geri çekilir ama bunu olgunluk diye anlatır. Oysa insan bazen sabretmiyor; sadece vazgeçmiş oluyordur.
Gerçek sabırda ise vazgeçiş yoktur.İç çözülmeye karşı bir tutuş vardır.Sessizlik olabilir ama o sessizlikte ölüm değil, birikme vardır.Geri çekiliş olabilir ama o geri çekilişte teslimiyet değil, güç toplama vardır.
Sabır, zamanın önünde eğilmek değildir. Zamanın içinde kendini kaybetmemektir.
Sabır ve İç Düzen
İnsan zor zamanlarda hemen dışarıdan yıkılmaz. Önce içeride çözülür. Morali bozulur. Düşüncesi dağılır. Umudu zayıflar. Öfkesi artar. Acele büyür. Sonra kişi sadece sonucu istemeye başlar; doğru yolu değil. Hemen olsun ister. Çabuk bitsin ister. Bir an önce rahatlasın ister. İşte bu noktada sabır, insanı hem aceleden hem dağılmadan koruyan bir iç disiplin hâline gelir.
Çünkü sabır, insanın içini toparlama biçimidir.
Acı geldiğinde paniğe kapılmamak.Gecikme olduğunda değersizlik duygusuna düşmemek.
Belirsizlik içinde bütün anlamı kaybetmemek.İstediği olmuyor diye kendi hakikatinden çekilmemek.
Bunlar kolay değildir. Çünkü insan çoğu zaman sadece sonuca bağlanır. Sonuç geciktiğinde de kendini eksilmiş hisseder. Oysa bazı süreçler insana sonucu vermeden önce dayanma kapasitesi kazandırır. Bazı gecikmeler yalnız dış şartlarla ilgili değildir; insanın içinin olgunlaşmasıyla da ilgilidir.
Sabır biraz da bunu anlamaktır.Her gecikme kayıp değildir.Her bekleyiş boşluk değildir.Her suskun dönem tükeniş değildir.
Bazen insanın en verimli zamanı, görünürde hiçbir şey olmuyormuş gibi duran zamandır. Çünkü içeride bir karakter inşa ediliyordur. Dışarıdan bakıldığında sadece bekleyiş görünür; ama içeride insan ya büyüyordur ya da çözülüyordur. Sabır, çözülmenin önüne geçen o sessiz kuvvettir.
Sabır ve Öfke
Sabırın en büyük sınavlarından biri öfkedir.
İnsan yoruldukça öfkelenir. Anlaşılmadıkça sertleşir. Bekledikçe gerilir. Acı uzadıkça kendi içine bile tahammülü azalır. Bu yüzden sabır sadece zamana direnmek değil, öfkenin insanı yönetmesine de izin vermemektir. Çünkü öfke çoğu zaman acının dışarı taşmış biçimidir. Ve kontrol edilmediğinde insanı hakikatten uzaklaştırır.
Sabırlı insan öfkelenmez diye bir şey yoktur.Öfkelenir.Yorulur.Bunalır.Düşer.Bazen ağlar da.
Ama bunların içinde yönünü kaybetmez.
İşte sabrın asaleti burada ortaya çıkar. Sabır, duygusuzluk değildir. İnsanlığını kaybetmek değildir. Acıyı hissetmeden durmak hiç değildir. Tam tersine, bütün bu duyguların içinden geçerken kendini koruyabilmektir. İçindeki fırtınanın seni savurmasına izin vermemektir.
Çünkü sabır, acının yokluğu değil; acının içinde istikametini koruma gücüdür.
Sabır ve Umut
Sabır ile umut arasında derin bir bağ vardır.
Umudunu kaybeden insan sabredemez. Çünkü sabır, sadece bugünü taşıma gücü değildir; yarının mümkün olduğuna dair içeride bir ışık taşıyabilmektir. Bu ışık bazen çok zayıflar. Bazen insan neredeyse hiçbir şey göremez. Ama yine de bütünüyle sönmüyorsa, orada sabır vardır.
Sabırsız insan hemen sonuç ister.Hemen rahatlamak ister.Hemen görmek ister.Hemen kazanmak ister.
Bu yüzden de çoğu zaman süreçle kavga eder. Zamana düşman olur. Oysa hayatın bazı hakikatleri aceleyle açılmaz. İnsan bazı olgunluklara beklemeden varamaz. Kimi yaralar hemen kapanmaz. Kimi yollar hızla geçilmez. Sabır burada yalnızca dayanma değil, ritme razı olma ahlakıdır. Her şeyin kendi zamanını zorla çekip alamayacağını bilmektir.
Bu razı oluş, teslimiyet değildir.Olgunluktur.Çünkü insan bazı şeyleri hızlandırmaya çalıştıkça bozar.Bazı kapıları zorladıkça kırar.Bazı meyveleri erken kopardıkça acılaştırır.
Sabır, hayatı zorla kendi hızına indirmeye çalışmamaktır. Hakikatin, emeğin ve oluşun bir vakti olduğunu bilmektir.
Sabır ve Bedel
Sabır bedelsiz değildir. İnsan sabrederken görünmez bedeller öder.
Yorgunluk öder.Bekleyiş öder.Belirsizlik öder.Bazen yalnızlık öder.Bazen anlaşılmamanın ağırlığını öder.
Bu yüzden sabır romantik bir erdem değildir. Yorucudur. İnsandan sürekli bir iç emek ister. Her gün yeniden toparlanmayı, her gün yeniden anlam kurmayı, her gün yeniden iç dağılmayı engellemeyi ister. Sabır, bir kez gösterilip biten bir güç değildir. Süreklilik isteyen bir karakterdir.
Bazı insanlar bir anlık parlamayla dikkat çeker.Ama hayatı taşıyanlar çoğu zaman sabırlı insanlardır.
Çünkü sabır, gösterişli değildir. Sessizdir. Kimse görmeyebilir. Kimse takdir etmeyebilir. Ama insanın iç dünyasında en köklü yapıları çoğu zaman o kurar. Aceleyle bozulmayan, öfkeyle savrulmayan, gecikmeyle dağılmayan insanlar ancak sabırla inşa edilir.
Toplumlar da Sabır Kaybeder
Bu mesele sadece bireysel değildir. Çağımızın büyük krizlerinden biri de toplumsal sabır kaybıdır. Her şeyin hemen olmasını isteyen, derinleşmeden sonuç arayan, düşünmeden tepki veren, süreç kurmadan değişim isteyen toplumlar, kolayca slogan üretir ama zor kurulur.
Çünkü sabır kaybı, yüzeyselliği büyütür.
İnsanlar artık emek vermeden görünmek, düşünmeden konuşmak, inşa etmeden hüküm vermek istiyor. Böyle bir yerde sabır küçümseniyor. Yavaşlık zayıflık, sükûnet ilgisizlik, derinlik ise hantallık sanılıyor. Oysa büyük medeniyetler aceleyle kurulmaz. Karakter de, kurum da, güven de zaman ister. Sabır burada pasiflik değil; kurucu güçtür.
Sabırsız toplumlar çabuk öfkelenir,çabuk yorulur,çabuk unuturlar.Ama derin iz bırakanlar çoğu zaman sabırla yürüyenlerdir.
Sonuç
Sabır, beklemek değil; beklerken kendini kaybetmemektir.
Acıya katlanmak değildir yalnızca.Acının içinde istikametini korumaktır.Gecikmeye tahammül etmektir.Belirsizlikte çözülmemektir.Öfkeye rağmen iç düzenini bozmamaktır.
İnsan bazen hemen kazanmaz.Hemen iyileşmez.Hemen anlaşılmaz.Hemen karşılık görmez.
Ama bütün bunlara rağmen içinden çekilmiyorsa, işte orada sabır vardır.
Unutulmamalıdır:Sabır, zaman geçsin diye değil;insan dağılmasın diye gerekir.
Ve bazen bir insanın en büyük gücü,hızlı sonuç almasında değil;uzun bir bekleyiş boyunca içindeki hakikati koruyabilmesindedir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.