Eyüp YENEROĞLU
Korku
İnsan bazen tehlike karşısında değil, kaybetme ihtimali karşısında küçülür.
Korku, insanın tehdit, kayıp, yalnızlık, dışlanma ya da zarar görme ihtimali karşısında hissettiği sarsılma halidir. Sadece doğal bir savunma duygusu değil; bazen hakikatten uzaklaşmanın, vicdanı susturmanın ve benliği geri çekmenin ilk eşiğidir.
Korku kavramı, insanın doğruyu bildiği halde susmasını, haksızlığı gördüğü halde geri çekilmesini, bedel ödememek için iç hükmünü askıya almasını teşhis eder. Korku çoğu zaman dış baskıdan önce iç çözülme üretir.
Korku , cesarete, iç özgürlüğe, direnişe ve haysiyetli duruşa karşıt bir eşik olarak durur. Teslimiyete, suskunluğa ve iç geri çekilişe yol açtığında yıkıcı hale gelir.
Çünkü korku her zaman kapıya dayanan bir tehdit değildir. Bazen insanın içine yerleşmiş görünmez bir bekleyiştir. Bir şey olacakmış gibi yaşamak, bir şey eksilecekmiş gibi davranmak, bir şeyi kaybedersem ben de eksilirim sanmak. Korku çoğu zaman dışarıdan gelen bir saldırıdan önce, içeride büyüyen bir ihtimaldir. Ve insanı en çok da bu ihtimal terbiye eder.
Korkunun en sinsi yanı budur zaten. İnsanı bir anda yıkmaz.Önce sesini kısar.Sonra tavrını erteler.Ardından ölçüsünü bozar.
İnsan korktuğu zaman her zaman kaçmaz. Bazen tam tersine, olduğu yerde kalır. Ama artık kendisi olarak kalmaz. Cümlelerini değiştirir. Duruşunu yumuşatır. İçinden geçenle dışarıda söylediği arasına mesafe koyar. Sonra bu mesafeyle yaşamayı öğrenir. En tehlikeli olan da budur. Korkunun geçici bir sarsıntı olmaktan çıkıp karaktere dönüşmesi.
Çünkü insan bazen korktuğu için susmaz. Sustukça korkuya yer açar.
Korku Neden Bu Kadar Belirleyicidir
Çünkü korku, insanın neyi gerçekten kaybetmek istemediğini açığa çıkarır.
Makam mı. İtibar mı. Çevre mi. Konfor mu. Alıştığı düzen mi. Kalabalığın onayı mı.
İnsan çoğu zaman cesaretini, bilgisi kadar sanır. Oysa insanı belirleyen her zaman bildikleri değildir. Bazen kaybetmekten korktuklarıdır. İşte bu yüzden korku sadece bir duygu değildir. Ahlaki bir testtir. İnsanın içindeki bağlılıkları, bağımlılıkları ve gizli teslimiyetleri görünür kılar.
Bazı insanlar hakikati bilir ama onu taşıyamaz.Bazıları yanlışı görür ama karşısında duramaz.
Bazıları da içinden itiraz eder ama dışarıda susar.
Bunu çoğu zaman akılsızlıklarından değil, korkularından yaparlar.
Çünkü korku, insanı sadece geri çekmez; aynı zamanda kendine mazeret üretmeye zorlar. Şimdi zamanı değil der. Şartlar uygun değil der. Bunu ben söylesem ne değişecek der. Kaybedeceğim şey çok büyük der. Böylece korku zamanla hakikatin yerini değil belki ama hakikate sadakatin yerini almaya başlar.
İnsan artık doğruyu görüp görmediğiyle değil, doğruyu taşıyıp taşıyamadığıyla sınanır.
Korku ve Sessizlik
Korkunun ilk vurduğu yer çoğu zaman dildir.İnsan önce kelimelerini kaybeder.Sonra tonunu.
Sonra itirazını.En sonunda da kendi içindeki ağırlığını.
Sessizlik her zaman olgunluk değildir. Bazen sadece korkunun zarif biçimidir. İnsan bunu çoğu zaman kendine itiraf etmez. Çünkü korkak görünmek istemez. Bu yüzden sessizliğini hikmet diye anlatır. Geri çekilişini strateji diye sunar. Eğilişini sabır diye isimlendirir.
Oysa isim değişince hakikat değişmez.
İnsan korktuğu için susuyorsa, bunu başka bir erdem gibi anlatması içteki çözülmeyi durdurmaz. Tam tersine, onu meşrulaştırır. Böylece insan hem gerçeği erteler hem de erteleyişine ahlaki bir süs verir. İşte korkunun en derin zaferlerinden biri budur: İnsana kendi geri çekilişini makul gösterebilmesi.
Bir kez buna alışıldığında, korku artık dışarıdan gelen bir baskı olmaktan çıkar. İçeride yerleşmiş bir danışmana dönüşür. İnsan her meselede önce doğruyu değil, riski hesaplar. Her tavırda önce hakikati değil, sonucu düşünür. Böylece hayat yavaş yavaş ilkelerle değil, tehlike hesabıyla yönetilmeye başlar.
Orada insan yaşamaya devam eder. Ama özgür yaşamaz. Konuşur. Ama kendi sesiyle konuşmaz. Karar verir. Ama kendi merkezinden vermez.
Korku ve Küçülme
Korku insanı hep dışarıdan küçültmez. Bazen içeriden küçültür.
Bu küçülme çok görünmezdir. İnsan dışarıda aynı kişidir belki. Görevi sürer, çevresi yerindedir, dili işler, düzeni devam eder. Ama içeride bir şey eksilmiştir. Çünkü insan kendi içinde bir doğruyu sırf korktuğu için terk ettiğinde, kendine duyduğu saygıdan da bir şey kaybeder.
İnsanın asıl küçülmesi burada başlar.
Başkalarının gözünde değil,kendi içinde küçülür önce.Nerede sustuğunu bilir.Nerede eğildiğini bilir.Nerede içinden gelen sesi bastırdığını bilir.
Bu bilgi insanın içinde sessiz bir yıkım üretir. Sonra kişi bunu bastırmak için daha çok konuşabilir, daha çok sertleşebilir, daha çok görünmek isteyebilir. Ama örtülen şey iyileşmez. Korku bir kez insanın iç düzenine girdi mi, orada sadece bir tepki değil; bir şekil verme gücü üretir.
Artık insan kararlarını korkusuna göre almaya başlar.
Neyi savunacağını,ne kadar ileri gideceğini,nerede susacağını,kime benzeyeceğini,
hangi çizgiyi aşmayacağını.
Bütün bunları hakikatten çok, korku belirler.
İşte bu yüzden korku sadece psikolojik bir hâl değildir. Karakter meselesidir. Toplumsal bir meseledir. Hatta siyasal ve kültürel düzenlerin de en etkili araçlarından biridir. Çünkü korkutulan insan yalnızca sindirilmez; yönlendirilir.
Korku ve Alışma
İnsan her şeye olduğu gibi korkuya da alışır.
İlk başta rahatsız eden şey, zamanla normal görünmeye başlar. Önce bir cümle söylenmez. Sonra başka bir cümle daha. Ardından insan artık söyleyemediği şeyleri düşünmemeye başlar. Çünkü düşünmek bile içte rahatsızlık üretir. Böylece korku yalnız dili değil, düşünceyi de daraltır.
Bu çok ağır bir kayıptır.
Çünkü insan yalnızca konuşamadığında değil, artık içinden de konuşamadığında teslim olur.
Teslimiyet her zaman ilan edilmez.Bazen sadece düşünce alanı daralır.
İnsan risk almamayı olgunluk,uyumu ise akıllılık sanır.Bir süre sonra da korkudan doğan sınırlar,karakterin doğal sınırları gibi görünür.
İşte korkunun alışkanlığa dönüşmesi budur. İnsan artık baskıyı dışarıda hissetmez; içinde taşır. Kimse bir şey demese de kendi kendini sınırlar. Kimse yasaklamasa da kendi dilini kısar. Kimse zorlamasa da kendi sınırını korkuya göre çizer.
Bu, korkunun en derin yerleşme biçimidir. Dış baskının iç mekanizmaya dönüşmesi.
Toplumlar da Korkuyla Şekillenir
Korku sadece bireyleri değil, toplumları da biçimlendirir.
Bir toplumda insanlar sürekli kaybetme ihtimaliyle terbiye ediliyorsa, orada hakikat zayıflar. Çünkü herkes önce kendini korumaya çalışır. Sessizlik ödül getirir, itiraz bedel doğurur, uyum güvenlik sağlar. Böyle bir yerde insanlar yanlışın ne olduğunu bilmez değildir. Ama çoğu, onu taşıyamaz. Çünkü korku, vicdandan daha örgütlü hâle gelmiştir.
Toplumda korku yayıldığında önce güven azalır. Sonra insanlar birbirine değil, pozisyonlarına sadık kalmaya başlar. Dil daralır. Müzakere zayıflar. Hakikat parçalara ayrılır. Herkes ne düşündüğünden çok, ne kadarını söyleyebileceğini hesaplar. En sonunda da toplumda görünürde bir düzen kalır; ama içeride ortak omurga çözülür.
Böyle yerlerde kötülük her zaman çoğaldığı için değil,ona karşı içten direnç azaldığı için büyür.
Çünkü korku, insanları sadece susturmaz; birbirinden de uzaklaştırır. Herkes kendi güvenliğine çekildiğinde ortak iyiyi taşıyacak alan daralır. İnsanlar doğruyu birlikte savunmak yerine, yalnız başına kalmamak için kalabalığa yaklaşır. Böylece kalabalık büyür ama toplum küçülür.
Korku ve Hakikat
Hakikatin en büyük düşmanlarından biri bilgisizlik değildir. Korkudur.
İnsan bilmediği için değil, bildiğini söylemekten ürktüğü için susar çoğu zaman. Korku burada yalnız bedeni değil, hakikatle ilişkiyi de yaralar. Kişi artık doğruyu söylemekten önce doğrunun sonuçlarını düşünür. Böylece hakikat, ahlaki bir mesele olmaktan çıkıp stratejik bir riske dönüşür.
Oysa hakikat risk hesabıyla taşınmaz.Orada insanın iç omurgası gerekir.
Korku bu omurgayı zayıflattığında, kişi doğruyu yalnız başına savunamaz hâle gelir. Kalabalık varsa konuşur. Alkış varsa cesur görünür. Destek varsa itiraz eder. Ama yalnız kaldığında hakikatten çekilir. Bu ise hakikatin değil, kalabalığın adamı olmaktır.
İnsan bazen korkusunu aşamaz. Bu anlaşılır. Korku insani bir şeydir. Ama korkunun insani oluşu, onun belirleyici olmasını meşru kılmaz. Mesele korkmamak değildir. Korkunun insanın kaderi hâline gelmesine izin vermemektir.
Sonuç
Korku, insanın içindeki en eski ve en güçlü kuvvetlerden biridir.
Bazen korur.Bazen uyarır.Bazen tehlikeyi haber verir.Ama yerini aştığında insanı küçültür.
Çünkü korku bir duygudan çıkıp yön verici bir güce dönüştüğünde, insan artık hakikate göre değil, tehdide göre yaşamaya başlar. Orada hayat sürer ama istikamet kaybolur. Düzen devam eder ama omurga çözülür.
Bu yüzden mesele korkunun varlığı değildir. Her insan korkar. Asıl mesele, insanın korkusuyla ne yaptığıdır. Ona teslim mi oluyor, yoksa onu tanıyıp yerini mi sınırlıyor?
Unutulmamalıdır. İnsan her zaman korktuğu için yenilmez.Bazen korkusunu karakterine dönüştürdüğü için yenilir.
Ve bazen bir insanın başına gelen en büyük çöküş,dışarıdan yıkılması değil;içinde korkuya yer açtıkça kendi sesini kaybetmesidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.