Eyüp YENEROĞLU
İç Özgürlük
İnsan bazen kapatıldığı için değil, alıştığı için tutsak olur.
İç özgürlük, insanın dış koşullar ne olursa olsun kendi iç hükmünü koruyabilmesi, korku ya da çıkar tarafından tamamen belirlenmemesidir. Sadece dış engellerin yokluğu değil; insanın kendi iç sesini kaybetmeden yaşayabilme kudretidir.
İç özgürlük kavramı, görünürde serbest ama içeride bağımlı insanı teşhis eder. İnsan bazen zincirsiz yaşar ama korkularına, beklentilere, onay ihtiyacına ve alışkanlıklara esirdir. İç özgürlüğün kaybı, dış özgürlüğün varlığını da anlamsızlaştırabilir.
İç özgürlük , iç köleliğe, korkuya teslimiyete, başkasının yargısına bağımlı yaşamaya, zihinsel ve ahlaki esarete karşıdır.
Zincir her zaman görünmez.Her esaret gürültülü değildir.Her boyun eğiş zorla olmaz.
Bazı insanlar dışarıdan özgür görünür. İstedikleri yere gider, istedikleri cümleyi kurar, istedikleri hayatı yaşadıklarını sanırlar. Oysa insanın dışarıdaki hareket alanı genişledikçe içeride de özgürleştiği söylenemez. Çünkü asıl tutsaklık bazen kapılarda değil, içeride kurulur. Korkuların içinde kurulur. Alışkanlıkların içinde kurulur. Onay ihtiyacında, görünürlük tutkusunda, kaybetme korkusunda, konfor bağımlılığında kurulur.
Bu yüzden özgürlük, sadece dış engellerin kalkması değildir. İnsanın içindeki efendilerden de kurtulabilmesidir.
Çünkü insan bazen kendini yönettiğini sanır.Oysa arzuları yönetiyordur onu.Bazen seçtiğini sanır.Oysa korkuları seçiyordur.Bazen suskunluğunu olgunluk zanneder.Oysa içinde konuşan korkudur.
İç özgürlük dediğimiz şey, tam da burada başlar. İnsanın kendi içindeki baskılara rağmen doğruyu seçebilme gücünde.
Özgürlük Neden İçeride Başlar
Çünkü dışarıdaki kapılar açık olsa da insan içeride kilitli olabilir.
Bir insan konuşabilir ama kendi sesiyle konuşmuyordur.Karar verebilir ama kendi iradesiyle vermiyordur.Kalabalıklar içinde güçlü görünebilir ama en küçük dışlanma ihtimalinde içi dağılır.
Böyle bir durumda dışarıdaki serbestlik, gerçek özgürlük değildir. Sadece hareket imkânıdır.
İç özgürlük ise insanın kendine sahip olmasıdır. Korkularını inkâr etmeden ama onlara teslim de olmadan yaşayabilmesidir. Beğenilme ihtiyacının, kabul görme arzusunun, alışkanlıklarının, tutkularının, öfkesinin, bağımlılıklarının içinde kaybolmamasıdır. İnsanın kendi iç düzenini başkasına kaptırmamasıdır.
Çünkü kendi içini yönetemeyen insan,hayatını yönetiyor gibi görünse de sadece sürükleniyordur.
Çağımızın en büyük yanılsamalarından biri budur. İnsanlar seçenek çokluğunu özgürlük sanıyor. Oysa seçenek çoğalınca insan her zaman güçlenmez. Bazen daha çok dağılır. Daha çok kararsızlaşır. Daha çok dış etkene açık hâle gelir. Çünkü mesele kaç yol olduğu değil, insanın hangi merkezden yürüdüğüdür.
Merkezi olmayanın seçimi de sahici olmaz.
İçteki Efendiler
İnsan dışarıdaki zorbalardan önce, içindeki efendileri tanımak zorundadır.
Bunlar bazen korkudur.Bazen hırs.Bazen kıskançlık.Bazen gösterilme arzusu.Bazen alışkanlık.Bazen de sevilme ihtiyacı.
İnsan çoğu zaman baskıyı dışarıda arar. Ama kendini en çok kendi içindeki zincirler tutar. Çünkü dışarıdaki baskıya itiraz etmek daha kolaydır. İnsan ona karşı öfke geliştirebilir. Ama içindeki esareti görmek daha zordur. Çünkü ona alışmıştır. Hatta bazen onu kişiliğinin bir parçası zanneder.
Mesela bazı insanlar susmayı seçmez; korktuğu için susar. Ama bunu olgunluk gibi anlatır. Bazıları itaat etmez; yalnız kalmamak için eğilir. Ama buna uyum der. Bazıları gösteriyi sevdiği için değil, görünmez kalmaya dayanamadığı için sürekli görünür olmak ister. Ama buna üretkenlik der.
İç özgürlüğün önündeki en büyük engellerden biri de budur: İnsan kendi esaretine isim değiştirerek katlanır.
Oysa isim değişince hakikat değişmez.
İnsan korkuyorsa korkuyordur.Bağımlıysa bağımlıdır.Esirse esirdir.
Bunu kabul etmek küçülmek değil, özgürlüğün kapısını aralamaktır. Çünkü insan ancak tanıdığı zinciri kırabilir.
İç Özgürlük ve Cesaret
İç özgürlük, rahat insan işi değildir. Cesaret ister.
Çünkü insanın kendi içindeki bağımlılıkları görmesi kolay değildir. Herkes dışarıdaki düşmanı gösterebilir. Ama insanın kendi içindeki korkuya, zaafa, onay açlığına, ikiyüzlülüğe bakması daha ağırdır. Bu yüzden iç özgürlük biraz da kendine karşı dürüst olabilme cesaretidir.
İnsan neye esir olduğunu bilmeden özgürleşemez.
Bu esaret bazen geçmişten gelir.Bazen yetişme tarzından.Bazen toplum baskısından.Bazen travmadan.Bazen de bizzat insanın seçtiği konfordan.
Çünkü konfor da bazen bir hapishanedir. İnsan rahatını kaybetmemek için birçok doğruyu erteleyebilir. Sessiz kalabilir. Kendini olduğundan başka gösterebilir. Hatta kendi içindeki gerçeği bile bastırabilir. Böylece hayat dışarıdan düzenli görünür ama içeride insan küçülmeye başlar.
İç özgürlüğü olmayan insan, çoğu zaman bedel ödememek için kendinden vazgeçer.
İşte asıl esaret budur.
Bedelden kaçtıkça insan hafiflemiyor; aksine içeride ağırlaşıyor. Çünkü her kaçış, insanın kendi gözündeki ağırlığını biraz daha azaltıyor. Bir süre sonra kişi kendine ait kararlar alan biri olmaktan çıkıyor; şartların ve korkuların yönettiği bir hayata razı oluyor.
Özgürlük Her İstediğini Yapmak Değildir
Çağımız özgürlüğü çoğu zaman sınırsız tercih hakkı gibi sunuyor. Oysa insan her istediğini yapabiliyor diye özgür olmaz. Bazen tam tersine, istediği her şeyin peşinden gittiği için daha da bağımlı hâle gelir.
Arzu da esir eder.Öfke de.Tutku da.Haz da.İntikam isteği de.
İç özgürlük, insanın içinden geçen her şeyi meşru sayması değildir. Kendini terbiye edebilmesidir. Nefsinin, öfkesinin, korkusunun, hırsının önünde tamamen dağılmamasıdır. Çünkü kendini yönetemeyen insan, özgür değil; dağınıktır.
Dağınıklık ise özgürlük değildir.Sadece kontrolsüzlüktür.
Bu yüzden iç özgürlük, insanın sınır bilmesiyle de ilgilidir. Neye evet diyeceğini bildiği kadar neye hayır diyeceğini de bilmesidir. Kendini her dürtünün önüne atmamasıdır. Her çağrının peşine takılmamasıdır. Her alkışın içine düşmemesidir.
İnsan bazen istediğini yaptığı için değil, yapabildiği hâlde yapmadığı için özgürdür.
Çünkü özgürlük biraz da iradedir. İçten gelen her dürtüye boyun eğmemek, her baskıya teslim olmamak, her korkuya göre şekil değiştirmemektir.
Toplum İç Özgürlüğü Nasıl Zedeler
Bazı toplumlar açık baskıyla insanı küçültür. Bazıları ise görünmez mekanizmalarla. Sürekli onay isteyen, sürekli benzerlik üreten, farklılığı cezalandıran, görünür olmayı değer sayan, yalnız kalanı zayıf gösteren bir çağda iç özgürlük kolay korunmaz.
İnsanlar düşüncelerini bile çoğu zaman gerçekten düşündükleri için değil, ait oldukları çevreye uygun olduğu için benimsemeye başlar. Tepkiler ödünç alınır. Öfkeler paketlenir. Cümleler başkalarının ağzından çıkar gibi kurulur. Böyle bir yerde insan dışarıdan politik, kültürel, dinî ya da fikrî bir kimlik taşıyor olabilir; ama içeride özgür değildir. Çünkü kendi merkezinden değil, kalabalığın ritminden hareket ediyordur.
Bu, modern insanın en büyük çıkmazlarından biridir:Çok konuşur ama az düşünür.Çok görünür ama az derinleşir.Çok tepki verir ama az yüzleşir.
İç özgürlüğü olmayan insan, çoğu zaman başkasının kavgasını kendi kavgası sanır. Başkasının öfkesini taşır. Başkasının dilini tekrar eder. Başkasının korkusuna göre pozisyon alır. Böylece kendi iç dünyası da sömürgeleşir.
İçinde özgür olmayan toplumlar, dışarıda bağımsız görünseler bile kolay yönlendirilir.
İç Özgürlük ve Yalnızlık
İç özgürlük biraz da yalnız kalabilme gücüdür.
Kalabalığın dışında da kendi sesini duyabilmek. Alkış yokken de kendi değerini kaybetmemek. Herkes aynı istikamete yürürken durup kendi yönünü yeniden tartabilmek. İnsan bunu yapamadığında, kendini sürekli dışarıdaki yankılar içinde tanımlar.
Oysa insanın kendi içine dönmediği yerde özgürlük gelişmez.
Kendi iç sesiyle baş başa kalamayan biri, neye inandığını tam bilemez.Neden korktuğunu tam anlayamaz.Neye teslim olduğunu fark edemez.
Bu yüzden iç özgürlük, bir tür iç muhasebe ister. İnsanın kendine karşı açık olmasını ister. Kendi zaaflarını tanımasını, kendi kaçışlarını görmesini, kendi bağımlılıklarını isimlendirmesini ister.
Bu acı vericidir.Ama iyileştiricidir.
Çünkü insan ancak içindeki sahte efendileri tanıdığında gerçekten ayağa kalkabilir.
Sonuç
İç özgürlük, insanın dış dünyaya meydan okumasından önce kendi içindeki esareti fark etmesidir.
Korkusuz olmak değildir.Korkuya teslim olmamaktır.Arzusuz olmak değildir. Arzunun emrine girmemektir.Yalnız kalmamak değildir.Yalnız kalma ihtimali yüzünden kendini satmamaktır.
İnsan bazen dışarıdan zincire vurulmaz.İçeriden çözülür.Kendi korkularına yerleşir.Kendi konforuna sığınır.Kendi bağımlılıklarını karakter sanır.
Ve sonra buna hayat der.
Oysa hayat, sadece hareket etmek değildir. İnsanın kendine ait bir iradeyle yaşayabilmesidir. Kendi içindeki efendileri küçültüp kendi hakikatini büyütebilmesidir.
Unutulmamalıdır:Zincirin görünmemesi, insanı özgür yapmaz.
Ve bazen insanın önündeki en büyük engel,dışarıdaki duvarlar değil; içinde çoktan yerleşmiş korkulardır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.