Bekir ÇÖL
HZ: MUHAMMED İÇİN UYDURULAN HURAFELER: -5- SEHMİ NÜBÜVVETE VARİS OLANLAR
Tasavvufçuların Hz. Nebi’yi yüceltmelerinin sebebi, o yüceliklere kendilerini çıkarmak içindir demiştim. Ömer Öngüt ’ün bu “Nur-u Muhammed’i” kitabında da peygamberi yücelterek “Her şey peygamberin nurundan yaratıldı, her şeyin özü Muhammed’dir dedikten sonra “Sehmi Nübüvvetten (Peygamberlik payından bir kısmına maliklerdir dedikleri kendilerini evliya yapan tasavvufçu şeyhleri övmeye başlıyor.
Muhammet (a.s.) bilinmeyen bir varlıktır. Çünkü: “Onun aslı nur, cismi Âdem’dir. Onun aslı nur, o nuru kimse bilmiyor. Allah’ü Teâlâ: “Velilerimi benden başka kimse bilmez” buyurdu.
O Hakkın nurudur, ilim irfan kaynağıdır. Hak’tır onun özü, Hak’tan gelir onun sözü.
Peygamberin varisleri olan velilerin üzerindeki hal, Nübüvvetten bir cüzdür. İç âlemleri de Hatem-ül Enbiya efendimizin bir emanetidir. Bütün fazilette o emanettedir.
Herkes varlığını ortaya koyup varlık satmaya çalışır. Fakat veli, Allah’ta fani olduğu için o Hazreti Allah’ı görür, kendisinden hiçbir şey görmez. Yani onlar Hakkı bilir, kendisini bilmez, Hakkı görür kendisini görmez. (Nuru Muhammed’i s.27-28)
TASAVVUFUN ŞİRK KAVRAMLARI
HAKİKATİ MUHAMMEDİ:
“Muhammed’i gerçek” anlamına gelen bu kavram tasavvufta, Hz. Muhammed’in manevi şahsiyetini ifade etmek için kullanılır. Mutasavvıflara göre Hz. Peygamberin cismani hayatının ayrı bir varlığı daha mevcuttur.
Allah’tan başka hiçbir şey yokken ilk defa hakikati Muhammediyye var olmuş, bütün yaratıklar bu hakikatten ve onun için yaratılmıştır. Âlemin var olma gayesi, sebebi ve maddesi bu hakikattir. (Dr. Mehmet Canbulat)
Bu açıştan sonra Hakikati Muhammediyye nin ne olduğunu veya ne olmadığını en iyi anlayan ve en iyi anlatan gönül dostum İbrahim Sarmış Hocamın yeri doldurulmaz eseri Tasavvuf ve İslam kitabından istifade ederek bu bahsi anlatmaya çalışacağım:
HAKİKATİ MUHAMMEDİYE
Tasavvufçulardan Gümüşhanevi, Hz. Muhammed’i şöyle tanımlamaktadır: İlk taayyün ile beraber olan zattır. Esma-ül Husnası vardır ve Allah’ın ismi azamıdır.
Ve yine şöyle devam etmektedir: Hakkın suretleri Muhammed’in Kendisidir? Çünkü ehadiyet ve vahdaniyet hakikati ile taayyün emiş (açığa çıkmıştır). (Gümüşhanevi Cami-ul usul)
Ed Demirtaş şöyle demektedir: Hakikatlerin hakikati, bütün mertebeleri kapsayan ilahi Kemalli insani mertebedir. Hazaret-ül cem- ehadiyet-l cem diye isimlendirilir. Daire onunla tamamlanır. Zatın yokluğunda (gaybında) taayyün eden ilk mertebedir ve o hakikati Muhammediyedir. (M. Ed Demirtaş Risale-i fi Marifet-ül Hakayik)
Görüldüğü gibi, tasavvufçuların anlayışında Muhammed beşer (insan) ve Resul değil, en üstün mertebelerinde ilahi zattan (Allah’tan) ortaya çıkan ve Yüce Allah’ın güzel isimleri gibi isimleri bulunan ve azam olan ikinci varlıktır. Hâşâ İlahtır.
Ali Şeriati: Şia kültüründe Hakikati Muhammediye yahut Nuru Muhammediye inancı tasavvuf kültürüne bir nevi kaynaklık oluşturmaktadır. Şu sözlere bakınız:
Güya Hz. Ali söylemektedir: “Ben ve peygamber, onun buyurduğu şekilde Allah’ın nurundan bir nurduk. O zaman Allah, bu nurun ayrılmasını emir buyurdu. Sonra bir yarısına Muhammed ol, dedi. O da hemen Muhammed oldu. Öteki yarısına da Ali ol diye emretti. Oda Ali oldu.”
(Ali Şeriati, Safevi Şiası 153. Yöneliş ist. 1990. Bunun kaynağının da Hristiyanlıkta olduğu görülmektedir.)
Şair Busiri: Meşhur şair Busiri de meşhur kasidesinde bunu şöyle dile getirir. “Bütün peygamberlere gelen ayetler, O’nun (Muhammed’in) nurundan onlara gelmiştir. “Abidin paşa Kaside-i Bürde çeviri ve şerhi. 5253 İstanbul 1977”
Abdülkerim Cili: Her halde bütün bu ifadelerden Muhammed’in kim ve nasıl varlık olduğu anlamış bulunuyorsunuz. Âlemde maddi ve manevi ne varsa, hepsi Muhammed’in bir yansıması ve görünümüdür.
Muhammed’i her şey göstermesine yahut her şeyin Muhammed olarak görünmesine bakarak el Cili’nin Tenasüh (Reenkarnasyon) inancında olduğunu okuyucuların aklına getirmemeleri için onları uyarıyor ve şöyle diyor:
“Sakın ha bu sözümden dolayı tenasüh inancında olduğumu sanmayın. Allah ve Resulü için böyle bir şey olmaz. Hâşâ onlar hakkında böyle bir amacım olsun. Ancak, Resulüllah’ın her surette görünme özelliği vardır. (Abdülkerim El Cili aynı eser. 2/47)
Apaçık şirk sözleri: Görüldüğü gibi mutasavvıflar, Hz. Muhammed’in zat ve sıfatı olarak Allah’ın kendisi olduğunu, evvel ve ahır, batın ve zahir olduğunu, mutlak ve mukayyet varlık (vücut) olduğunu, o varken ondan önce veya onunla beraber başka bir şeyin bulunmadığına inanırlar. Sonra maddi suretlerde taayyün ettiğine ve birinde cansız (camad), birinde canlı olarak isimlendirildiğine ve isminin bütün varlıkların ismini kapsadığına ve mahiyetinin bütün mahiyet (kimlik ve kişiliklerle) aynı olduğuna inanırlar.
Ahmet Şarabasi bu konuda şöyle demektedir: Birtakım kişiler Hz. Muhammed hakkında çok aşırı gitmişlerdir. Ona doğru olmayan şeyleri nispet etmiş, hakikat olarak Allah’ın yarattığı ilk varlık olduğunu, âlemin onun için var edildiğini ve bütün varlıkların onun nurundan yaratıldığını söylemişlerdir. (Ahmet Şarabisi, “Yeseluneke fiddini vel hayat 2/405)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.