SONUÇ OLARAK:

Hakikati Muhammediye veya Nur-u Muhammed’i nazariyesinin Kur’an’dan hiçbir dayanağı yoktur. Çünkü şeriat, Muhammed’in risaleti tebliğ etmek için Allah’ın seçtiği bir kul olduğunu söylerken, Muhammed’in hakikatinin Allah’ın zatından meydana geldiği ve diğer varlıkların da müteselsil olarak Muhammed’den ortaya çıktığı, tasavvufi anlayışla Muhammed’in insanı Kâmil olduğunu kesinlikle kabul etmez. (İbrahim Sarmış ’ın tasavvuf ve İslam kitabından alıntılar burada bitti.)

Hakîkat-ı Muhammedî Düşüncesinin Mahiyeti Hakîkat-ı Muhammedî düşüncesine göre Peygamber'in altmış üç senelik zamanla sınırlı cismanî vücudundan ayrı bir varlığı daha mevcuttur. Allah'tan başka hiçbir şey yokken ilk defa Hakîkat-ı Muhammedî var olmuş, bütün yaratıklar bu hakikatten ve O'nun için halk edilmiştir. Âlemin var olma sebebi, maddesi ve gayesi bu hakikattir.

Bu konuda Hallacı Mansur’un sözleri: Hallaç’ta, bütün varlıkların kendisinden feyezan ettiği ilk yaratılan en parlak nûr olarak ifade edilen Nûr-ı Muhammedî, İbni Arabî’de evrenin idaresinde tasarruf yetkisi bulunan insan-ı Kâmil ve velilerde tezahür eden Hakîkat-ı Muhammedî şeklini almıştır.

Âdem insanların maddeten babası (Ebu'l-beşer); Peygamber ise ruhların babasıdır (Ebu'l-ervah). Buna göre „Allah ilk defa benim nurumu yarattı‟; “Âdem toprakla su arasında iken ben peygamber idim‟ anlamındaki hadislerle bu hususa işaret edilmiştir. Âdem'de tecelli edip daha sonra öbür peygamberlere intikal eden, Muhammed (s) beden olarak dünyaya gelince O'na intikal edip onda karar kılan nûr, ölümünden sonra da devam etmekte ve kâinat da varlığını bu sayede sürdürebilmektedir. Bu nûr ölümsüz ve ebedi olduğundan mutasavvıflar Peygamber için „öldü‟ ifadesini kullanmaktan kaçınmışlardır.

Kısa İzah: “Âdem toprakla su arasında iken ben peygamber idim‟ sözü büyük bir uydurmadır ve Peygambere iftiradır. Çünkü ayetler bunun aksini söylemektedir:

Cemal Külünkoğlu Meali “De ki: “Ben (Allah'ın) resullerinin ilki değilim ve (onlar gibi) ben de bana da size de ne olacağını bilemem, sadece bana vahyolunana uyarım. Çünkü ben sadece açık bir uyarıcıyım.” (Ahkaf 9)

Cemal Külünkoğlu Meali Muhammed, sadece bir resuldür. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Al’i İmran 144)

Bu ayetler çok açık olarak “Ey Muhammed! Sen ilk Peygamber değilsin” dediği halde bunlara muhalif onlara Peygamberimiz söz söyleyebilir mi?

Hakîkat-ı Muhammedî Düşüncesinin Tarihî Serüveni Kaynaklardan aktardığına göre Peygamber'in (s) manevi şahsiyetini ifade etmek için bir tasavvuf terimi olarak kullanılan Hakîkat-ı Muhammedî diğer adıyla Nûr-ı Muhammedî kavramına sözlerinde ilk yer veren sûfi, Zü'n-Nûn-ı Mısrî (155–245/772–859) olmuştur. Çünkü „yaratılanların aslı Muhammed'in nûrudur‟ sözü ona aittir. Her ne kadar Zü'n-Nûn bu kavramı kullanmış olsa da bahsi geçen nazariyenin o dönmelerde henüz netleşmediği, sadece bir anlayış olarak var olduğu görülmektedir.

Aynı şekilde Zü'n Nûn ‘un öğrencisi Sehl b. Abdullah et-Tüsteri (200–283/815–896) de, Allah'ın ilk defa Muhammed'i kendi nurundan yarattığını ileri sürmüş, fakat Hakîkat-ı Muhammedî kavramından açıkça bahsetmemiştir. O sadece, bunun bir yaratma sebebi olduğundan söz etmiştir. Zaman içerisinde bu düşüncenin giderek bir nazariyeye dönüştüğü görülmektedir. et-Tüsteri‟nin öğrencisi İbni Salim'in kurduğu Sâlimiye ekolünün temel ilkelerinden birinin Nûr-ı Muhammedî olması da bunu desteklemektedir.

Bu nazariyeyi kapsamlı bir şekilde ele alıp sûfi çevrelerde yaygınlaştıran kişinin Hallâc-ı Mansur (246–309/860–921) olduğu söylenebilir. Ona göre Muhammed ‟in (s), biri bütün varlıkların var olmasından önce var olan nuru, diğeri „peygamber insan‟ olarak dünyaya gelen beşer olmak üzere iki sureti vardır.

Konu sistematik biçimde, inançlarının merkezini vahdet-i vücud ve dinlerin birliği düşüncesi oluşturan Muhyiddin b. Arabî (560–638/1150–1240) 27 ve Abdülkerim el-Cili (767–832/1366–1428)28 tarafından açıklanmıştır. Bununla beraber mevzu kendini en sistematik biçimde Muhyiddin b. Arabi’de göstermektedir Nitekim Fususu‟l-hikem'e şerh yazanlar da bu konu üzerinde önemle durmuşlardır.

Bu anlayışın önemli temsilcileri arasında, bahsi geçen zevatın yanında: Celaleddin-i Rumî (604–672/1207–1273), 30 Kastalânî (851–923/1448– 1517), Ahmed Faruk Serhandi (971–1034/1563–1625), 32 Aziz Mahmut Hüdâyî (948–1038/1541–1628) 33 ve Said Nursî‟ den (1878–1960) bahsetmek mümkündür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir ÇÖL Arşivi

HZ: MUHAMMED İÇİN UYDURULAN HURAFELER:

31 Ağustos 2026 Pazartesi 11:10

KURAN DA HZ.MUHAMMED’İ ANLATAN AYETLER:

24 Ağustos 2026 Pazartesi 00:00

BİR HOCAYA CEVAPLAR

17 Ağustos 2026 Pazartesi 09:53

KURAN DA DUA AYETLERİ:

10 Ağustos 2026 Pazartesi 11:47