Bekir ÇÖL
ÇOK ÇOK ÇOK DERİN HOCAYA CEVAP: -4- HZ: MUHAMMED İÇİN UYDURULAN HURAFELER:
Kur’ân-ı Kerim’de, Rasûl-i Ekrem (sav) hakkında ana hatlarıyla bilgi verildiği, aynı şekilde bizzat Hz. Peygamber’den ve sahabe-i kiramdan bu hususta yeterli sayılabilecek sahih hadisler geldiği halde Hz. Peygamber hakkında da pek çok hadis uydurulduğu bir gerçektir. Sadece uydurma haberleri derleyen müstakil çalışmalara bakıldığında dahi Hz. Peygamber’in hayatı ve fazileti ile ilgili birçok rivayetin kaydedildiği görülmektedir. Hadis uydurma faaliyetinin ortaya çıkışı ile uydurma rivayetlerin yayılmasının farklı sebepleri var ise de konumuzla ilgili rivayetlerden hareketle burada dört temel sebepten söz edebiliriz:
1. Hz. Peygamber’i yüceltme arzusu,
2. Hz. Peygamber’e karşı sevgi ve saygı,
3. Hz. Peygamber’i istismar, O’nun adını kullanarak çıkar sağlama,
4. İslam düşmanlarının saptırma gayreti. Tasavvufçuların Resulüllah’ı yüceltme ve İlahlaştırma nedenleri: Tasavvuf ehlinin Resulüllah’ı yüceltmelerinin, ilahlaştırmalarının sebepleri sadece yukarıda sayılanlar değildir. Onların tek gayeleri vardır, yine bir uydurma hadis olan “El Ulema’i verese tül Enbiya” sözünde geçen âlimlerin yerine tasavvufçuları korlar ve peygambere verilen yüceliklerin, üstünlüklerin ve mucizelerin tek varisi olduklarını iddia ederler ve aynı yere de kendilerini koyarlar. İşte dediklerime örnek: “Şüphesiz Allah, Âdem’i yaratıp da bedenine ruhu girdirdiğinde, bana bir elma alıp suyunu Âdem’in boğazına sıkmamı emretti. Ben de o elmayı sıktım. İşte ey Muhammed! Allah o suyun ilk damlasından seni yarattı, ikinci damlasından Ebu Bekir’i yarattı.” Bu rivayetle ilgili olarak İbn Hacer el Heytemi, Süyuti’den naklen “Yalan ve uydurmadır” demiştir. Bu rivayetler olmasa da hadisin öyle bir içeriği var ki, “Ben uydurmayım” diye sesleniyor.
Günümüz tasavvufçularına göre Nuru Muhammedi: Daha evvel Nur-u Muhammed’i kavramını kitaplarına alan ve insanlara gerçekmiş gibi anlatan tasavvufçuları anlatmıştım. Şimdide günümüz tasavvufçularından bir örnek vereceğim. Gerçi bütün tasavvufçuların fikri bu merkezdedir ama örnek vereceğim şeyh efendi ismi Nur-u Muhammed’i olan ve 634 sayfadan oluşan kapsamlı bir kitap yazmıştır. 1927 yılında Yugoslavya’dan Türkiye’ye göçen, kendisini tarikat şeyhi olarak tanıtan, bazı tarikatları ve siyasileri küfürle suçlayan ve kendisinin Mehdi olduğunu iddia eden Ömer Öngüt 28. Haziran. 2010 vefat etmiştir. Tasavvuf konularında birçok kitap yazan Ömer efendinin yazdıklarından biri de Nur-u Muhammed’i kitabıdır. Şimdi bu kitaptan konumuza ışık tutacak bazı bölümlerinden alıntı yapacağım. Yazar kitabına peygamberi şöyle yücelterek başlıyor: “Hz. Muhammed öyle bir varlıktır ki, her türlü tasavvurun ve kuvve-i beşeriyyenin fevkın dedir.” (s. 21) Tasavvuf, her ne kadar Hz. Muhammed’i beşer üstü bir varlık olarak gösterse de Yüce Allah Kehf suresi 110 ayetinde şöyle buyurur: “(Ey Muhammed!) De ki: Bende sizin gibi ölümlü beşerim.” Yani ayette yüce Allah sen bir beşer olduğunu onlara söyle” diyor. Ama bizim tasavvufçular onu beşer üstü bir varlık olarak takdim ediyorlar. Ömer Öngüt “Nuri Muhammed’i”yi tanıtmaya devam ediyor: Hazreti Allah, bilinen görünen bir varlıktır. Eseri ile görünür, bilinir. Her şey onun, her şey ondan. Resulüllah ise, bilinmeyen ve görünmeyen bir varlıktır. Herkes anlayamaz. Ancak duyan kulak ve öz akıl sahipleri anlar. Cenabı Hakkın kudret eli yokluk karanlığından açığa çıkardığı ilk şey Hz. Muhammed’in nuru idi. Cemal nurundan evvela onun nurunu yarattı. Daha sonra onun nurundan âlemleri yarattı. Bütün mükevvenatı onun nuru ile donattı. Nereye baksan hep o nur. Ayeti kerime de: “Allah’tan size bir nur gelmiştir.” Buyuruyor. Maide 15 Kısa izah: Yazar bu “Allah’tan size bir nur geldi” cümlesinden yola çıkarak Hz. Muhammed’in nurunu ispata çalışıyor. Hâlbuki bu ayette Allah’tan geldiği bildirilen Nur Kur’an’ı Kerimdir. Yazar bu sözünü şiirleştirerek şöyle ifade ediyor: Asluhu nurun, cismuhu Âdem Velekad kerremna beni Âdem.” (s. 22)
Gerçek budur, aslı nurdur, Görünüşü beşerdir. Mübarek vücutları safi nurdur. Ashabı kiramın ileri gelenlerinden Cabir (r.a.) “Ya Resulellah! Ey Allah’ı Resulü, Allah en evvel neyi yarattı” diye sorduğunda, Resulüllah buyurdu ki: “Allah’ü Teâlâ her şeyden evvel kendi nurundan senin peygamberinin nurunu yarattı. O nur, Allah’ın izniyle dilediği yerde dolaşırdı. O zaman Levh, kalem, cennet, cehennem, melekler, yerler, gökler, insanlar ve cinler daha yaratılmamıştı. Allah âlemleri yaratmayı murat edince, o nuru dört parçaya ayırdı. Birinci, parçadan kalemi, ikinciden Levhi mahfuzu, üçüncüden Arşı yarattı. Dördüncü parçayı tekrar dörde böldü. Birinciden arşı taşıyan melekleri, ikinciden Kürsüyü taşıyan melekleri, üçüncüsünden diğer melekleri yarattı. Diğer parçayı da yine dörde böldü. Birincisinden gökleri, ikincisinden yerleri, üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Kalan parçayı da dörde böldü. Birincisinden müminlerin gözlerinin nurunu, ikincisinden ilahi marifet yuvası olan kalplerin nurunu, üçüncüsünden de dillerindeki nuru yarattı. Bu da La ilahe illellah Muhammed ‘ur Resulüllah tevhid nurudur. (Mevahib-ül Ledünneye) (Nuru Muhammedi s. 23) Hadisi şerifte son kalan parçanın dörde bölündüğü haber verilmekte, fakat dördüncüsünden bahsedilmemektedir. Şimdi bunun izahını yapalım: Ve bu sırrı da ifşa edelim. Hak Teâlâ sevdiği, seçtiği kullarına ayrı bir lütufla tecelli etmiştir. O lütuf Muhammed (a.s.) nuru idi. Geldikleri zaman o nur ile geldiler. Ta Âdem’den beri o nur döndü dolaştı Nihayet Resulüllah’ta durdu. Daha sonra o nur: “Âlimler peygamberlerin varisleridir.” (Buhari)
Hadisin mucibince vekillerine sirayet etti. Bu veliler peygamberimizin sehmi Nübüvvetine hem de sehmi velayetine varis olmuşlardır. Varis velilerdir, yoksa zahir uleması değildir. Veliler, Nebilerin evladı mesabesinde olup, zahiri nesepten peygambere daha yakındırlar. Manevi nesep olarak veliler daha yakındır. Peygamberimiz hem Nübüvvet hem de velayet haline sahiptir. Manen velilere öyle bir yakınlık vardır ki, en yakından daha yakındır. Bu yakınlık kıyamete kadar böyle devam eder. Tabi ki, her şey açıklanmıyor. Her fazilet, her meziyet o nuru Muhammed sayesindedir. (Ömer Öngüt Nuru Muhammed’i s. 24) Kısa İzah:
Görüldüğü gibi Kendilerini Allah’ın velisi olarak tanıtan tarikat şeyhleri Önce Peygamberi aşırı şekilde yüceltirler, sonra da aynı yüceltmeleri Peygamberlerin varisi olarak kendileri sahiplenirler. Öyle ki, Allah, Peygamberlere ne verdi ise kendilerini veli sayan şeyhlere de aynı yücelikleri vermiştir. Hâlbuki Yüce Allah şöyle buyurur: De ki: “Ben yalnızca sizin gibi bir insanım. Bana ‘ilahınızın tek bir ilah olduğu’ vahyolunuyor.” Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa iyi işler yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın! (Kehf 110)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.