Pişmanlık mı, Gurur mu Bırakacağız?

Şehrin geleceğini yalnızca konuşmak değil, birlikte inşa etmek

Bu yazıyı neden kaleme aldığımı önce açıkça söylemek istiyorum.

Çünkü bir şehrin sorunlarını yalnızca yönetenlerin görmesini ve çözmesini beklemek zorunda değiliz.

Şehrin sokaklarında yürüyen, çocuklarını büyüten, çalışan, üreten, emek veren insanların da söyleyecek sözü vardır.

Bazen bir kaldırımın bozukluğunu en iyi o kaldırımda yürüyen bilir. Bazen bir mahallenin ihtiyacını orada yaşayan bilir. Bazen bir çocuğun neye ihtiyacı olduğunu ise onun gözlerine bakan anne ve baba bilir.

Fikirler her zaman yönetenlerden çıkmaz.

Bazen en doğru fikir, hayatın tam içinden gelir.

Biz de Sivas’ta gördüğümüz sorunların çözümüne küçük de olsa katkı sunabilir miyiz, şehrimizin geleceğinin inşasında biz de bir taş koyabilir miyiz diye düşünerek bu konuyu gündeme taşıdık.

Amacımız kimseyi eleştirmek, kimseye bir proje dayatmak değil.

Şehrimize dair söz söylemek ve çözümün bir parçası olmak.

İlk yazının ardından gelen yorumlar da bize gösterdi ki aslında hepimizin konuştuğu farklı sorunların altında ortak bir kaygı var:

Gelecek…

Kiminin derdi iş ve aş. Kiminin derdi gençlerin şehirde kalamaması. Kiminin derdi üretimin azalması. Kiminin derdi ustaların bilgisinin kaybolması. Kiminin derdi sanat, kültür ve eğitim. Kiminin derdi ise çocuklarımızın nasıl bir şehirde büyüyeceği.

Bütün bu farklı cümlelerin birleştiği yer aynı:

Çocuklarımızın geleceği.

Bir park meselesinden çok daha fazlası…

Bir çocuğun önüne yalnızca okul koymak yetmez.

Çünkü okulda öğrenilen bilgi, hayatın içinde karşılığını bulduğunda anlam kazanır.

Çocuğun önüne bilimi koymak, yalnızca kitap okutmak değildir. Bilime dokunabileceği deney alanları oluşturabilmektir.

Sanatı koymak, yalnızca resim yaptırmak değildir. Bir eserin nasıl ortaya çıktığını görebilmesi, kendi yeteneğini keşfedebilmesidir.

Müziği koymak, yalnızca şarkı dinletmek değildir. Bir enstrümana dokunup sesini keşfetmesidir.

Tarımı koymak, toprağı kitapta anlatmak değildir. Toprağa dokunması, bir tohumu ekmesi, büyümesini görmesidir.

Ahşabı ve taşı koymak, yalnızca eski mesleklerden bahsetmek değildir. Bir ustanın elinin nasıl çalıştığını görmesi, o bilgiyi geleceğe taşıyabilecek bir nesil yetişmesidir.

Teknolojiyi ve üretimi bir araya getirmek, çocuğa yalnızca tüketmeyi değil, üretmeyi öğretmektir.

Çünkü çocuklarımızın sadece sınavlara hazırlanan bireyler değil; düşünen, deneyen, üreten, tasarlayan, sanatla kendini ifade eden ve kendi yeteneğini keşfedebilen insanlar olarak yetişmesine ihtiyacımız var.

İşte bu nedenle okul ile hayat arasında bir köprü kurmak gerekiyor.

Ve bu köprünün adı yalnızca eğitim değil;

yaşayarak öğrenmek.

İki çocuk… İki farklı gelecek…

Kültür Parkı bir kişinin hayali değil, ortak bir hayal olabilir

İşte bu noktada Kültür Parkı fikrini yalnızca benim ortaya attığım bir proje olarak görmek istemiyorum.

Çünkü bu fikir, ilk yazıdan sonra gelen yorumlarla birlikte daha büyük bir anlam kazandı.

Bir okur sanat etkinliklerinden söz etti. Bir başkası eğitim ve seminerleri gündeme getirdi. Bir başkası çocukların geleceğinden bahsetti. Bir başkası üretimden, mesleklerden, şehirde kalabilmekten söz etti.

Bunların hepsi bir araya geldiğinde ortaya tek kişinin hayali değil, şehrin ortak ihtiyacına dönüşebilecek bir fikir çıkıyor.

Benim söylemek istediğim tam olarak bu.

Bir fikir ortaya atılır; halk sahiplenir, geliştirir, eleştirir ve zenginleştirirse o fikir artık hepimizin fikri olur.

Kültür Parkı da böyle şekillenebilir.

Yeşil alanları olan… Ama yeşilliğin arasında çocukların bilimle, sanatla, müzikle, tarımla, resimle, teknolojiyle, ahşapla ve taşla buluştuğu… Ustaların bilgisini çocuklara aktardığı… Sanatçıların üretim yaptığı… Çocukların yalnızca seyretmediği, bizzat ürettiği… Geçmişin mirasının geleceğin bilgisiyle buluştuğu bir yaşam alanı.

Belki bugün bizim tarif ettiğimizden çok daha güzelini Sivaslılar ortaya çıkaracak.

Çünkü mesele benim hayalimin gerçekleşmesi değil.

Mesele, Sivas’ın ortak hayalinin gerçeğe dönüşmesi.

Şimdi kendimize bakalım…

Yukarıdaki görüntüye yalnızca iki çocuk olarak bakmayalım.

Bir tarafta geçmişinden kopan bir çocuk…

Diğer tarafta geçmişini yanında taşıyarak ufka bakan bir çocuk…

Biri bize kaybetmenin neye benzediğini gösteriyor. Diğeri ise sahip çıkmanın ve geleceğe taşımanın mümkün olduğunu hatırlatıyor.

Ve bu iki çocuk arasındaki fark, aslında bugün bizim vereceğimiz kararların sonucu.

Çünkü çocuk yalnız büyümez, şehirle birlikte büyür

Bir çocuğun hayatında aile vardır. Öğretmen vardır. Arkadaşları vardır. Ama bir de yaşadığı şehir vardır.

Şehir çocuğun önüne ne koyuyorsa, çocuk ondan bir şey öğrenir.

Üretim görürse üretmeyi öğrenir. Sanat görürse sanatı tanır. Kitaba, bilime ve teknolojiye ulaşırsa merak etmeyi öğrenir. Ustanın elinde şekillenen ahşabı görürse emeğin değerini anlar. Toprağa dokunursa üretmenin ne olduğunu hisseder. Tarihini tanırsa geçmişiyle bağ kurar.

Ama bunların hiçbirini göremediği bir şehirde büyürse, bazı şeyleri keşfetme fırsatı da elinden alınmış olur.

İlgisizlik yalnızca bir çocuğun önündeki kapıyı kapatmaz; zamanla bir şehrin geleceğine açılan kapıları da kapatabilir.

Bu nedenle bugün çocuklarımız için oluşturacağımız her imkân, aslında yarının Sivas’ına yapılmış bir yatırımdır.

Halkın söylediği yerde buluşalım

Bu yüzden bu projeyi “Ben yaptım, oldu” anlayışıyla anlatmak istemiyorum.

Tam tersine…

İlk yazıdan sonra gelen her yorumun, her itirazın, her önerinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü şehirler masa başında değil, insanların hayatlarının içinden doğan ihtiyaçlarla gelişir.

Sivaslı iş istiyorsa bunu konuşacağız. Genç geleceğini arıyorsa bunu konuşacağız. Usta mesleğinin kaybolmasından endişe ediyorsa onu dinleyeceğiz. Çocuklarımız için daha iyi eğitim, sanat ve üretim alanları istiyorsak bunu birlikte düşüneceğiz.

Kültür Parkı da bu büyük arayışın yalnızca bir parçası olacak.

Ama belki de en önemli parçası, çocuğa “Sen değerlisin, sen yapabilirsin, sen üretebilirsin” diyebilecek bir şehir ortamı oluşturmak.

Son soru hepimize…

Yıllar sonra çocuklarımız büyüdüğünde bize tek bir soru sormayacaklar.

Belki hiç sormadan, yaşadıkları şehir bize cevap verecek.

O gün Sivas’ın sokaklarında dolaşırken geçmişimizi hâlâ görebilecekler mi? Ustalarımızın sanatını tanıyabilecekler mi? Kültürümüzü yaşayabilecekler mi? Üretebilecekler mi? Kendilerine bir gelecek kurabilecekler mi?

Yoksa biz bugün seyirci kalırken, onların elindeki tarih yavaş yavaş parmaklarının arasından kayıp mı gidecek?

İşte mesele tam burada başlıyor.

Pişmanlık mı bırakacağız, gurur mu?

Karar bugün bizim.

Çünkü çocuklarımızın geleceği, yarının meselesi değildir.

Bugün verdiğimiz kararların yarınki sonucudur.

Ve belki de artık hep birlikte şu soruyu sormamız gerekiyor:

“Biz bu yavrularımıza ne bırakıyoruz?”

Benim cevabım belli:

Onlara sadece bir park değil… Öğrenebilecekleri, üretebilecekleri, geçmişlerini tanıyıp geleceğe bakabilecekleri bir şehir bırakmak istiyorum.

Çünkü mesele bir park yapmak değil.

Mesele, bir çocuğun önünü açıp bir şehrin geleceğine dokunmaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ayhan BATUR Arşivi

BİZ BU EKRANLARLA NEYE DÖNÜŞTÜK?

10 Şubat 2026 Salı 13:46

Bilginin Cezası ve Cehaletin Tahtı

19 Kasım 2025 Çarşamba 14:18

Cumhuriyet’i yaşatacağız

28 Ekim 2025 Salı 11:34

İNSANIN KIRILMA NOKTASI

07 Ekim 2025 Salı 10:24

İNSAN ACIYLA BÜYÜR.

03 Haziran 2025 Salı 09:32

Aynada ki, Yüzler.

16 Temmuz 2024 Salı 09:26

Duyguların Rengi

09 Ağustos 2023 Çarşamba 11:30