Ayhan BATUR
BİZ BU EKRANLARLA NEYE DÖNÜŞTÜK?
Bir adam dizlerinin üstünde.
Onurunu yere bırakmış, yalvarıyor.
Bir kadın kararsız; gidecek mi kalacak mı, bunu bile bir güç gösterisine çeviriyor.
Kameralar yakın plan.
Reklam arası kısa.
Biz izliyoruz.
Ama asıl mesele bu sahnede olanlar değil.
Asıl mesele, bu sahnelerin bizi neye dönüştürdüğü.
Soruyorum:
Bu yalvarış ne için?
Nefis için mi, hak rızası için mi, yoksa gerçekten birini kötülükten çekip almak için mi?
Bu ayrımı yapmadan izliyoruz.
Çünkü ayırt etmek yorucu, izlemek kolay.
Dur demeden, kumandayı bırakmadan buraya kadar gelen herkes şunu bilsin:
Bu olan bitenin farkında olmamak bir mazeret değil artık.
Televizyonlar aileyi korumuyor.
Aileyi seyirlik hâle getiriyor.
Mahremi çözülmesi gereken bir sır değil, açılması gereken bir içerik gibi sunuyor.
Anne-baba kavramını, evlilik bağını, sadakati;
reyting grafiğinde yukarı çıkacak bir malzemeye indiriyor.
Sonra ne oluyor?
Evde otorite eriyor.
Baba figürü ya aciz ya saldırgan gösteriliyor.
Anne figürü ya manipülatif ya teşhir edilen bir role sıkıştırılıyor.
Çocuklar ise bu sahneleri “hayat böyle bir şey” zannederek büyüyor.
Aile, bir emanet olmaktan çıkıyor;
herkesin yorum yapabildiği bir vitrine dönüşüyor.
Toplum da bundan payını alıyor.
Birbirimizin acısına yabancılaşıyoruz.
Utanç duygusu köreliyor.
Başkasının düşüşü, kendi vicdanımızı rahatlatan bir gösteriye dönüşüyor.
“Benim başıma gelmedi ya” diyerek izliyoruz.
Ama bu bir yanılsama.
Çünkü bu ekranlar sadece göstermez; öğretir.
Yalvarmayı, teşhiri, sınır tanımamayı öğretir.
Hak ile heves arasındaki çizgiyi siler.
Sonra da bu bulanıklığa “gerçeklik” der.
İnsan bu noktada kendine şu soruyu sormak zorunda kalır:
Biz ne zaman utanmayı fazlalık saydık?
Ne zaman başkasının mahremiyetine bakmayı hak bildik?
Atalar, başkasının ayıbını duymamak için ses kısardı.
Görmemek için yolunu değiştirirdi.
Bir evin içi, o evin haysiyetiydi.
Biz ise perdeyi aralıyoruz.
Yetmiyor, ışığı açıyoruz.
Yetmiyor, yorum istiyoruz.
Sonra da “ben kimseye zarar vermiyorum” diyoruz.
Oysa zarar tam burada başlıyor.
Bu ekranlar;
ailenin sınırlarını gevşetiyor,
toplumun vicdanını uyuşturuyor,
insanı da sorumluluktan kaçan bir seyirciye dönüştürüyor.
Ve bu yazı kimseyi suçlamak için değil;
ama kimseyi de temize çıkarmak için değil.
Çünkü bu toplum bir başkası değil.
Bu toplum biziz.
İzlediğimiz şeyler bizi ele veriyor.
Neye güldüğümüz, neye sustuğumuz, neye bakmaya devam ettiğimiz…
Bir gün ekranlar kapanacak.
Ama çocuklarımızın zihninde,
ailelerin hafızasında,
toplumun ahlâk terazisinde
bu görüntülerin izi kalacak.
O yüzden artık kaçamayacağımız tek soru şu:
Biz bu ekranların önünde sadece izleyen miydik,
yoksa bu dönüşümün sessiz ortakları mı?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.