Rabia Vildan TOPTAŞ
İnsan İnsanın Yurdudur
İnsan olmanın inceliklerine Ahmet Yesevi’nin gözünden bakalım bir de.
İnsan, bu hayatta muhakkak yaralar alıyor. İnsan olmak, kendi yarasının farkında olmak ve aynı yerden yara alanların yarasına merhem olmaktır diyor.
“Nerede bir yetim görsem, onun başını okşamak, kederine merhem olmak isterdim.”
Sözleriyle bunu pekiştiriyor.
Tek tek insanların kalbinde büyüyen acıların bütün bir toplumu sardığını söylüyor. Toplumu iyileştirebilmek için bireylerin sorunlarını anlamak gerekir. Belki problemler çözülmez ama anlaşılmak, en güçlü sakinleştiricidir.
“İnsan, karşısındaki insana değer verdiğini en çok dinlerken belli ederdi.” diyor. Her insanın fıtratında anlaşılmak arzusu vardır. İnsan bilhassa kendisini sevdiğini söyleyen insanlardan bekler bunu. Çünkü anlamak sevmenin başlangıcıdır. İnsan anlaşıldığı yerde çiçek açar. Her insanın içinde bir cevher vardır ve insan bir başka insanla, ona duyduğu ve ondan gelen sevgiyle içindeki cevheri açığa çıkarabilir. Sevgiden güç doğar, cesaret doğar.
Ahmet Yesevi, iyilik edenin iyilik bulacağını, Allah’ı sevenin herkes tarafından sevileceğini düşünür. Bunda şüphe yok muhakkak. Adaletli, merhametli, dürüst, cömert, anlayışlı, dinlemeyi bilen insanları Allah da sever kullar da sever.
Yesevi, karşısındaki insanın inancı ne olursa olsun onu incitmemek gerektiğini düşünür.
“Kafir bile olsa, kimsenin kalbini kırma. Kalp kırmak, Allah’ı incitmektir çünkü.” der. Kalpleri yalnız Allah görebilir. Kimseyi kırmamalıyız zira kırdığımız her kalpte Allah vardır.
Bazı insanların sürgünü daimidir; hasret, onların ocağıdır; gurbet, evleridir. Oysa “İnsan insanın yurdudur.” Bu dünyada bir insanın olabileceği en iyi mertebe, başka bir insana yurt olmaktır şüphesiz.
İnsanı, acı ve ıstırap olgunlaştırır bilirsiniz. İnsan bilebilirse eğer, acılar ve zorluklar onu pişirir. İnsan olmak, zor anlarda insanlara yardım etmek, zorlukları aşarken yanında olabilmektir.
İnsanın ağzından çıkan her söz, hayatına etki eder. Düşünce söze dönüşür, söz eyleme, eylem ise kadere. Söz, insanı değiştirir. Kalbi titretir. İnsanın içindeki fırtınayı da dindirebilir yeni bir fırtınaya da sebep olabilir.
Ahmet Yesevi’nin hikmetli sözleri insanlığa bir davettir. Şöyle der:
“Kendimizi dönüştürmeliyiz. Daha iyisiyle değiştirmeliyiz kendimizi. O daha iyisi de bizim kendi içimizde. Varlığımızın özünde bulunan hakikat tohumunu çatlatmamız gerekiyor. Şahsiyetimizi iyilik yapmak üzerine yeniden kurmalıyız. Bir garip ve yoksul gördüğümüzde, çalar saat gibi içimizin telleri de çalmalı, uyandırmalı gaflet uykularımızdan. Dünyayı daha güzel yapmak bizim elimizde.” İnsan olmanın tüm sırrını açıklıyor şu satırlar aslında.
Yesevi, aşkı da öyle güzel anlatmış ki bize söyleyecek söz kalmıyor.
“Hayat yorulmaktır bazen. Daha yapamayacağımızı düşündüğümüzde, olmayacağına kendimizi inandırdığımızda, bütün enerjimizin tükendiğini hissettiğimizde, yaşamanın kurak bir mevsimine düştüğümüzde hangi yağmur taneleri bizi canlandırabilir? Hangi rüya bizi gördüklerimizin ötesinde başka bir gerçeğin olduğu hakikatine uyandırabilir? Hangi kitaplar, okuduklarımızın manasının sadece yazılı olanlardan ibaret olmadığını, satır aralarındaki doğruları da bize söyleyebilir?
Hangi göz, hayatın severek daha güzel ve daha canlı olduğu anlamını bize gösterebilir?
Uzayıp giden, bu “hangi” sorularının bir cevabı var aslında: AŞK…
Aşktır, ruhumuzu diriltip bizi yeni bir hayatın şarkısını söylemeye davet eden. Aşk, bir melodidir yaşamın sırlarını gizleyen. Yaşamayı, gönülden söylenen içli bir türküye çevirendir aşk.”
İşte böyle. İnsan olmanın da hayatın da sırları bu kadar basittir aslında. Bakmayı ve görmeyi bilmek lazım. Can kulağıyla dinlemek lazım. Kalbimizi de aklımızı da negatif düşüncelerden arındırmalı, gerçekleri yadsımadan olumlu yanlarını fark etmeliyiz. Önce kendimizi dinleyip anlamalıyız sonra tüm insanları.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.