Eyüp YENEROĞLU
İran Siyasal Geleneğinin Tarihsel Krizi: Mezhepçiliğin Devlet Aklına Dönüşmesi
Ortadoğu’daki bitmeyen çatışmaları, derinleşen fay hatlarını ve kalıcı barışın neden kurulamadığını anlamak isteyen herkesin bakması gereken temel meselelerden biri mezhep siyasetidir.
Ancak burada kastedilen bir halk, kültür ya da inanç değil; mezhebin sistemli biçimde devlet ideolojisine dönüştürülmesidir. İran siyasal geleneğinin tarihsel krizi de tam olarak bu noktada başlar: Mezhebin ahlaki ve inançsal bir alan olmaktan çıkarılarak siyasal ve jeopolitik bir araç hâline gelmesi.
Şiilik: Başlangıçta Ahlak ve İtiraz Geleneği
Erken dönem Şiilik, uzun süre bir iktidar alternatifi değil; iktidara yönelik bir ahlak eleştirisi olarak varlık gösterdi. Kerbela’dan doğan bu damar, zulme karşı duruşu, siyasal güce mesafeyi ve adalet arayışını temsil ediyordu.
Hz. Hüseyin’in mücadelesi, sadece bir soy veya mezhep savunusu değildi. Bu, siyasal gücün sınırlandırılması, adaletin korunması ve hakikatin siyaset karşısında savunulması anlamına geliyordu. Bu nedenle erken dönem Şiiliği, devlet aklının değil, ahlak aklının rehberliğinde şekillenen bir direniş hattı oluşturdu.
Safevîler: Mezhebin Devlet Kimliğine Dönüşmesi
- yüzyılda Safevîler, Şiiliği yalnızca resmî mezhep ilan etmekle kalmadı; onu devlet kimliğinin, toplumsal düzenin ve jeopolitik stratejinin merkezine yerleştirdi.
Bu süreç birkaç kritik sonucu beraberinde getirdi:
- Mezhep, geniş ölçekli bir siyasal mobilizasyon aracı hâline geldi.
- İran coğrafyası, Sünni çevrelerden ayrıştırılarak içte birlik, dışta tehdit algısı üretilen bir alan haline geldi.
- Mezhep kimliği, siyasal sadakatin ölçütü oldu.
Safevîler dönemi, Şiiliğin eleştirel ve ahlaki mirasını zayıflattı; itiraz kültürü yerini kutsallaştırılmış devlet ideolojisine bırakmaya başladı.
1979 Devrimi: Mezhepçi Devlet Aklının Yeni Formu
1979 İran Devrimi, başlangıçta emperyalizm karşıtı ve sosyal adalet vurgulu bir söylem taşıyordu. Ancak devrim sonrası kurulan siyasal düzen, Safevî mirasını sona erdirmek yerine yeni bir ideolojik çerçevede yeniden üretti.
Devrim sonrası:
- Şii siyasal söylem, ulus-ötesi bir etki alanı oluşturma aracı hâline geldi.
- “Mazlumların savunuculuğu” söylemi, bölgesel nüfuz politikalarının ahlaki gerekçesi olarak kullanıldı.
- Mezhep, dış politika stratejisinin temel unsuru hâline geldi.
Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki siyasal ve askeri dengeler bu yaklaşımın yansımalarıdır. Bu durum, Sünni-Şii gerilimini azaltmak yerine kurumsallaştıran bir siyasal ortam oluşturdu ve birlikte yaşama ihtimalini daha kırılgan hâle getirdi.
Mezhep: İnanç Alanından Jeopolitik Araca Dönüşüm
Mezhebin devlet gücünü büyütme aracı hâline gelmesi, yalnızca bölgesel dengeleri değil, mezhebin kendi iç yapısını da dönüştürdü:
- Şiiliğin eleştirel ve ahlaki mirası zayıfladı.
- Kerbela’nın adalet ve direniş vurgusu, devlet çıkarlarının gölgesinde geri plana itildi.
- Siyasal eleştiri, dış düşmanlara hizmet etmekle eş tutulmaya başlandı.
- Mezhep, iktidarı sınırlayan bir vicdan olmaktan uzaklaşarak ideolojik bir araç hâline geldi.
Oysa mezhepler, tarihsel olarak bireyin manevi gelişimine rehberlik etmek için ortaya çıkmıştı. Devlet gücü için kullanıldığında hem dini hem de siyasal alan zedeleniyor.
Mezhepçi Devlet Aklının Bölgesel Sonuçları
Mezhep siyasetinin devlet aklına dönüşmesi, sadece İran’ı değil, tüm Ortadoğu’yu etkiledi:
- Mezhepsel kutuplaşma derinleşti.
- Bölgesel vekâlet savaşları yayıldı.
- Dini kimlikler siyasal mobilizasyon aracı hâline geldi.
- Toplumsal uzlaşma kültürü zayıfladı.
Mezhep üzerinden kurulan siyasal yapıların en büyük sorunu: meşruiyetlerini kriz üzerinden üretmeleri. Bu da çatışmayı, siyasal varlığın sürdürülmesi için gerekli hâle getirebilir.
Yüzleşilmesi Gereken Tarihsel Gerçek
İran siyasal geleneğinin tarihsel krizi, Şiiliği benimsemesi değildir. Asıl kırılma, Şiiliğin siyasal ve askeri bir güç aracına dönüşmesidir. Mezhep, devlet ideolojisi hâline geldiğinde ahlaki eleştiri zayıflar ve siyasal otorite kutsallaşır.
Bu tarihsel tercihin bedelini yalnızca İran değil, tüm Ortadoğu ödemektedir. Mezhepçilik devlet aklına yerleştiğinde, ahlak ve güven zeminini korumak giderek zorlaşır.
Manifesto :
Mezhep bir devlet projesi değildir.
İnanç, jeopolitik rekabetin malzemesi olamaz.
Adalet, mezhep sınırlarıyla ölçülemez.
Bölgedeki kalıcı barış, ancak mezhebin siyasetin üstünde değil; siyasetin mezhebin ahlaki sınırları içinde tutulduğu bir anlayışla mümkün olabilir.
Barış, güç dengeleriyle değil; adalet dengesiyle kurulur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.