Eyüp YENEROĞLU
İslam Dünyasında Bilim Neden Geriledi?
Bilim, insanlık tarihinin ilerlemesinde yalnızca bir araç değil, düşüncenin ve kültürün göstergesidir. İslam dünyasında bilim bir dönem zirveye çıkmış, matematikten tıpa, astronomiden felsefeye kadar pek çok alanda insanlık tarihinin en parlak çalışmalarını üretmiştir.
Ancak bu başarı uzun ömürlü olamamış, bilimsel üretim sürekliliğini kaybetmiştir. Peki, neden? Bu sorunun yanıtı tek bir isimde, tek bir kitapta veya tek bir kurumda değil; bir sistem ve zihniyet meselesinde yatmaktadır.
1. Altın Çağdan Kurumsal Zayıflığa
İslam dünyasında bilimsel üretim, büyük ölçüde bireylerin omzunda yükselmiştir. Farabi, İbn Sina, Biruni, İbn Rüşd gibi düşünürler, entelektüel cesaret ve akıl yürütme sayesinde bilime katkıda bulunmuşlardır.
Fakat bu üretim, kurumsallaşamamıştı. Akademik özgürlük ve eleştirel düşünceyi koruyacak özerk yapılar eksikti. Medreseler güçlüydü, ancak çoğunlukla dini ilimlere odaklanmıştı; deney, gözlem ve sistemli sorgulama ikinci planda kalmıştı. Bilgi üretimi giderek metin tekrarı ve ezbere dayalı bir anlayışa dönüşmüştü.
Özetle: Bireylerin dehası vardı, ama onları besleyecek ve çoğaltacak kurumlar yoktu. Bu zayıflık, bilimsel sürekliliğin önündeki en büyük engel oldu.
2. Siyasetin Bilim Üzerindeki Baskısı
Bilim, doğası gereği mevcut düzeni sorgulayan ve kabulleri zorlayan bir etkinliktir. Bu nedenle siyasetin ve iktidarın hassas olduğu alanlarla sıkça çatışır.
- İslam dünyasında devletler, giderek istikrar ve güç kaygısıyla hareket etti; adalet ve hikmet ikinci planda kaldı.
- Eleştiri ve sorgulama, yöneticiler için riskli görüldü. Bilimsel akıl, yerleşik kabulleri sarsıyor ve mevcut düzeni tehdit ediyordu.
- Bu rahatsızlığa tahammül azaldıkça, bilimsel faaliyet geri çekildi, araştırma cesareti kırıldı.
Sonuç olarak, siyasetin kısa vadeli çıkar ve güvenlik kaygıları, uzun vadeli bilimsel üretimi engelledi.
3. Coğrafi ve Tarihsel Darbeler
Moğol istilaları ve özellikle Bağdat’ın yıkılması, sadece bir şehirdeki fiziki tahribatla sınırlı kalmadı; entelektüel hafızanın büyük bir kısmı yok oldu.
- Kütüphaneler, bilim merkezleri ve akademik birikim tahrip edildi.
- Aynı dönemde Avrupa, üniversitelerle bilgiyi kurumsal temellere oturtuyordu.
Dolayısıyla İslam dünyasında bilimsel üretimin sürekliliğini kıran bir başka faktör de tarihsel ve coğrafi yıkımlardı.
4. Teorik Güç, Deneysel Zayıflık
İslam dünyasında bilim, özellikle teorik ve matematiksel alanlarda oldukça ileri seviyedeydi.
- Astronomi, matematik, tıp ve felsefe alanlarında derinlemesine çalışmalar yapıldı.
- Ancak doğayı deneysel ve sistemli bir şekilde test etmek yaygınlaşamadı.
- Bilim, doğayı dönüştüren bir güç olmaktan çok, hikmetin bir parçası olarak kaldı.
Bu durum, bilginin hem uygulanabilirliğini hem de toplumsal etkisini sınırladı.
5. Din ve Bilim: Düşmanlık Yok, Yanlış Anlayış Var
Bilimin gerilemesinin nedeni din değil, dinin nasıl yorumlandığı ve uygulandığıdır.
- Eleştiri kültürü zayıflayınca, din de sorgulanan değil korunması gereken bir alan hâline geldi.
- Din, bilimin önünü kesen bir güç değil, toplumsal kontrol aracına dönüşmüştü.
Oysa tarih gösteriyor ki, güçlü gelenekler eleştiriye ve akla dayanabilir; bilimle çatışmak zorunda değildir.
6. Sonuç: Yavaş Sessizlik
İslam dünyasında bilim bir anda durmadı; yavaş yavaş sessizleşti. Bunun nedeni şunlardı:
- Özgürlükten yoksun kurumsal yapıların varlığı
- Siyasetin baskısı ve aklın sınırlandırılması
- Sorgulama ve eleştiriyi ödüllendirmeyen zihniyet
Bu sürecin sonunda, bilgi üretimi metin tekrarına dönüştü, yenilik ve araştırma geri çekildi, bilim toplumsal bir motor olmaktan çıktı.
7. Bugün Sorulması Gereken Soru
Artık asıl sorulması gereken soru şu olmalıdır:
“Bilimi niçin kaybettik?” değil, “Onu yeniden hangi şartlarda üretebiliriz?”
Çünkü kayıp aydınlanma, yalnızca geçmişin bir sorunu değil; bugünün ve geleceğin yeniden inşa edilebilecek bir mirasıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.