Eyüp YENEROĞLU
Batı Dünyası Aydınlanmayı Nasıl Yaşadı?
Batı dünyası Aydınlanma’yı bir gecede yaşamadı. Bu süreç bir devrimden çok, uzun bir cesaret birikimiydi. Orta Çağ’ın karanlığını bir anda dağıtan sihirli bir ışık değildi; yüzyıllar boyunca biriken sorgulama, itiraz ve bedel ödeme iradesiydi. Aydınlanma, karanlığa meydan okuyan düşüncenin zaferidir.
1. Otoritenin Sorgulanmasıyla Başlayan Yolculuk
Her şey, otoritenin sorgulanmasıyla başladı. Rönesans, insanı yeniden merkeze aldı. Antik Yunan ve Roma metinleri yeniden okundu; insan aklı, ilahi düzenin pasif bir parçası olmaktan çıkıp dünyayı anlamanın aktif öznesi hâline geldi.
Sanat, bilim ve felsefe kilisenin gölgesinden uzaklaştı. İnsan, “kul” olmaktan önce “düşünen varlık” olarak görülmeye başladı. Sanat eserleri artık sadece dini anlatmak için değil, insanı ve doğayı anlamak için yaratıldı. İnsan, kendi ışığını keşfetmeye başlamıştı.
- Leonardo da Vinci ve Michelangelo, insanın formunu ve doğayı merkeze alan başyapıtlar ortaya koydu.
- Shakespeare, insan psikolojisini ve toplumun karmaşıklığını sahneye taşıdı.
- Erasmus, klasik metinleri inceleyip eleştirel düşünceyi yaydı.
Her eser, aklın özgürleşmesinin kanıtıydı.
2. Aklın Bağımsızlaşması: Felsefi Kırılma
Aydınlanma’nın asıl kırılma noktası, aklın bağımsızlaşmasıydı. Descartes, bilginin kaynağını otoritede değil, düşünmede aradı. “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözü, sadece felsefi değil; aynı zamanda politik bir meydan okumaydı.
Bunu takip eden Spinoza, Locke, Hume ve Kant, aklı kilisenin rehberliğinden çıkarıp kendi başına yürüyebilen bir güç olarak tanımladı. Bu düşünürler, insanın haklarını, özgürlüğünü ve doğa yasalarını akıl yoluyla anlamanın mümkün olduğunu gösterdi. Aklın özgürlüğü, yeni bir dünyanın kapısını aralıyordu.
- John Locke, bireyin hakları ve özgürlüğün savunucusu oldu.
- Immanuel Kant, akıl ve özgürlük üzerine felsefeyi kurumsallaştırdı.
- Voltaire, din ve ifade özgürlüğü için cesurca yazdı.
- Spinoza, Tanrı ve doğa anlayışıyla dogmatik düşünceyi sorguladı.
Her düşünce, cesur bir meydan okumaydı.
3. Kurumsal Dönüşüm : Üniversiteler ve Bilim
Aydınlanmayı mümkün kılan bir diğer unsur da kurumsal dönüşümdü:
- Üniversiteler özerkleşti, bilimsel yöntem standart hâline geldi.
- Bilgi, dogmadan değil, deneyden üretildi.
- Matbaa, bilginin tekelini kırdı; düşünce geniş kitlelere yayıldı.
- Fikir, gizli değil kamusal oldu; tartışma herkesin erişimine açıldı.
- Galileo, teleskopla gökyüzünü gözlemleyerek Dünya merkezli görüşe meydan okudu.
- Isaac Newton, hareket ve yerçekimi yasalarını keşfederek bilimin temelini attı.
- Copernicus’un Güneş merkezli evren modeli, matbaa sayesinde geniş kitlelere ulaştı.
- Francis Bacon, bilimsel yöntemi sistematik hâle getirdi.
Bilim artık aristokratların değil, insanlığın ortak miracıydı.
4. Siyasetin Aydınlanması
Siyaset de bu dönüşümden payını aldı:
- Locke, bireyin haklarını;
- Montesquieu, güçler ayrılığını;
- Rousseau, halk egemenliğini savundu.
İktidar kutsallıktan arındırıldı, hesap verilebilir kılındı. Devlet, Tanrı adına değil; toplum adına yönetilmesi gereken bir yapı olarak tanımlandı. Siyaset artık aklın ve adaletin hizmetindeydi.
Örnekler:
- Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, Locke’un birey hakları anlayışını pratiğe taşıdı.
- Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi, Rousseau ve Montesquieu fikirlerinin yansıması oldu.
- Voltaire’in fikirleri, ifade özgürlüğü ve adaletin temellerini güçlendirdi.
Halk, kendi kaderini belirlemeye başlamıştı.
5. Bedel Ödemek: Aydınlanmanın Fiyatı
Elbette süreç sancısız olmadı. Düşünürler yargılandı, sürgün edildi, yakıldı. Galileo mahkûm edildi, Giordano Bruno idam edildi. Ama Batı, düşünceyi susturmak yerine bedel ödemeyi seçti.
- Bruno’nun idamı, fikir özgürlüğünün önemini gözler önüne serdi.
- Galileo’nun Kilise karşısında sürgün edilmesi, bilimin bağımsızlaşmasının sembolüdür.
- Thomas More, fikirleri yüzünden idam edildi ama düşünceleri günümüze ulaştı.
Özgür düşünce, bedellerle güçleniyordu.
6. Aklın Vazgeçilmezliği
Batı, aklı tehlikeli ama vazgeçilmez kabul etti. Bugün Batı’nın bilimde, teknolojide ve hukukta ulaştığı seviye, aklın serbest bırakılmasının doğal sonucudur. Aydınlanma, Tanrı’ya karşı değil; dogmaya karşı bir hareketti. Dini yok etmedi, onu siyasetin ve bilimin dışına çekti.
Aklın özgürlüğü, modern dünyanın temel taşıydı.
7. Soru Sorma Cesareti
Batı dünyası aydınlanmayı, doğru cevaplar bularak değil; doğru soruları sormaya cesaret ederek yaşadı. Bu cesaret, modern dünyanın temelini attı.
Aydınlanma bir sonuç değil, bir süreçti. Ve o süreç hâlâ devam ediyor. Bugün biz de, Batı’nın bu cesaretini ve özgürlük anlayışını kendi kültürel ve tarihsel bağlamımızda anlamak zorundayız.
Sorgulamak, hâlâ en büyük özgürlüktür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.