Rabia VİLDAN
Vicdan: İçimizdeki Tanık
İnsanların birbirine verdiği zararlara yakından bakıldığında, çoğunun kökünde aynı fiil durur: çalmak. Hayatı çalmak öldürmektir, sağlığı çalmak yaralamak, itibarı çalmak iftiradır. Bir kalbi kırmak ise bir insanın neşesini, güvenini, bazen de dünyaya tutunma sebebini elinden almaktır. Bu yüzden kötülük, çoğu zaman büyük suçlar şeklinde değil; küçük, sıradan ve meşrulaştırılmış hırsızlıklar olarak karşımıza çıkar.
Oysa hak yememek yalnızca maddi bir ahlak meselesi değildir; duygunun, niyetin ve kalbin de emanet olduğunu kabul etmeyi gerektirir. İyinin de kötünün de bir sebeple var olduğuna inanılan bir dünyada asıl mesele, başa geleni taş gibi biriktirmek değil; onun ne için geldiğini fark edebilmektir. İnsanların birbirini yargılamak yerine anlamaya çalıştığı, kalplerin içini görme yetkisinin yalnızca Allah’a bırakıldığı bir yerde; dindarlık şekillerde değil, incitmekten sakınan bir vicdanda kendini gösterir.
Vicdan…
Vicdanının sesine kulak veren ve akıl ile sağduyu arasında o sesi süzen insan yeni bir bakış açısı kazanır. Vicdan ile yargıyı birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü vicdan, başlı başına bir yargı mekanizması değil; insanı durup kendine baktıran bir tanıktır. Herkese ama en başta kendimize vicdanlı olmak gerekir.
Kur’an’da Kıyamet Sûresi’nde “kendini kınayan nefse yemin edilir.” Bu ifade, insanın yaptığıyla yüzleştiğinde içinden yükselen o sessiz ama rahatsız edici sese işaret eder. Vicdan, insanın kaçamadığı iç tanığıdır; susturulabilir ama tamamen yok edilemez.
Bu yönüyle Carl Gustav Jung’un “gölge” arketipiyle benzer bir yerde durur. Gölge, görmek istemediğimiz yanlarımızı taşır; vicdan ise görmezden geldiklerimizi yüzümüze vurur. Jung’un gölgesi “Ben buyum ama kabul etmiyorum” derken, vicdan “Bunu yaptın ve bunun bir karşılığı var” diye fısıldar.
Vicdan, insanın kalbinde Allah’ın yeri olan herkeste vardır. Tasavvuf inancında, Allah’ın hiçbir yere sığmayıp yalnızca kulunun kalbine sığdığı kabul edilir. Yüreğinde Allah’ı taşımak, hatasız olmak anlamına gelmez. İnsan istemeden ya da bazen isteyerek hata yapar. Fakat vicdan kendisine ayna olur; insan da başka insanlara ayna olur. Her şey zıddıyla kaimdir. Kusurlar elbette olacaktır; mesele, kusurunu görebilmek ve sonucunun Allah’ın tasvip etmeyeceği bir yere vardığını fark edebilmektir. Aynalardan kaçmamayı bilmek gerekir. Çünkü insan, kusurlarını çoğu zaman ancak bir başkasının yüzünde fark edip düzeltebilir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.