Metin ÇAĞAN
Hayat başlar ve biter!
Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf ‘un hayatın değerini anlamaya ve her anımızı en iyi şekilde yaşamaya teşvik eden "Hayat başlar ve biter! Nasıl başlayıp nerede sona erdiği değil, İkisi arasına neler sığdırabildiğin önemlidir." sözünden hareketle yaşarken kaçırdığımız çok şey olduğu için hayatın anlamı ve önemi üzerine yazmak istedim.
Peki, nedir Hayat?
Hayat, insanın kendini içinde bulduğu bir gerçektir ve en basit ve en temel anlamı ile doğumdan ölüme değin geçen bir süreci ifade etmektedir.
Ama bu tanım çok yüzeysel ve sığ bir yaklaşımdır. Hayatın değerini ölçen şey bir cetvelin uzunluğu değil, o iki nokta arasındaki derinlik ve yoğunluktur. Hayat, bir başlangıç ve bitiş noktasına sahip, bir o kadar da sorumluluk gerektiren bir yolculuk, doğum ile ölüm arasındaki o ince çizgi, aslında her insanın kendi hikâyesini yazdığı boş bir tuvaldir aslında. Önemli olan, bu yolculukta insanın kendini, dünyayı ve varoluşunu anlamlandırma çabası, neler yapabileceği, neler başarabileceği, hayata değer katacak bir şeyleri bırakabilmesidir. Ayrıca sevdiklerinin kıymetini bilmesi, kalp kırmamasıdır… Derinlemesine baktığımızda bu derin düşüncenin, hayatın niceliğinden (ne kadar uzun sürdüğünden) ziyade niteliğine (nasıl yaşandığına) odaklandığını keşfederiz.
Hayat sayılı anların toplamından ibarettir. Önemli olan, başlangıç ve son değil, bu ikisi aradaki hayat yolculuğunda neler yapabildiğimiz. Hayatı en iyi şekilde yaşayabilmemiz, güzel anılar biriktirebilmemiz ve iz bırakabilmemizdir. Başlangıç ve bitiş noktaları sabittir, ancak o iki nokta arasındaki hattı zikzaklarla, renklerle, güzel hasletlerle ve anlamlı çabalarla süslemek tamamen bizim elimizdedir. Önemli olan o çizginin uzunluğu değil, derinliğidir.
İnsanın kendi özgün hikâyesini yazması, hayatın başlangıcı ve bitişi arasındaki o geniş boşlukta “Eğer bugün benim son günüm olsaydı, şu an yaptığım şeyi yine de yapar mıydım?" sorusunu kendine ne sıklıkla soruyor olmasına bağlıdır.
Pek çok insan hayatı bir varış noktası olarak görür; okulun bitmesi, iyi bir iş sahibi olmak, emeklilik... Oysa hayat, iki durak arasındaki yolun kendisidir. Doğum ve ölüm, bizim kontrolümüz dışında gelişen "parantez" işaretleri gibidir. Bizim asıl gücümüz, bu iki parantezin arasına yazdığımız kelimelerde saklıdır. Önemli olan, "ne kadar nefes aldığın değil, nefesini kesen kaç an yaşadığındır."
Zaman zaman gün içindeki koşuşturmalarımız, sorumluluklarımız ve alışkanlıklarımız arasında kaybolduğumuzun farkına varamıyoruz. Hayatın anlamını, yaptığımız şeylerde, kurduğumuz ilişkilerde, edindiğimiz deneyimlerde ve bıraktığımız izde bulmak mümkün aslında. Bu nedenle, her anımızı en iyi şekilde değerlendirmeli, geriye güzel anılar bırakmalı; ileride üzülmemek, pişmanlıklar yaşamamak için doğru ve güzel yönde yapmak istenilenler ertelenmemelidir. İki nokta arasına "keşke"leri değil, "iyi ki"leri sığdırmak bir sanattır. Çoğu insan hayatın sonunda yapamadıklarından pişmanlık duyar. İyi bilmek gerekir ki bir kitabın değeri sayfa sayısıyla değil, okuyucuda bıraktığı etkiyle ölçülür. Hayat da tam olarak böyledir.
Mevlana’nın da söylediği gibi “neyi arıyorsan sen osun.” En çok yokluğunu çektiğin en çok arzuladığın en çok istediğin şeydir ve o şey seni kaderine götürür.
Hayat, insana bahşedilen en büyük nimet, şerefle bitirilmesi gereken en değerli emanet ve kemale erme yolculuğudur. Bu nedenle hayatımızdaki en önemli şeyler bizi iyiye, güzele, doğruya, başarıya götürecek hayatımızın en önemli yapı taşları olacaktır.
Başlangıç ve bitiş birer "olay" iken, aradaki süreç bir "deneyim" koleksiyonudur. Kaç yıl yaşadığımızdan ziyade, kaç anın içinde gerçekten "var olduğumuz" çok daha önemlidir. Sadece nefes alıp vermek değil, başkalarının hayatına dokunmak, bir eser bırakmak veya küçücük bir iyilikle hatırlanmak, o aralığı sonsuzluğa taşımaz mı? Çünkü insan başladığı noktadaki kişi olarak bitirmez hayat yolculuğunu. Aradaki fark; öğrenilen dersler, aşılan engeller ve kazanılan bilgeliktir gerçek olan.
"Hayat, nefes aldığımız anların sayısı ile değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür." Şu an hayatınızın "ara" kısmında en çok neye odaklanmak veya neyi çoğaltmak istersiniz? Hiç düşündüğünüz oldu mu bunu? Verilecek cevabın sadece bilgi vermesi değil, zihinlerde bir ışık yakması, bir yükü hafifletmesi veya derin bir perspektif sunması önemlidir. Karmaşık bir dünyada, insanların kendi potansiyellerini keşfetmelerine yardımcı olacak soruları zaman zaman kendilerine sormaları gerekir.
Sona gelindiğinde, geriye dönüp bakıldığında sorulan soru "Kaç gün yaşadım?" olmamalıdır. Genellikle "Kimin hayatına dokundum? Ne ürettim? Neyi daha iyi hale getirdim?" soruları yankılanmalıdır. Hayatın arasına sığdırılan bir iyilik, bir sanat eseri veya bir çocuğun yetişmesine verilen emek, biyolojik ölümden sonra bile o hayatın devam etmesini sağlar. Çünkü anlam, maddiyatta değil, paylaşılan değerlerde gizlidir.
Hayat yolculuğunda yolun sonuna yaklaşıldığında, kaç yıl yaşadığının bir sayıdan ibaret olduğu anlaşılır. Geriye dönüp bakıldığında raftaki kitapların kalınlığı değil, içindeki hikâyelerin güzelliği kalır. Asıl hayat, tohumu ekerken terlemek, yağmuru hissetmek ve bir çiçeğin açışını izlemektir. Unutmayalım ki sadece dünyada kazanmak için yaşarsak, bahçemizde hiç çiçek açmaz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.