Metin ÇAĞAN
Yarın Geç Olabilir: Hayattayken Kucaklaşmak Gerekmez mi?
İnsan, hayatının en büyük yanılgılarından birini “zaman var” zannıyla yaşar. Uzun süredir görüşmediği annesini, babasını, kardeşini, eski bir dostunu “bir ara ararım, müsait olunca uğrarım” diye erteler. Oysa ertelediği şey yalnızca bir telefon görüşmesi değil, telafisi mümkün olmayan bir vedalaşmanın kendisidir. Çünkü kimin ne zaman, nerede, nasıl gideceğini bilmek mümkün değildir. Yarın hayatta olup olmayacağımızı dahi bilmezken, buluşmayı “haftaya”, “yazın”, “müsait olunca”ya bırakmak, hayatın en acı ironisidir.
Hayat kısadır. Zaman, avuçtan kayan su gibi akıp gider. Bugün “işim var” diyerek geçiştirdiğimiz bir davet, yarın bir başsağlığı mesajına dönüşebilir. Dün “küsüz, konuşmuyoruz” dediğimiz insan, ertesi gün tabuta sığmış olarak karşımıza çıkabilir. O anda söylenen “keşke” kelimesi ne gideni geri getirir ne de vicdanı rahatlatır. O halde insan, yakınlarına ve dostlarına hayattayken sahip çıkmalı; görüşmeli, bir araya gelmeli, helalleşmeli ve sevgiyle kucaklaşmalıdır. Çünkü sevginin hükmü yalnızca yaşayanlar arasında geçerlidir. Ölüm, bütün bahaneleri hükümsüz kılar.
Bu dünyanın üç günlük olduğu söylenir. Bir gün doğarız, bir gün yaşarız, bir gün göçeriz. Bu kısa serüvende insana en çok lazım olan şey, geride bırakacağı mal mülk değil, gönülde bıraktığı izdir. Ölümün ardından mezara çiçek taşıyanların sayısı çoktur; fakat hayattayken bir bardak su verenin, “hakkını helal et” diyebilenin sayısı azdır. İnsanın en büyük mirası, öldükten sonra söylenen methiye değil, hayattayken duyduğu “iyi ki varsın” cümlesidir. Bahaneler üretmek kolaydır: Yoğunluk, mesafe, kırgınlık… Ancak cenazesine yüzlerce kilometre yol kat eden insan, hayattayken beş dakikalık bir telefon görüşmesine vakit bulamadığını fark ettiğinde, pişmanlık en ağır yük olur.
Küslük, insanın kendine ettiği en büyük haksızlıktır. Arada geçen yıllar, konuşulmayan sözler, ertelenen sarılmalar, ölüm karşısında anlamsızlaşır. Bir sarılma, yılların kırgınlığı siler; bir “hakkını helal et”, yılların yükünü omuzdan alır. Oysa bizler, çoğu zaman gururumuzu selamın, mesafeyi sevginin önüne koyarız. Unutulmamalıdır ki, ölüm randevu almaz. Geldiğinde ne özür geçerli olur ne de “yarın yapacağım” vaadi.
Dolayısıyla, bireysel ve toplumsal huzur için sevgi ertelenmemelidir. Bugün aramak, bugün uğramak, bugün söylemek gerekir. “Baba seni seviyorum”, “kardeşim iyi ki varsın”, “hakkını helal et” cümleleri, mezar taşına yazıldığında kıymetini yitir. Asıl kıymet, hayattayken, yüz yüze, göz göze söylendiğindedir. İnsan, varlığıyla sevgi verenlerden olduğu sürece kimseye zarar vermez; tam aksine, etrafına güven ve huzur aşılar.
Sonuç olarak, buluşmak, bir araya gelmek, sevgiyle kucaklaşmak varken insan neden uzak kalmayı tercih etsin? Misafirlikte çay soğur, dertler ısınır; telefonda ses ısınır, gönüller yumuşar. Yarın çok geç olabilir. Bugün uzanmak, bugün kucaklamak, bugün helalleşmek gerekir. Çünkü ölüm, ertelemelere müsaade etmez. Ve insan, yalnızca hayattayken sevdiklerine sahip çıkabildiği ölçüde insan kalır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.