Metin ÇAĞAN
Dilimize Gösterdiğimiz Özen, Kendimize Gösterdiğimiz Saygıdır
Bir milleti ayakta tutan yalnızca sınırları, kurumları veya ekonomik gücü değildir. Milletleri asıl ayakta tutan; ortak hafızaları, ortak değerleri ve ortak dilleridir.
Dil, sadece konuşmak için kullandığımız bir araç değildir. O, geçmiş ile gelecek arasında kurulan en sağlam köprüdür. Tarihimizi, kültürümüzü, inancımızı ve düşünce dünyamızı dil aracılığıyla yeni nesillere aktarırız. Bu nedenle bir milletin diline gösterdiği özen, aslında kendisine gösterdiği saygının da bir ölçüsüdür.
Merhum Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun ifade ettiği gibi, "Dil bir milletin şerefidir." Çünkü dil, milletin kimliğidir. Kimliğine sahip çıkan toplumlar geleceğe güvenle yürür; kimliğini ihmal edenler ise zamanla kendi değerlerinden uzaklaşır.
Bugün çevremize baktığımızda teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı kadar dilimizi de hızlandırdığını görüyoruz. Mesajlar kısa yazılıyor, kelimeler eksiltiliyor, imlâ kuralları önemsenmiyor. Televizyon ekranlarında, sosyal medyada, gazetelerde ve tabelalarda dil yanlışları sıradanlaşmaya başlıyor.
Belki ilk bakışta bunlar küçük ayrıntılar gibi görülebilir. Ancak büyük ihmaller çoğu zaman küçük dikkatsizliklerle başlar.
Örneğin "millî" kelimesinin yazımı üzerine yapılan tartışmalar sadece bir işaret meselesi değildir. Buradaki asıl konu, dilimize ne kadar özen gösterdiğimizdir. Bir kelimeyi doğru yazmaya çalışmak, o kelimenin taşıdığı anlamı önemsemektir. Çünkü doğru yazım sadece kurallara uymak değil, dile duyulan saygının da göstergesidir.
Aslında mesele "millî" kelimesindeki bir işaretin varlığı ya da yokluğundan çok daha büyüktür. Mesele; çocuklarımızın doğru örneklerle yetişip yetişmediğidir.
Bir çocuk okulda başka, televizyonda başka, sosyal medyada başka bir kullanım gördüğünde zihni karışmaktadır. Eğitim sadece sınıfta verilmez. Gazeteler, ekranlar, tabelalar ve sosyal medya da birer öğretmendir. Bu nedenle toplumun önünde olan herkesin dili doğru kullanma konusunda daha hassas davranması gerekir.
Sivas gibi tarihî sorumluluğu büyük şehirlerde bu hassasiyet daha da önemlidir. Çünkü bu şehir, Millî Mücadele'nin kaderinin şekillendiği önemli merkezlerden biridir. Böyle bir şehrin sokaklarında, kurumlarında ve yayın organlarında Türkçenin doğru ve özenli kullanılması sadece dil meselesi değil, aynı zamanda kültürel bir sorumluluktur.
Dil aynı zamanda ahlakın da taşıyıcısıdır. İnsanların birbirleriyle kurduğu ilişkinin temelinde söz vardır. Güzel söz gönülleri birleştirir, kırıcı söz ise insanları birbirinden uzaklaştırır.
Kur'an-ı Kerim'de güzel söz, kökü sağlam ve dalları göğe yükselen bereketli bir ağaca benzetilir. Bu benzetme bize sözün ve dilin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü sözün güzelliği, insanın karakterine de yansır.
Bugün toplum olarak sadece doğru yazmayı değil, güzel konuşmayı da yeniden önemsemek zorundayız. Hakaretin, alayın ve kırıcı üslubun yaygınlaştığı bir ortamda dilin birleştirici gücünü yeniden hatırlamalıyız.
Dilimizi korumak; eskiye takılıp kalmak değil, geleceği sağlam temeller üzerine kurmaktır. Çocuklarımıza doğru Türkçeyi öğretmek, onlara bırakacağımız en değerli miraslardan biridir. Çünkü dilini koruyan toplumlar hafızalarını korur. Hafızasını koruyan toplumlar ise kimliklerini ve değerlerini yaşatır.
Bazen bir harf, bazen bir vurgu, bazen de küçük bir imlâ işareti önemsiz gibi görülebilir. Oysa bu küçük ayrıntılar, büyük bir kültürün parçalarıdır. Bir binanın sağlamlığı nasıl en küçük taşlarına bağlıysa, bir dilin gücü de en küçük kurallarına gösterilen özenle ölçülür.
Sivas, bir asır önce millete yol gösterdi. Bugün de dil konusunda örnek olabilir. Yıldızdağı'nın karı nasıl temiz ve berrak görünüyorsa, dilimiz de aynı titizlikle korunmalıdır.
Unutmayalım ki dilimize gösterdiğimiz özen, aslında kendimize, kültürümüze ve geleceğimize gösterdiğimiz özendir.
Bir millet önce dilinde yaşar. Diline sahip çıkanlar geleceğine sahip çıkar. Çünkü dil yaşarsa kültür yaşar, kültür yaşarsa millet yaşar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.