SİVAS’IN YARINI: LAF DEĞİL, İCRAAT VAKTİ!

Sivas’ın dününe baksak; Selçuklu’nun baş tacı, Cumhuriyet’in tapusu, "Emin Şehir" deriz. Göğsümüz kabarır, tarihimizle övünürüz. Evet, mazimiz pırlanta; ama tek başına karın doyurmuyor. Artık müzede sergilenen bir şehir değil, sokaklarında alın teri dökülen, bacası tüten, genci gurbete değil geleceğe koşan bir Sivas lâzım bize. Artık sadece mazimizle övünme vaktini geçtik. Bugün elimizde bir "hızlı trenimiz" var; lakin bu tren Sivaslıyı Ankara’ya, özellikle de İstanbul’a daha hızlı kaçırmaya değil, dünyayı Sivas’a getirmeye yaramalı. Sivaslı gencin valizi kapı önünde değil, aklı tezgâhın başında olmalı!

Bizim derdimiz tabelanın büyümesi değil, içindeki Sivaslı’nın refahının büyümesi. Gençlerimiz mezun oluyor; mühendisi garsonluk, iktisatçısı kapı kapı pazarlamacılık peşinde. Sivas’ın yarını, bu pırıl pırıl beyinleri gurbete "ihraç etmekten" vazgeçtiği gün başlayacak. "Nasıl olacak?" diye soranlara, lafta kalmayan, somut reçeteler mutlaka sunulmalıdır.

Sivas bugün Türkiye’nin en güçlü yatırım teşviklerinden biri olan 6. Bölge desteğine sahip. Demirağ OSB sadece fabrika binalarıyla değil, içindeki Sivaslı gençlerin mühendislik zekâsıyla dolmalı. Yatırımcıyı buraya sadece "vergi indirimi" için değil, "Sivas’ın zehir gibi kalifiye gencini, genç mühendislerini istihdam etmek için getirmeliyiz.

Dökümden sanayiye, ulaşımdan lojistiğe kadar Sivas’ın önü her zaman açık olmalı. Ama bu rüzgârı yelkenine dolduracak olan yine Sivaslıdır. Üniversitemizden mezun olan gence "Güle güle" demekten vazgeçip, Ticaret Odası ve sanayiciyle el ele verip "Hoş geldin meslektaşım" diyebilmeliyiz.

ESTAŞ’ın eksantrik milindeki başarısını; havacılık, raylı sistemler ve optik sanayi Sivas’ın yeni "demir yolu" olmalı. Üniversite ile sanayi arasındaki o tozlu raflarda kalan protokolleri yırtıp atmalı; bize atölyede el ele vermiş hoca, iş birliği yapan sanayici ve o tezgâhın başında parlayan Sivaslı zekâsı lâzım.

Toprağımız bereketli ama çiftçimiz ne yazık ki dertli. Patatesi tarlada bırakıp Ankara’ya "fiyat ne oldu?" diye umutla bakmak 19. yüzyılın kaderidir; 2026’nın gerçeği bu olamaz. Kırsal kalkınma hibelerini sadece belli çevrelerin sofrasına değil, elinde somut projesi olan pırıl pırıl ziraat mühendisi gençlerimize ulaştırmalıyız. Buğdayımız un olup sadece çuvalla gitmemeli; makarnasıyla, bisküvisiyle, cipsiyle ve kendi markasıyla sofralara girmeli. Biz dökme ürün satarak değil, toprağımızın mahsulünü işleyip katma değerli hale getirerek zenginleşiriz. 2026 yılı, Sivas’ın tarımda "sanayileştiği" milat; genç girişimcilere ayrılan bütçe, iş ve aş bekleyen gençlere ise umut kapısı olmalıdır.

Divriği Ulu Camii ’den Gök Medrese ’ye kadar bir açık hava müzesiyiz ama turisti bir gece bile Sivas’ta konaklatamıyoruz. Turizm cephesinde ise hâlâ "geçerken uğranan durak" olmanın sancısını çekiyoruz. Gastronomi turlarından inanç turizmine kadar sahip olduğumuz bu devasa potansiyeli profesyonelce pazarlamalıyız. Sıcak ve Soğuk Çermik’in şifasını sadece yerel bir hamam kültürüyle sınırlı tutmayıp, modern bir sağlık ve rehabilitasyon merkezi olarak dünyaya sunmalıyız. Turizm, Sivas için bir "geçiş güzergâhı" değil, döviz bırakan ve istihdam yaratan bir lokomotif sektör haline gelmelidir.

Sözün özü; Sivas’ı sevmek sadece "Sivaslıyız" diye slogan atmak değildir. Sivas’ı sadece sevmek yetmez, onu kalkındırmak bir namus borcudur.

Sivas’ın yarını "Kaderimiz böyleymiş" deyip boyun bükmekte değil; toprağına, sanayisine ve en önemlisi gencine sahip çıkmakta saklı. Üniversiteden mezun olan evladımıza "Hadi yavrum, İstanbul’da tanıdık var!" diye oraya göndermek bu şehrin ortak ayıbıdır. 2026 vizyonu, o gencin eline diplomasını verirken yanına da iş sözleşmesini, yani bu şehirdeki geleceğini koyabilmektir. Artık uyanma ve şehrin kaderini "Kısmet böyleymiş" diyenlere değil; "Gövdemi bu taşın altına koydum" diyenlere teslim etme vaktidir. Yiğidin harman olduğu yer burasıysa, o yiğit artık başka kapılarda iş aramamalıdır.

Hayalimiz belli: Sivas, gencin iş aradığı değil, iş beğendiği bir Sivas olmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Metin ÇAĞAN Arşivi

Kalbin En Sessiz Hastalığı: Kibir

07 Temmuz 2026 Salı 10:46

Sedası Güzel Olanın Sözü Tesir Eder

30 Haziran 2026 Salı 09:09

Kubbede Kalan Sada: İnsan ve İzi

11 Haziran 2026 Perşembe 11:11