Metin ÇAĞAN
Trafikte Haklı Olmak Yetmez; İnsan Kalabilmek De Gerekir
Şehir hayatının koşturmacasında çoğumuzun ortak bir amacı var. Gideceğimiz yere güvenle ve zamanında ulaşmak. Ancak son yıllarda trafikte ve kaldırımlarda karşılaştığımız bazı görüntüler, ister istemez aynı soruyu akıllara getiriyor: Acaba trafik kuralları herkes için mi, yoksa sadece uyanlar için mi var?
Direksiyon başındayken de, kaldırımda yürüyen bir yaya olarak da buna sıkça tanık oluyoruz. Özellikle iki tekerlekli araç kullanan bazı sürücüler; motosiklet, mobilet ya da bisiklet fark etmeksizin, zaman zaman kendilerini kuralların dışında görüyormuş gibi davranabiliyor. Elbette bu durum tüm sürücüler için geçerli değil. Kurallara titizlikle uyan, örnek davranışlar sergileyen binlerce motosikletli ve bisikletli vatandaşımızı bu tablonun dışında tutmak gerekir. Ancak yanlış yapan azınlığın davranışları, maalesef toplumun hafızasında daha çok yer ediyor.
Şehir hayatının keşmekeşinde gözümüzden kaçmayan bir tablo var. Çoğunluğu iki tekerli olan—motosiklet, mobilet, bisiklet gibi—araçları kullanan bazı sürücü dostlarımız, sanki trafiğin genel kurallarından muafmış gibi kendilerine özel bir "yol haritası" çizmiş durumdalar.
Günün her saatinde karşılaştığımız manzaralar az çok aynı:
- Emniyet şeridinden son sürat geçişler,
- Sağ şerit yerine yolun tam ortasını kapatarak gitmeler,
- Kaldırımı pist belleyip üzerimize sürüp bir de yayadan "Çekil!" edasıyla yol istemeler,
- Kırmızı ışığı sadece "tavsiye niteliğinde" görüp geçmeler,
- Tek yönlü sokaklara gözü kapalı ters girmeler,
- Ve hepsinden öte, gece yarısı mahalleyi ayağa kaldıran, susturucusu sökülmüş egzoz sesleri...
İnsan ister istemez soruyor: “Bunlar yasal mı?”
Cevabı hepimiz biliyoruz: Elbette değil.
Amacım kimseyi itham etmek ya da belli bir kesimi hedef göstermek değil. Biliyorum, kimse yola "Bugün birinin hakkını yiyeyim" diye çıkmıyor. Acelemiz var, işe yetişme telaşımız var, "5 dakika erken gideyim" derdimiz var. Bir de üstüne o meşhur, “Bana bir şey olmaz” rahatlığı eklenince kurallar bir bir deliniyor.
Ancak unuttuğumuz çok temel bir gerçek var: Trafik, tek başımıza oynadığımız bir oyun değil; ortak yaşamın ta kendisidir.
Siz "İki dakikadan bir şey olmaz" deyip emniyet şeridine daldığınızda, arkadan gelen bir ambulansın saniyelerini çalıyorsunuz.
Siz "Trafik sıkışık" deyip kaldırıma çıktığınızda; bastonlu bir amcayı, bebek arabalı bir anneyi akan trafiğin içine itiyorsunuz.
Siz kırmızı ışıkta "Akan yol yok" deyip geçtiğinizde, yeşil ışıkta kendine güvenip yola çıkan başka bir sürücünün hayatını riske atıyorsunuz.
Siz gürültülü egzozunuzla sokaktan geçerken, binbir emekle bebeğini henüz uyutmuş bir annenin ahını alıyorsunuz.
Kanunlar bize ne yapmamız gerektiğini söyler, vicdan ise neden yapmamız gerektiğini...
Emniyet şeridi; sadece ambulansın, itfaiyenin ve gerçekten acil durumdaki araçların hakkıdır.
Kaldırımlar; çocukların, yaşlıların, engellilerin ve tüm yayaların güvenli alanıdır.
Kırmızı ışık; pazarlık konusu değil, herkes için bağlayıcı bir kuraldır.
Gürültü çıkaran egzozlar ise kişisel özgürlüğün değil, başkalarının huzurunu ihlal etmenin göstergesidir.
Unutmamalıyız ki trafikte medeniyet; aracın büyüklüğüyle, motorun gücüyle ya da hız göstergesindeki rakamlarla ölçülmez.
Burada sorumluluk sadece iki tekerlekli araç sürücülerinde de değil elbette. Dört tekerlekli araç sürmek kimseye bir ayrıcalık katmadığı gibi, iki tekerlek üzerinde olmak da kuralları çiğnemek için bir mazeret değildir.
Sürücü olarak bizler motosikletliye, bisikletliye saygı duymak, onların yaşam alanını korumak ve yol vermek zorundayız.
Aynı şekilde motosiklet sürücülerinin de şerit düzenine uyması, trafik ışıklarını dikkate alması ve kaldırımları yol olarak görmemesi gerekir.
Bisikletliler, yaya yolunu işgal etmemeli, yayaların güvenliğini tehlikeye atmamalı; yayalar da karşıdan karşıya geçerken yaya geçitlerini kullanarak kendi güvenliklerine katkı sağlamalıdır. Çünkü trafikte haklı olmak, her zaman güvenli olmak anlamına gelmez.
Yani mesele sadece "Polis görür mü, ceza yer miyim?" meselesi değildir. Mesele, "Bu yaptığıma değer mi, insanlığa yakışır mı?" meselesidir.
Gerçek medeniyet; haddimizi, sınırlarımızı ve sorumluluklarımızı bilmekte; kurala uymakta, sabır gösterebilmekte ve başkasının hakkına saygı duyabilmektedir.
Hepimizin akşam döneceği bir evi, kapıda bekleyen sevdikleri, kavuşmayı umut eden ailesi var. Beş dakika erken varmak uğruna bir ömrü karartmaya değmez. Bir anlık dikkatsizlik, yıllarca sürecek pişmanlıklara dönüşebilir.
İki saniyelik gürültüyle dikkat çekmek uğruna binlerce insanın huzurunu kaçırmaya hiç değmez.
Trafik nezaket ister, sabır ister, en çok da özsaygı ister. Unutmayalım: Trafikte hak aramak kadar, haddini ve sınırını bilmek de can kurtarır.
Gelin kuralları delmek için değil, birbirimizi ve kendimizi korumak için uygulayalım. Hem kendi canımız hem de sevdiklerimizin huzuru için...
Hepimize sağlık, huzur, saygı ve güven dolu yolculuklar diliyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.