Akrebin Kıskacındaki Ömür: Hepimiz Aynı Yolun Yolcusuyuz

Hayat dediğimiz yol, ilk nefesle başlar; çocukluğun masumiyetiyle, gençliğin heyecanıyla, orta yaşın telaşıyla akıp gider. İnsan, ömrün içinde öyle hızlı koşar ki zamanın ayak seslerini çoğu zaman duymaz. Sonra bir gün aynaya bakar ve fark eder ki akrep hiç durmadan ilerlemiş, ömür sessizce sonbaharına yaklaşmıştır.

İşte o yüzden kimse "Ben yaşlanmam." diyemez. Çünkü zaman, kimseye torpil geçmez. Ne makamın itibarı ne cebin doluluğu ne de yüzün güzelliği... Akrebin kıskacından bugüne kadar kurtulan tek bir insan bile olmamıştır. Ne var ki biz, eninde sonunda varacağımız bu durağı görmezden gelmeyi marifet sanıyoruz.

Sokakta ağır adımlarla yürüyen bir büyüğümüzü görünce sabırsızlanıyoruz. Otobüste yer vermeyi yük görüyoruz. Konuşmaya başladıklarında saatimize bakıyor, sözlerini "eski zaman hikâyesi" diye geçiştiriyoruz. Sonra da kendimize "İnsanlık ölmedi." demeyi ihmal etmiyoruz. Oysa insanlık, önce büyüklerine gösterdiği hürmet kadar yaşar.

Yaşlılık; bir köşeye çekilip sessizce sırasını beklemek değil, ömür boyu ilmek ilmek örülen bir hafızanın, kaybedilen eşin, işin, statünün, maddi varlıkların ve en acısı da birer birer eksilen dostların ardından tutulan gizli bir yas dönemi, onların ardından ayakta kalma mücadelesidir. Yaşlı çınarlarımız bu devasa kayıplarla tek başlarına mücadele edip yeni hayatlarına uyum sağlamaya çalışırken, onların bu sessiz çığlığına, o vicdanı rahatlatan ama içi bomboş olan o meşhur bahaneyle cevap veriyoruz: “Eee, yaşlılıktır, normal!” Hayır, efendim, hiç de normal değil!

Kulak arkası ettiğimiz gerçekler var ne yazık ki… Bugün tıbbın açıkça söylediği bir gerçeği hâlâ görmezden geliyoruz. İleri yaşlarda görülen birçok bedensel yakınmanın altında tedavi edilebilir depresyon, yalnızlık ve umutsuzluk yatabiliyor. Biz ise "Yaşlıdır..." deyip geçiyoruz. Oysa ihmal edilen her duygu, zamanla daha büyük yaralara dönüşüyor.

"Yaşlı insan mutsuz olur, somurtur" deyip kenara çekilemezsiniz. Aksine, onlar hayata bizden çok daha olumlu bakarlar. Eğer bir büyüğümüzün yüzü gülmüyorsa, sürekli mutsuzsa bilin ki ya ağır bir depresyondadır ya da bitmeyen bir yastadır.

"Yaşlıdır, unutur" deyip geçiştirdiğimiz her an, başta Alzheimer olmak üzere pek çok sinsi hastalığın erken teşhis ve tedavi şansını ellerimizle yok etmek demektir.

Gelin, açık konuşalım. Sokakta bir yaşlıyla alay eden, onlara otobüste yer vermeyi yük sayan, yüzlerine bakarken hürmeti esirgeyen her bir birey, aslında kendi geleceğine haksızlık ediyor. Bugün kundakta ağlayan bebek de sokakta fırtına gibi esen delikanlı da Allah ömür verdikçe o beyaz saçlara kavuşacak.

Sokakta, mahallede ya da evimizde ileri yaştaki büyüklerimize karşı takındığımız alaycı tavırlar, saygısızca yaklaşımlar ve onları yok sayan her olumsuz hareket, aslında kendi geleceğimize fırlattığımız birer bumerangdır. Yani bugün hürmet göstermekten kaçındığınız o beyaz saçlar, aslında aynada kendi geleceğinizle yüzleştiğiniz anın ta kendisidir.

Bugün kundakta gülümseyen bebek de...

Mahalle aralarında top koşturan çocuk da...

Gücüne güvenen delikanlı da...

Saçına ak düşmeye başladığını fark etmeyen yetişkin de...

Allah ömür verdiği sürece aynı yoldan geçecektir. Hayatın değişmeyen kanunu budur. Onlara uzatmadığımız her destek eli, yarın kendi yalnızlığımızın faturası olarak önümüze çıkacaktır.

Bizim medeniyetimiz, büyüklerin elini öpmeyi küçüklük değil; büyüklük saymıştır. Bizim kültürümüzde yaşlılar yük değil, duadır. Onlar evimizin bereketi, ailemizin hafızası, çocuklarımızın köküdür. Kökü kuruyan ağacın gölgesi olmaz. Yaşlısını unutan toplumun da geleceği güçlü olmaz.

Onları yalnızlığa, ihmale ve "normal" dediğimiz o sinsi ilgisizliğe terk etmek, bu toprağın hamuruna yakışmaz. Şimdi silkelenme ve o çınarların gölgesine sığınma vaktidir.

Hayat, insanın başkasına gösterdiği merhameti, günü geldiğinde kendi kapısına misafir eder.

Bugün büyüklerimizin elini tutarsak, yarın çocuklarımız bize sırtını değil, elini uzatmayı öğrenir.

Unutmayalım ki; bugün ömrünün sonbaharını yaşayan o çınarları ihmal etmek, kendi geleceğimize kurak bir kış hazırlamaktan başka bir şey değildir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Metin ÇAĞAN Arşivi

İbadetin Gölgesinde Kalan Ahlâk

05 Eylül 2026 Cumartesi 18:39

Sağlığın İlk Kapısı ASM’ler

08 Ağustos 2026 Cumartesi 11:39

Medeniyetin Sesi

05 Ağustos 2026 Çarşamba 17:01