Metin ÇAĞAN
İbadetin Gölgesinde Kalan Ahlâk
Bazı insanlar vardır; namazını aksatmaz, orucunu tutar, dilinden dua eksik olmaz. Bazıları da vardır ki onların en büyük duası, kimseyi incitmeden yaşayabilmektir. Aslında ikisinin de aynı noktada buluşması gerekir. Çünkü din, insanı Allah'a yaklaştırırken insanlardan uzaklaştıran değil; Allah'a yaklaştırdığı kadar insanlara da güven veren bir hayat inşa etmeyi amaçlar.
Bugün "Ben Müslümanım." diyen insan sayısı çoktur. Fakat aynı samimiyetle "Bana herkes güvenir." diyebilenlerin sayısı ne kadardır?
İşte üzerinde durmamız gereken asıl mesele budur.
İbadet, sadece belirli vakitlerde yerine getirilen görevlerden ibaret değildir. Namaz seccadede başlar ama hayatın içinde devam eder. Oruç, aç kalmakla değil; öfkeye, hırsa ve haksızlığa da dur diyebilmekle anlam kazanır. Zekât sadece maldan verilen pay değildir; paylaşmayı öğrenmiş bir vicdanın göstergesidir.
İbadet insanı değiştirmiyorsa, sadece tekrar edilen bir alışkanlığa dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Çünkü dinin istediği insan; doğruluğu pazarlık konusu yapmayan, emaneti koruyan, kul hakkından titizlikle sakınan, sözüne güvenilen, öfkesiyle değil vicdanıyla hareket eden insandır.
Ne acıdır ki zaman zaman ibadetlerin görünürlüğü artarken, güzel ahlakın görünürlüğü aynı ölçüde artmıyor. Camiler doluyor; fakat kalpler arasındaki mesafeler bazen daha da büyüyor. Tesbihler çekiliyor; ama kırılan gönüller onarılmıyor. Diller zikirle meşgul olurken, aynı diller dedikodudan ve kırıcı sözlerden uzak kalamıyor.
Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanlara en çok namazını değil, güvenilirliğini göstermişti. Daha peygamber olmadan "El-Emin" diye anılması boşuna değildi. Çünkü güven, imanın hayattaki en görünür hâlidir.
Kur'an-ı Kerim'de namazın insanı kötülükten alıkoyacağı bildirilir. Bu bize ibadetin hedefini de gösteriyor. Amaç sadece görev yapmak değil; kötülüklerden uzaklaşan, iyiliği çoğaltan bir karakter inşa etmektir.
Elbette hiçbirimiz kusursuz değiliz. Hepimiz hata yapıyoruz. Zaten din de kusursuz olmayı değil, samimiyetle kendini düzeltmeye çalışmayı öğretiyor. Önemli olan hatayı alışkanlık hâline getirmemek, yanlışı savunmamak ve vicdanın sesini susturmamaktır.
Belki de bugün toplum olarak en büyük ihtiyacımız, birbirimizin ibadetini sorgulamak değil; birbirimize güven duyabileceğimiz bir hayat kurmaktır. Çünkü güvenin olmadığı yerde huzur olmaz. Adaletin olmadığı yerde bereket olmaz. Ahlakın eksik olduğu yerde ise ibadetin topluma yansıyan güzelliği eksik kalır.
İnsan bazen uzun dualardan önce kısa bir iyiliğe, gösterişli sözlerden önce samimi bir tebessüme, büyük ibadetlerden önce de dürüst bir davranışa ihtiyaç duyar. İşte dinin ruhu da tam burada kendini gösterir.
Belki de her akşam vicdanımıza şu soruyu sormalıyız:
"Bugün Allah için ne yaptım?" kadar... "Bugün hangi insan benim yüzümden huzur buldu?"
Çünkü biri kulluğumuzu, diğeri ise kulluğumuzun meyvesini gösterir.
Ve unutmayalım...
Allah'a uzanan yolların en güzeli, insanların gönlünü incitmeden yürüyebildiğimiz yoldur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.