Cemalettin Özyalçın

Cemalettin Özyalçın

EBE HAYRİYE ALTUNOĞLU

Sıra dışı hareketleri, şakacı ve nüktedan konuşmaları ile gittiği her yerde dikkat çeken, her kesimin tartışmaktan çekindiği, çok renkli bir isimdi. 1932 yılında Sivas’ta doğan, küçük yaşta babasını kaybeden Ebe Hayriye, ilköğretimini Sivas’ta tamamladıktan sonra Konya Köy Ebe Okulunda yatılı olarak okumuş. Sivas’ın Ulaş ve Koyulhisar ilçelerinde, daha sonra da Sosyal Sigortalar Kurumu ve Sivas Belediyesinde görev yaptıktan sonra emekli olmuş. Görevli olarak birkaç kere hacca giden Ebe Hayriye, ebe okulunda öğrenciyken şiir yazmaya başlamış.

Söylediği sözlere çok dikkat eden Ebe Hayriye’nin çok etkili, güzel bir hitap şekli vardı. Her sözünden bir ders çıkarmak mümkündü. Halk bilimci Dr. Doğan Kaya hocamızın tespitlerine göre şu manidar sözler ona aittir:

“Hacı yolu, acı yolu, genç yolu.”

“Yüz güzelliği kırk gün, huy güzelliği mezara kadar.”

“Çocuk karnına düşer kanını emer, doğar canını emer, büyür malını emer.”

“Var mı paran; her işe yaran (yararsın), zülüfler taran (tararsın), dilberler saran, tüter

sigaran, cızlar ızgaran, döner makaran, dolar kumbaran.”

Elmacılardan şoför Mehmet Özelma ile bir evlilik yaptı. “Hacı Mehmet” diye hitap ettiği ve çok sevdiği eşi, o zamanlar Fiat marka kamyon kullanıyordu. Eşi ile birlikte akrabalarına önceden haber vermeden kısa süren ziyaretler yapmaktan çok hoşlanır, çevresinden devamlı iltifatlar beklerdi. Bu ziyaretlere önceleri kamyonla giden Ebe Hayriye, daha sonraları eşine aldığı Ford Thames minibüsle gitmeye başladı. Ön koltukta oturur, eşi ile birlikte gezmekten çok hoşlanırdı. Daha sonra otobüs kullanan eşiyle birlikte bir ara yolcu servisi de yaptı.

Akrabalardaki hanımlar toplantılarının hiçbirini kaçırmak istemezdi. Hanımların anlattıklarına göre o toplantılarda sağlık, spor ve benzeri konulardan başlayarak rehberlik yapmaya, bir şeyler öğretmeye çalışırmış. Her defasında konuşmasına “Ben tahsilliyim, kültürlüyüm.” diye başlardı. Bir toplantıda salonun ortasındaki sehpaları ve benzeri eşyaları toplattıktan sonra “En basit spor” diye tanımladığı bir hareketi uygulamalı olarak göstermiş ve kilolu olanlara aynı hareketi teker teker yaptırmış. Bir kibrit kutusunu halının üzerine boşalttıktan sonra dağılan kibrit çöplerinin teker teker, düzenli bir şekilde kutuya yerleştirilmesini istemiş.

Yürüyüşe çıktığımız zaman bir arkadaşın da etkisiyle Ebe Hayriye’nin evinin önünden geçerdik. O zamanlar evi, Dikilitaş yakınlarında, Atatürk Caddesine çıkan ara sokak üzerindeydi. Evin üzerinde “Ebe Hayriye Özelma” levhası vardı. Eşiyle arası açık olduğu zamanlarda “Ebe Hayriye Altunoğlu” levhasını asardı. Ebe Hayriye’yi tanıyan arkadaş levhaya bakar, gülerek yorum yapardı. Ben, çocukluk dönemlerime rastlayan o yıllarda akraba olduğumuzu bilmiyordum. Ebe Hayriye’nin, annemin babaannesi Zeynep Özkömür’ün, kardeşlerinden biri olan Emine Altunoğlu’nun kızı ve Şerife Altunoğlu Eryıldız’ın kız kardeşi olduğunu sonradan öğrendim.

Bizi ziyarete geldiği günlerden birinde bana çok nasihatleri oldu. Bardak dibi gibi kalın merceklerin bulunduğu, devamlı taktığı gözlüğünü göstererek gözlerinin okumaktan bozulduğunu söyledi. Gaz lambası altında, zorda kaldığı zamanlarda sokaktaki direk lambanın altında nasıl ders çalıştığını uzun uzun anlattı. Okumamızı, tahsil yapmamızı önerirdi. Ziyarete gittiği evlerde okuyan çocukları çok sever, “Hayatım” diye hitap ettiği çocuklara ayrı ilgi gösterirdi. “Vizilo olmayın.” derdi. Önceleri anlam veremediğim, çok kullandığı vizilo kelimesini cahil ve ne konuştuğunu bilmeyen insanlar için kullandığını sonradan anladım.

Sıcak Çermik’i çok sever, genellikle her sene çadır kurardı. Halk arasında çadırlar şekline, benzerliğine göre çeşitli guruplara ayrılmıştı. Kızılay çadırı grubuna giren, tek parça, direkli beyaz, büyük bir çadırı vardı. Çadırını kurdurduktan sonra tabanına özel olarak yaptırdığı metal ayaklı tahta parçalarını biz gençlere döşettirir, kapısına da “Ebe Hayriye Altunoğlu” levhasını hemen asardı. O yıllarda yaz mevsiminde bile sık sık yağmur yağardı. Çadırların çoğu yağmur suyunu geçirmezdi ama parmak değen, eşyaların değdiği yerlerden sular damlamaya başlardı. Çadırlar arasında bitpazarındaki renk cümbüşünü andıran ıslak yatak, yorgan, kilim gibi eşyaların kuruması da çok zaman alırdı. Yağmur yağdığı zaman diğer çadırlar perişan olurken Ebe Hayriye’nin çadırı hiç etkilenmezdi. Çadırın bir tarafından giren yağmur suları, tahtaların altından geçerek diğer taraftan çıkardı. Çok güzel bir çadır düzeni vardı. Büyüklerimiz, Ebe Hayriye’nin ta gençlik dönemlerinde annesi ile çermiğe çadır kurduklarını anlatırlardı. Annesine de çok uzun yıllar baktı, yakından ilgilendi.

Çermiğin arka tarafında bulunan tepenin diğer yüzünde adı “Karlıpınar” olan, suyu çok güzel bir çeşme vardı. Çeşmenin yakınlarında, çermiğin Sivas girişinde bulunan Cehennemlik Mağarasına benzer bir mağara yer alıyordu. Çermik sakinleri çoğu zaman çoluk çocuk Karlıpınar’a doğru yürüyüş yapar, oradan içme suyu ve banyolarda yıkanırken kullanmak üzere kil getirirlerdi. Bazen çeşme başında çeşmebaşı yapan, alkol alan erkekler olurdu. Kadınlar çeşme müsait değilse çeşmeye yaklaşmaz, su almak için biz çocukları gönderirlerdi. Çermik sevdalılarından anneannem bir hatırasını çok anlatırdı. Ebe Hayriye’nin annesi Emine Altunoğlu, bir gün Karlıpınar çeşmesinin yanında çeşmebaşı yapanlardan arta kalan bir şişede rakı görmüş. O kalan rakıyı oradaki eşeğe zorla içirmiş. Bir süre sonra tepeden aşağı anırarak koşan eşek, çadır iplerine dolaştığı için çoğu çadırın yırtılmasına ve zarar görmesine sebep olmuş.

Ebe Hayriye, teybin yeni yeni tanınmaya ve yaygınlaşmaya başladığı zamanlarda Almanya’da yaşayan gurbetçiler aracılığıyla yurt dışından makaralı bir teyp getirtmişti. Bir gün teyzeleri çaya geldiğinde teybi ses alır vaziyette açık bırakarak teyzelerine sürpriz yapmak istemiş. Vedalaşacakları zaman, “Durun size teyp dinleteyim.” Diyerek teybi kısaca tanıttıktan sonra, alınan ses kaydını teyzeleri ve misafirleri ile birlikte dinlemiş. Kendi seslerini, konuşmalarını duyan misafirler şaşkınlıkla, endişeyle birbirlerinin yüzüne bakmaya başlamış. Kendisi mutfaktayken arkasından yapılan olumsuz konuşmaları duyunca çok sinirlenen Ebe Hayriye, ağır eleştiri yapanları evinden “Kaltaklar!” diyerek kovarken arkasından konuşmayan ve iyi şeyler söyleyenleri bırakmamış.

En son yıllarını geçirdiği, oturduğu ev, İstasyon Caddesinde, Sivas Devlet Hastanesinin karşı çapraz köşesindeki Taç Apartmanı’ndaydı. Yakıt parası isteyen apartman yöneticisine bir pazar günü içerisi madeni para dolu üç poşet göndermiş. Yöneticiden paraları saymasını, en kısa zamanda artanı geri göndermesini istemiş. Kendisi apartmanda yöneticilik yaparken hâl, hareket ve konuşmaları ile komşularına karşı davranışları hâlâ anlatılmakta. Evinde akvaryumda balıkları, kafeste kuşları, arka balkonda da tavukları ve tavşanları vardı. Tavuğa benzeyen şekerliği gibi bazı eşyaları da hayvanları çağrıştırıyordu. Hayvanlara karşı sevgisi çok fazlaydı. Yazdığı elliye yakın şiirde hayvanları ve diğer canlıları konu almıştı. Beyitler halinde yazdığı koşma tarzı şiirlerinin yanı sıra manileri de vardı.

Dr. Doğan Kaya’nın, Sivas Valiliği tarafından 2009 yılında bastırılan, 1000 Temel Eser Yayınları arasında yer alan “Sivas Halk Şairleri” kitabının 198. ve 199. sayfalarında Ebe Hayriye’ye ait manilere ve yazdığı şiirlere yer verilmiş.

“Kalbe akın olmalı
Biraz çapkın olmalı
Güzellik akçe etmez
Cana yakın olmalı”

“Altın tası pas tutmaz
Altın neden pas tutmaz
Eşinden ayrılanlar
Gizli gizli yas tutmaz”

Ulaş’tan Mektuplar

Ulaş’a medyunum şiirler yazdım

Şu garip gönlümü eğler de geçer

Gününü yıl eden şu kara bahtım

Engin gurbetlerden çağlar da geçer

Hasretler doldurur geçtiğim yeri

Vahşi kuş sesleri tuzlu gölleri

Tecer’in yolunda giden bir peri

Işık yollarını bağlar da geçer

Kapasa gözümü bu sonsuz diyar

Mezarım dağlara kalsa yadigâr

Gönlümü çiğneyip geçen tanışlar

Belki mezarımdan ağlar da geçer

İsrafı hiç sevmezdi. Mutfakta musluktan damlayan suları biriktirip bulaşık yıkadığına şahit olanlar vardı. Kışın kendine has, sembolleşmiş türbanı ve kürküyle salına salına İstasyon Caddesinde yürüyüşe çıkardı. On üç binden fazla göbek kestiğini söylerdi. Kendisine “Hacı Eb’anım” diye hitap edilmesinden çok hoşlanan Ebe Hayriye’yi Sivas’ta tanımayan yoktu. Çok uzaktan onun geldiği veya gittiği belli olurdu. Çocuğu yoktu. Evini sağlığında bağışladığı Kızılay tarafından, sağlık kontrolleri çok düzenli bir şekilde yaptırıldı. Kızılay’ın ilgisinden çok memnundu. 6 Haziran 1994 tarihinde çok sevdiği Sıcak Çermik’te tek başına girdiği banyoda vefat etti.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Cemalettin Özyalçın Arşivi

BİR ORMAN YANGINI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

17 Ağustos 2026 Pazartesi 09:45

ALKOLMETRE KAZASI

02 Ağustos 2026 Pazar 11:13

YILDIZELİ’NDE BİR HİTİT KENTİ

17 Temmuz 2026 Cuma 15:23

AKLİ MELEKE RAPORLARI

06 Temmuz 2026 Pazartesi 12:21

FAYTONLARDAN HACI MURATLARA

25 Mayıs 2026 Pazartesi 13:49

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR?

11 Mayıs 2026 Pazartesi 10:57

MEMMECİMİN GILİĞİ

24 Nisan 2026 Cuma 14:23

BİR SİVAS SEVDALISI

11 Nisan 2026 Cumartesi 14:29