Baler Fidan
PAHALI MAZOT, UCUZ BUĞDAY: ÇİFTÇİ NEREYE KADAR DAYANACAK?
Bir ülkenin tarım politikasını anlamak için çok fazla istatistiğe ihtiyacınız yok.
Tarlaya giden çiftçiye sorun.
“Bu yıl ne kazandın?” deyin.
Vereceği cevap, Türkiye’nin tarım politikasının özeti olacaktır:
“Ektik, biçtik… ama yine elimizde bir şey kalmadı.”
Türkiye bir zamanlar tarım ve hayvancılıkla anılan bir ülkeydi. Coğrafya kitaplarında kendi kendine yetebilen ülkelerden biri olduğumuz anlatılırdı. Köyler üretirdi, tarlalar ekilirdi, hayvancılık yapılırdı.
Elbette o günlerin de sorunları vardı.
Fakat bugün yaşadığımız sorun, yalnızca “ekonomik kriz” diyerek geçiştirilemeyecek kadar derinleşmiş durumda.
Çünkü kriz olur.
Kriz dediğiniz şeyin bir başlangıcı vardır, ağırlaşır ve doğru politikalar uygulanırsa sona erer.
Biz ise yıllardır aynı noktada dönüp durmuyoruz.
Her yıl biraz daha geriye gidiyoruz.
Üreten insanın geliri azalıyor.
Maliyeti artıyor.
Borcu büyüyor.
Umudu tükeniyor.
Ve sonunda toprağını terk ediyor.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
PAHALI MAZOT, UCUZ BUĞDAY!
Bugün Türkiye’de tarım politikasının en çarpıcı özeti belki de bu dört kelimedir:
Pahalı mazot, ucuz buğday!
Mazot pahalı.
Gübre pahalı.
Tohum pahalı.
İlaç pahalı.
Yem pahalı.
Elektrik pahalı.
Tarım makineleri pahalı.
Kredi pahalı.
Ama sıra çiftçinin ürününe geldiğinde ne hikmetse fiyatlar aşağı çekiliyor.
Çiftçiye gelince herkes “piyasa şartlarından” bahsediyor.
Peki çiftçi mazot alırken piyasa şartları yok mu?
Gübre alırken yok mu?
Traktör alırken yok mu?
Yedek parça alırken yok mu?
Elektrik faturası öderken yok mu?
Çiftçi bütün girdilerini pahalıya alacak, ürününü ise ucuza satacak.
Sonra da dönüp:
“Neden gençler köyde kalmıyor?”
diye soracağız.
Gerçekten soruyor muyuz, yoksa cevabını bildiğimiz bir soruyu göstermelik olarak mı soruyoruz?
ÇİFTÇİYİ TARLADAN KOPARAN SADECE ŞEHİR DEĞİL
Köyler neden boşalıyor?
Bu soruya yıllardır romantik cevaplar veriliyor.
“Gençler şehir hayatını istiyor.”
“Yeni nesil tarımla ilgilenmiyor.”
“İnsanlar rahat yaşamı tercih ediyor.”
Bunların hepsi belli ölçüde doğru olabilir.
Ama asıl gerçeği söylemekten kaçmayalım:
İnsan ürettiği yerde geçinemiyorsa orada neden kalsın?
Çiftçi tarlasını ekiyor.
Aylarca emek veriyor.
Yağmuru bekliyor.
Kuraklıktan korkuyor.
Dolu yağacak mı diye endişeleniyor.
Mazot borcunu düşünüyor.
Gübre borcunu düşünüyor.
Traktörün taksitini düşünüyor.
Sonra hasat geliyor.
Ürününü satıyor.
Hesap yapıyor.
Ve ortaya çıkan sonuç:
El elde, baş başta.
Bazen o da yok.
Böyle bir sistemde genç insana “Köyünde kal, üret” demek kolaydır.
Zor olan, ona “Ürettiğinde kazanacaksın” diyebilmektir.
BUĞDAY AMBARI SİVAS’TA ÇİFTÇİNİN YÜZÜ NEDEN GÜLMÜYOR?
Sivas…
Geniş tarım arazileriyle, hayvancılık potansiyeliyle, buğday üretimiyle Türkiye’nin önemli şehirlerinden biri.
Ama buğdayın önemli merkezlerinden Sivas’ta çiftçinin yüzü gülmüyorsa burada ciddi bir sorun var demektir.
Çünkü mesele sadece Sivas çiftçisinin meselesi değildir.
Bu, Türkiye’nin tarım politikasının meselesidir.
Bir dönüm tarladan alınan verim bölgeden bölgeye değişiyor.
Bir yerde tonlarca ürün alınırken başka bir yerde iklim ve arazi şartları nedeniyle çok daha düşük verim elde ediliyor.
Ama maliyet neredeyse herkes için yüksek.
Çiftçinin hesabı ise çok basit:
Bir dönümden ne kadar kazanıyorum?
Bu sorunun cevabı tatmin edici değilse çiftçi bir süre sonra başka bir soru sormaya başlıyor:
“Ben bu tarlayı neden ekiyorum?”
İşte Türkiye’nin asıl kaybı burada başlıyor.
ÇİFTÇİYİ DESTEKLEMEK, SADECE PARA VERMEK DEĞİLDİR
Tarım desteği yalnızca birkaç kalem ödeme yapmak değildir.
Çiftçiye destek demek; üretim maliyetini öngörülebilir hale getirmek, ürünün fiyatını hasat döneminde korumak, aracının ve spekülatif piyasa hareketlerinin üreticiyi ezmesini önlemek, çiftçinin önünü en azından birkaç yıl görebilmesini sağlamak demektir.
Çiftçi bugün tarlasını ekiyor ama yarın ne kazanacağını bilmiyor.
Bu belirsizlik, tarımın en büyük düşmanıdır.
Çünkü çiftçi sadece bugünü değil, gelecek sezonu da planlamak zorundadır.
Bugün hangi ürünü ekecek?
Ne kadar gübre kullanacak?
Kaç dönüm ekecek?
Borçlanacak mı?
Traktörünü yenileyecek mi?
Çocuğunu bu işe sokacak mı?
Bunların hiçbirinin cevabı net değil.
ARTIK SADECE KRİZ DEMEK YETMİYOR
Burada çok daha ağır bir soru sormak gerekiyor:
Türkiye tarımını gerçekten yönetiyor muyuz, yoksa sadece yönetiyormuş gibi mi yapıyoruz?
Çünkü iyi yönetilmeyen bir ekonomi zamanla düzelebilir.
Yanlış politika değiştirilebilir.
Hatalı karar düzeltilebilir.
Ama yıllar boyunca aynı kesimlerin sürekli gelir kaybettiği, üreticinin sürekli borçlandığı, köylerin sürekli boşaldığı ve gençlerin tarımdan uzaklaştığı bir tablo ortaya çıkıyorsa artık bunu sadece “kriz” kelimesiyle açıklamak kolay değildir.
Ortada ciddi bir yönetim ve politika sorunu vardır.
Hatta sonuçları itibarıyla, üreticiyi sürekli daha kötü bir noktaya sürükleyen bu yapı, insanın zihninde “organize bir kötülük mü var?” sorusunu bile doğuruyor.
Elbette kimse çıkıp “çiftçiyi batırmak için böyle yapılıyor” diyemez.
Bunun ispatı gerekir.
Ama şu soruyu sormak herkesin hakkıdır:
Sonuçları sürekli aynı olan yanlış politikalar ne zaman artık hata olmaktan çıkar ve sistematik bir probleme dönüşür?
BAKAN’A SÖYLENECEK SÖZ BELLİDİR
Dün şehrimizde Tarım ve Orman Bakanı vardı.
Umarım Sivas çiftçisinin sesi kendisine ulaşmıştır.
Ama artık çiftçinin kulağına yeni sloganlar değil, somut cevaplar gerekiyor.
Çiftçi şunu bilmek istiyor:
Mazot ne olacak?
Gübre ne olacak?
Yem ne olacak?
Buğdayın gerçek maliyeti nasıl korunacak?
Üretici ürününü aracının insafına mı bırakacak?
Devlet piyasayı ne kadar ve nasıl denetleyecek?
Çiftçi gelecek yıl tarlasını ektiğinde zarar etmeyeceğini nasıl bilecek?
Bunlara cevap verilmeden “tarımı destekliyoruz” demenin çiftçinin hayatında karşılığı yoktur.
Çünkü çiftçi artık söz değil, hesap yapabileceği bir tarım politikası istiyor.
SON SÖZ
Türkiye’nin çiftçiye ihtiyacı var.
Sivas’ın çiftçiye ihtiyacı var.
Taban fiyatı 16 TL açıklanan buğday 10-12 TL’ye satılır, 1 lt mazot 7-8 kg buğday eder saman 3,5-6 TL olursa ne olur tarımda hayvancılık da iflas eder.
Türkiye’nin yeniden güçlü bir tarım ülkesi olabilmesi için önce üreticinin toprağına güvenle basması gerekiyor.
Çünkü tarlayı boş bırakan çiftçi sadece bir ürün üretmiyor.
Aslında ülkenin geleceğini de etkiliyor.
Bugün çiftçiyi üretimden koparırsanız yarın ithalata mahkûm olursunuz.
Bugün köyleri boşaltırsanız yarın üretim zincirini yeniden kurmak için milyarlar harcarsınız.
Bugün çiftçinin emeğini değersizleştirirseniz yarın sofradaki fiyatı kontrol etmek çok daha zor olur.
O yüzden mesele sadece buğday değildir.
Mesele sadece mazot değildir.
Mesele, Türkiye’nin üretme iradesidir.
Ve artık şu sorunun cevabını vermek zorundayız:
Mazot bu kadar pahalı, gübre bu kadar pahalı, üretim bu kadar maliyetliyken buğday neden bu kadar ucuz?
Çiftçi daha ne kadar dayanacak?
Çünkü çiftçi tarlasını terk ederse, o tarlayı yeniden üretime döndürmek, bugün kaybedilen paradan çok daha pahalıya mal olacaktır.
Unutmayalım lütfen;Pahalı mazotla ekilen ucuz buğday, sadece çiftçiyi değil; Türkiye’nin geleceğini de yoksullaştırır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.