10 AĞUSTOS …KUŞATILAN TÜRK SİYASETİ

Türk milletinin hafızasında sıradan bir tarih değildir. 1920’de Sevr Antlaşması’nın imzalandığı bu tarih, aradan 106 yıl geçmesine rağmen devlet, millet ve bağımsızlık kavramları açısından bize çok şey hatırlatıyor.

10 Ağustos 2026’da ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çok tartışılan bir çerçeve yasa 467 oyla kabul edildi. Meclis’teki yüksek oy çoğunluğu, toplumun önemli bir bölümündeki kaygıları ve soru işaretlerini ortadan kaldırmış değil.

Çünkü mesele yalnızca bir kanunun kabul edilmesi değildir. Mesele, Türk milletinin devletine ve siyasetine duyduğu güven meselesidir.

Biz bu filmi daha önce gördük

Türkiye, devlet kurumlarının bir yapı tarafından kuşatılmasının nelere mal olabileceğini FETÖ tecrübesiyle çok ağır şekilde yaşadı.

Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki birçok vatansever subay tasfiye edilirken, liyakat yerine örgütsel bağlılığın öne çıkarıldığı bir dönem yaşandı. O günlerde itiraz edenler itibarsızlaştırıldı.

15 Temmuz 2016 ise bütün bu yanlışların bedelini Türkiye’ye gösterdi.

Buradan çıkarılması gereken ders açıktır:

Devlet hiçbir cemaatin, tarikatın, örgütün, siyasi grubun veya çıkar çevresinin kontrolüne bırakılamaz.

Devletin tek dayanağı anayasa, kanun, hukuk, liyakat ve millet iradesidir.

Bugün bizi endişelendiren de siyasetin üzerinde benzer bir vesayet ihtimalinin oluşmasıdır.

Dün birbirlerini çok ağır sözlerle eleştiren siyasetçilerin bugün aynı düzenlemeler konusunda birlikte hareket etmesi elbette vatandaşın kafasında soru işaretleri oluşturur.

Siyaset değişebilir. İttifaklar değişebilir. Ancak devletin temel meseleleri siyasi hesaplara kurban edilmemelidir.

Biz ne istiyoruz?

Bize “Siz ne istiyorsunuz?” diye soranlara cevabımız çok açık:

Biz savaş istemiyoruz.
Biz gençlerimizin ölmesini istemiyoruz.
Biz anaların ağlamasını istemiyoruz.

Ama bunun yanında devletin zaafa düşmesini de istemiyoruz.

Teröre terörist, haine hain denmesini; suçun ve terörün karşılıksız kalmayacağını devletin göstermesini istiyoruz.

Biz barışa karşı değiliz.

Biz, barış adına devletin zayıflatılmasına karşıyız.

Biz Kürt vatandaşımıza karşı değiliz.

Biz, terör örgütlerinin Türkiye’nin siyasi geleceği üzerinde belirleyici bir güç haline gelmesine karşıyız.

Peki Sivas?

Asıl sorulması gereken soru burada başlıyor.

Sivas, vatan, bayrak ve devlet konusunda hassasiyetiyle bilinen bir şehirdir. Sivas Kongresi’nin yapıldığı bu topraklarda milli iradenin ve bağımsızlığın anlamı çok iyi bilinir.

Daha iki yıl önceki seçimlerde, bugün tartışılan konuların çok daha küçük ihtimalleri üzerinden siyaset yapıldı.

“PKK ile görüşecekler.”

“Öcalan’ı çıkaracaklar.”

“Demirtaş serbest bırakılacak.”

Bu söylemler üzerinden siyasi rakiplerini terörle ilişkilendirenler oldu. Bazı insanların köylerine, mahallelerine siyaset yapmak için girmelerine dahi tepki gösterildi.

Peki bugün ne değişti?

Dün en küçük ihtimal üzerinden insanları terörle ilişkilendirenler, bugün 467 oyla kabul edilen bu düzenleme karşısında neden sessiz?

Sivas’ın dört milletvekilinin bu konudaki tutumunu Sivaslı seçmene anlatması gerekmez mi bu ?

“Barış istiyoruz, gençler ölmesin” demek elbette değerlidir.

Ama Sivaslı şunu da soracaktır:

Barışın bedeli ne olacak?
Devletin gücü nerede duracak?
Şehitlerin emaneti nasıl korunacak?

Çünkü Sivaslı dün ne söylendiğini de bugün ne yapıldığını da hatırlar.

Son söz

Bizim istediğimiz çok basit:

Devlet devlet gibi davransın.

Hukuk olsun.
Adalet olsun.
Liyakat olsun.
Şeffaflık olsun.
Milli irade olsun.

Türkiye’nin geleceği hiçbir cemaatin, tarikatın, örgütün, siyasi grubun veya dış gücün hesabına göre şekillenmesin.

15 Temmuz bize bir şeyi çok acı şekilde öğretti:

Devletin içerisine yerleşen hiçbir yapı, devletten büyük değildir.

Bizim mücadelemiz savaşa karşı barış için değil yalnızca; devletin güçlü, adil ve hukuka bağlı olduğu gerçek bir barışın kurulması içindir.

Sivas’ın sözü de nettir:
4 Eylül 1919’da ‘manda ve himaye kabul edilemez’ diye yedi düvele rest çeken ecdattan farklı düşünmüyoruz.

Vatan önceliğimizdir.
Bayrak vazgeçilmezimizdir.
Devletimiz kırmızı çizgimizdir.
Şehitlerimizin emaneti başımızın tacıdır.

Siyaset değişir, iktidarlar değişir, milletvekilleri değişir.

Ama Türkiye Cumhuriyeti kalır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Baler Fidan Arşivi

HANİ TERÖRİSTE TAVİZ YOKTU !

28 Temmuz 2026 Salı 17:22

EDEP ve ADAP ÜZERİNE (1)

15 Nisan 2026 Çarşamba 12:50