Metin ÇAĞAN
Okul Öğretir, Aile Eğitir: Rolleri mi Karıştırdık?
Günümüzde ebeveynliğin ve eğitimin tanımı tehlikeli bir virajdan geçiyor. Bir yanda "Okulda şiddete hayır" diyen, diğer yanda öğretmenin en ufak bir uyarısında "Benim çocuğuma kaşını dahi çatamazsın!" diyerek okul basan, soluğu CİMER'de alan ya da Millî Eğitim Müdürlüğü'ne şikâyette koşan velilerin sayısı artıyor. Bu çelişki, aslında temel bir soruyu beraberinde getiriyor: Biz rollerimizi mi karıştırdık? Okulu sadece bir bilgi yükleme merkezi, öğretmeni ise her türlü davranış bozukluğuna mucizevi çözümler üretecek bir sihirbaz olarak mı görmeye başladık?
Oysa eğitim evde başlar, okulda şekillenir. Eğitim, dört duvarı olan binalardan önce ailede başlar. Okul; bilgi yükler, yol gösterir, akademik gelişim sağlar. Ancak bir çocuğun ruhuna vicdanı, ahlakı ve insanlığı nakşedecek olan kurum ailedir. Kendi evinde sınır tanımayan, kural görmeyen, "hayır" kelimesini duymayan bir çocuğun; okulun disiplinine uyum sağlamasını beklemek mucize beklemektir.
Sıkça duyuyoruz: "Hocam, biz bu çocukla baş edemiyoruz." Ama aynı veli, öğretmenin "Neden ödevini yapmadın?" sorusuyla çocuğun psikolojisinin bozulduğunu iddia ederek okulu birbirine katabiliyor. Okullar; anne ve babaların ilgi göstermediği çocukları mucizevi bir şekilde yola getiren sihirli değnekler, çocuk bakıcılığı kurumları ya da çocukların evden uzaklaştırıldığı bir "çöplük" değildir!
Modern toplumun en büyük yanılgısı, "özgüvenli çocuk" ile "arsız çocuk" arasındaki ince çizgiyi kaybetmesidir. Bugün; utangaç, terbiyeli, nerede duracağını bilen çocuklar "pısırık" olarak etiketlenirken; sırasını beklemeyen, başkasının hakkını gasp eden, büyüklere saygısızlık eden çocuklar "özgüvenli" diye alkışlanıyor.
Popüler kültürün sunduğu bu "sınırsız özgürlük" illüzyonuna karşı; ailenin "sorumluluk ve edep" filtresini yeniden devreye sokması şarttır. Saygısızlığı özgüven sanan bir toplum, kendi celladını yetiştirdiğini ne yazık ki iş işten geçince, masum bir can yandığında anlıyor.
Unutulmamalıdır ki geçmişten günümüze aile bizim için toplumun yıkılmaz kalesidir. O kalede atılan temeller sağlam olmazsa, dışarıdaki rüzgâr (popüler kültür) her şeyi yıkar geçer. Bir çocuk; "hayır" kelimesinin bir yasak değil, aslında onu koruyan bir sınır ve kalkan olduğunu ilk olarak ebeveyninden öğrenmelidir.
Bizim neslimiz; okul kapısında disiplinden geçtiği yıllarda psikolojik travmalar yaşamadı. Aksine, o ciddiyet bize sorumluluk bilinci kazandırdı. "Disiplin olmayan yerde başarı olmaz" ilkesiyle yetişen o çocuklar, bugün meslek sahibi birer birey oldular. Bugün okul önlerinde gördüğümüz manzara ise; kinin, acımasızlığın ve "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" duyarsızlığının bir sonucudur.
O halde büyükler mutlaka değişmelidir. Çünkü çocuklar duyduklarını değil, gördüklerini yaparlar. Eğer ebeveynler ve toplumdaki "göz önündeki" büyükler ahlaklı ve dürüst birer rehber olmazlarsa, çocuktan bunun tersini beklemek beyhudedir.
- Evde silah mı var? Çocuk bunun varlığından haberdar bile olmamalı.
- Zamanınız mı az? O az zamanı kaliteli, sevgi dolu ve merhamet aşılayarak geçirmeli.
- Çocuk hata mı yaptı? Hatasının bedelini ödemesine izin verilmeli ki sorumluluk alsın.
Sonuç olarak; sevgiyi merhametle, özgüveni ahlakla harmanlayamayan her aile, topluma bir sorun ihraç ediyor demektir. Okullarımızı ve öğretmenlerimizi itibar suikastlarına kurban etmeyi bırakıp, asli görevimiz olan "insan yetiştirme" sanatına geri dönmeliyiz. Ailesinin eğitemediği bireyi, hiçbir okul eğitemez.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.