Aynadaki Suretimiz: İnsanlığın Neresindeyiz?

Bugün binaların yüksekliğini değil, karakterimizin derinliğini; cebimizdeki parayı değil, ruhumuzdaki zenginliği değerlendirmek istiyorum.

Her sabah aynanın karşısına geçtiğimizde yaptığımız ilk şey; yüzümüzdeki yorgunluğu silmek, saçımızı düzeltmek ya da kıyafetimizi kontrol etmek oluyor. Peki, camdaki o suretin gözlerimizin içine en son ne zaman "gerçekten" baktık?

Her sabah aynaya baktığımızda gördüğümüz sadece fiziksel bir aksimiz mi, yoksa ruhumuzun ve karakterimizin topluma yansıyan gölgesi mi? Bugün gelin, Suret-i Rahman üzere yaratılan insanın, nasıl olup da 'insanlığın en şerlisi' haline gelebildiğini o aynanın karşısında dürüstçe konuşalım...

Allah’ın bizlere bahşettiği en büyük unvan "Eşref-i Mahlûkat" yani yaratılmışların en şereflisi olmaktır. Ancak bu unvan, sadece bir doğuş hakkı değil, ömür boyu korunması gereken bir emanettir. Modern dünyanın hırsları, kalabalıkların gürültüsü ve bitmek bilmeyen "ben" kavgası arasında, o asil ruhu "şerli" bir karanlığa hapsetmemek önemlidir.

Sokaklarda birbirimize bakarken ne görüyoruz? Bir tebessüm mü, yoksa gizli bir çekememezlik mi? Birbirimizin başarısıyla gurur mu duyuyoruz, yoksa içten içe o başarının sönmesini mi bekliyoruz?

Bugün toplum olarak en büyük sınavımız; yan yana yürürken birbirimize teğet geçmek, aynı mahallede yaşarken gönül mesafelerimizi açmaktır. Sokaklarımızda, çarşımızda ve hatta sosyal medyamızda keskin hatlarla bölünmüş bir kutuplaşmanın, tahammülsüzlüğün sancısını çekiyoruz. Farklı düşünceleri bir zenginlik değil de bir tehdit olarak görmeye başladığımız o an; diyalog köprülerini yıkıp yerine soğuk duvarlar örüyoruz. Unutmayalım ki; bir toplumu ayakta tutan şey sadece aynı binaları paylaşmak değil, farklılıklarla beraber "insan" kalma gayretidir.

Ne yazık ki; kıskançlık, haksızlık ve ötekileştirme gibi hastalıklar toplumumuzun damarlarına sızmış durumda. Etnik kökenimiz, mezhebimiz veya fikrimiz ne olursa olsun; bizi bir arada tutan harç "insanlık" onurudur. Bu harç kuruduğunda, toplumun yıkılması kaçınılmazdır.

Çevremize bir bakalım; kadınlarımızın, gençlerimizin ve dezavantajlı kardeşlerimizin hak ettiği saygıyı bulamadığı, liyakatin yerini sadakate, paylaşmanın yerini israfa bıraktığı bir düzende hangi huzurdan bahsedebiliriz? Doğaya, çevreye ve tüm canlılara ve en önemlisi birbirimizin hukukuna karşı gösterdiğimiz o acımasız duyarsızlık, aslında kendi yaratılış ayarlarımızdan ne kadar uzaklaştığımızın en somut kanıtıdır.

Peygamber Efendimiz (sav), “İnsanların en kötüsü, şerrinden dolayı insanların kendisinden çekindiği kimsedir” buyuruyor. Bir düşünelim; çevremizdeki insanlar bizden çekiniyor mu, yoksa bize güveniyor mu?

Eğer bir yerde haksızlık ve yalan varsa; varlığımız huzur değil de huzursuzluk veriyorsa, orada insanlık onuru ağır yaralı demektir. Kur’an-ı Kerim’in bizlere çizdiği o muazzam adaletten saptığımızda; akıl, irade ve vicdan gibi nimetleri birer silaha dönüştürüp "yaratılmışların en zalimi" haline geliveriyoruz bir anda. Oysa öfkeyi merhametle, ayrışmayı kucaklaşmayla, israfı kanaatle, kibri ise tevazuyla yenebilmektir asıl güç.

Gelin, aynadaki bu sureti yeniden inşa edelim. Sadece kendimiz için değil, mahallemiz, şehrimiz ve geleceğimiz için "insan kalmaya" niyet edelim. Birinin hakkını yemekten, bir gönlü kırmaktan, bir canı incitmekten Allah’a sığınalım.

Unutmayalım ki; makamlar, mallar ve mülkler geçicidir; geriye kalan tek gerçek, yaratılış gayemize ne kadar sadık kaldığımızdır. Sorumluluk bilinciyle, kul hakkını gözeterek ve "her şeyden önce insan" diyerek toplumsal dokumuzu ilmek ilmek yeniden örelim. Şerefle geldiğimiz bu dünyadan, arkamızda kırık kalpler değil, hoş bir sada ve huzurlu bir toplum bırakarak göçmek en büyük kazancımız olsun.

Rabbimiz bizleri yaratıldığımız o şerefli makamda daim eylesin; bizi, şerlilerin şerrinden ve kendi nefsimizin karanlığından, vicdanımızı körelten hırslardan ve bizi birbirimize düşüren fitnelerden muhafaza eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Metin ÇAĞAN Arşivi

Bayram Bir "Hak Ediş" Meselesidir

19 Mart 2026 Perşembe 09:51

Ramazan Bir Uyanış Mevsimidir

24 Şubat 2026 Salı 09:05

Nefisten Kalbe Bir Köprü: Oruç

17 Şubat 2026 Salı 10:37

Ceketi İliklemekle Ayaz Kesilmiyor!

08 Şubat 2026 Pazar 09:51