Metin ÇAĞAN
Görmek mi, Bakmak mı? Kalbin Pusulası Şaşınca...
Kıymetli dostlar, bugün köşemizde gündelik telaşların biraz dışına çıkalım, aynayı kendimize tutalım istiyorum.
İlahi kelamda, A’râf Suresi’nin 179. ayetinde insanın sahip olduğu potansiyeli kullanamayıp ruhsal bir körelme yaşamasını çok sarsıcı bir dille anlatan sarsıcı bir ikaz vardır: “Yemin olsun ki biz cinlerden ve insanlardan birçok kimseyi cehenneme uyumlu yaratmışızdır. Şu sebeple ki, onların kalpleri var, fakat bununla gerçeği anlamazlar; gözleri var onunla görmezler, kulakları var onunla işitmezler. Hâsılı bunlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha şaşkındırlar.”
Hiç düşündük mü; bir kalp varken nasıl anlamaz? Demek ki burada kastedilen göğüs kafesimizdeki et parçası ya da göğüs kafesimizde atan o mucizevi pompa değil, insanı "insan" yapan o manevi merkez; yani vicdan ve idrak, anlayışın, vicdanın ve insan olmanın merkezidir.
Ayetin devamındaki o sarsıcı benzetme —hayvanlardan daha şaşkın olma hali— aslında insana verilen "irade" sorumluluğunu hatırlatıyor. Bir canlı, sadece içgüdüleriyle hareket eder ve bu onun doğasıdır. Ancak insan; aklıyla süzer, kalbiyle hisseder ve ruhuyla fark eder. Eğer bu mekanizmalar çalışmıyorsa, insan potansiyelini ziyan etmiş demektir.
İnsan; akıl, kalp ve vicdan sahibidir. Eğer bu büyük nimetleri kullanmıyorsak, insana verilen onuru kendi ellerimizle ayaklar altına aldığımızın bir işaretidir. En büyük tehlike de sahip olduğumuz bu duyuları sadece kendi menfaatimiz için kullanmak, hakikati aramaktan ziyade sadece kendi doğrularımızı dayatmak; doğruluğu "haklı olmakta" değil de "güçlü olmakta" aramak, kalp gözümüzü kör ediyor. Toplumsal olaylara, adaletsizliklere, mazlumun sesine kulak tıkamak da o manevi kulağı sağır ediyor.
Şehrimizin sokaklarında yürürken, markette kuyrukta beklerken ya da bir komşumuzun kapısını çalarken aslında sadece gözlerimizle değil, kalbimizle de bakmalıyız dünyaya. Kalp; adaleti hissetmek, bir mazlumun ahını işitmek, çiçeğin açışındaki zarafeti fark etmek için vardır. Eğer kalp sadece biyolojik bir pompa haline gelmişse, hakikati görme yetisini kaybetmiş demektir.
Bugün modern dünya bizi birer "tüketim makinesine" dönüştürmeye çalışırken; "hızlı yaşamaya" ve "duygusuzlaşmaya" itmekte ne yazık ki… Yanı başımızdaki açlığı görmüyor, haksızlığa karşı sükût ediyor, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyorsak; ayetin işaret ettiği o tehlikeli eşikteyiz demektir. Anlamak, sadece zihinsel bir süreç değildir; bir dertle dertlenmektir.
Gelin, bugün bir niyet edelim. Kalbimizin üzerindeki o gündelik tozları silkeleyelim. Bir yetimin gülümsemesinde, bir yaşlının duasında veya bir haksızlığa karşı duruşumuzda kalbimizin hâlâ "attığını" değil, "anladığını" ispat edelim.
Hayat, sadece nefes alıp vermekten ibaret değil; aldığımız her nefesin hakkını "fark ederek" vermekten ibarettir. Unutmayalım; dünya, ancak kalbiyle bakan ve anlayan insanların omuzlarında güzelleşecek…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.