Ahmet Süreyya DURNA
"BİR ENVER MASALI"
Şişirilmiş kahramanlardan biri de ihtiras zebunu Gagavuz Enver Paşa'dır. "İhtiras zebunu" diyorum, çünkü erişilmez ütopyacılığı uğruna çevirmediği entrika kalmamıştır. Öyle ki artık onun bu ütopyacılığı vücut kimyasını bozarak aklın ötesine geçmiştir.
Yahudi Emanuel Karasu, Gagavuz Enver'in akıl hocası olup, onunla birlikte Anadolu'nun ve Anadolu halkının başına gaile açanlardandır. Hatta Ulu Hakan cennet mekân Abdulhamit Han'ın azledilmesi hususunda, Selanik'te başlatılan komitacılığın fitilini ateşleyenlerdendir. Haricen, Yunan eteği giyerek meşhur komitacılarla dağlarda gizli karargâh kurması ve maceraperestliğine ara vermeden devam etmesi tasvibi imkânsız tarihi vakalardandır.
Aynı zamanda taassup derecesindeki Alman hayranlığı da gözlerden kaçmamaktadır.
Yazımızın başlığında yer alan "BİR ENVER MASALI", bize ait sıradan bir tasvir değildir. Genç kalemlerden kıymetli gönül dostumuz, Onur Emrullah Şavlığ'ın piyasaya yeni sürdüğü kitabının adıdır.
Yazarımız, haklı gerekçelerle ironik bir dil kullanarak, yere göğe sığdırılamayan kahramanımsı ve destanımsı Enverlant'ın hünerlerini (!) tüm çıplaklığı ile ortaya sermektedir. Yani ona atfedilen şişirilmiş kahramanlığın, hakikatten uzak masalımsı bir kahramanlık unvanına daha uygun bulunduğunu tarihî vesikalarla ispatlamıştır. İsterseniz eserden anekdotlar aktarma bölümüne geçelim:
1881’de doğan İsmail Enver, Babasının Manastır’a tayini neticesinde tahsilini orada tamamlamış. Manastır’da Askeri Rüştiyeyi, ardından Mekteb-i İdadiyi, Müteakiben İstanbul’a gelerek Mekteb-i Harbiyeyi bitirmiş.
Komitacılık aşkıyla yanıp tutuşan Enver, Balkanlarda uzun süre mücadelesini hız kesmeden sürdürmüş. Abdulhamit’e karşı komitacılık ruhu o denli bedenini sarmış ki bu hususta İttihat ve Terakki Cemiyetinin gizli kadrosuyla bilfiil yakın temasa geçmekten çekinmemiştir. Keza Yahudi asıllı Emanuel Karasu’nun dahi hayretini mucip bir pozisyon sergilemiştir.
Daha da vahimi, Osmanlının hükümranlığına yönelik; “Yunan’ın, Bulgar’ın çetesi olur da Türk’ün çetesi niçin olmasın?” diyerek, menhus düşüncesini ileriye taşımıştır. İşte bu menhus düşünce, onu Selanik’teki gizli yapılarla buluşturmakla kalmayıp, yalnız rota çizmenin ötesinde, belirgin Masonlardan müteşekkil kolektif bir mekanizmanın entegrasyonuyla kişiliğini bütünleştirmiştir.

Örneğin; caydırıcılık ve inandırıcılık babından sağ eline Kur’an tutuşturulurken, sol eline kama tutuşturulmuştur. Oysa kamanın figüratif anlamda ve masonluk mihverinde açılımı çok farklıdır.
Bahusus bir nice ritüeller eşliğinde, kendisini cemiyetin varlığına fedaya ant içtikten sonra, sıkıca bağlanan göz bağı çözülmüş ve böylece o karanlık dünyanın bir üyesi olduğunu ispatlamıştır. Hazin ki talihsiz bir ifadeyle söylemek gerekirse; şanlı bir ordunun zabitliğinden imtinayla art niyetli kolpacıların safında yer almıştır.
Bileylenen ve güven tazeleyen zabitan Enver’in niyeti, teşkilatlanma misyonuyla dağa çıkarak, bilahare cemiyeti Manastır’da yaymakmış. Esrarengiz ve disiplinize yapısından mülhem, en güvendiği arkadaşlarına bile tedbirle yaklaşmaktaymış.
Nihayet, esrarengiz örgütlü yapılanma kısa sürede ivme kazanarak, Manastır mahreçli Balkanları ateş topu gibi sarmak suretiyle Anadolu’ya doğru uzanmıştır.
Sözde hürriyet fikrinin olgunlaşması serkeşliği etrafında ve bir plan dahilindeki korkunç eylemler, artık aleniyete dökülerek gerek payitahta gerekse reayaya korku aşılanmaktaymış.
………………….
Ezcümle Ulu Hakan Sultan Abdulhamit Han’ı, Ramazan’da Hırka-i Şerif ziyareti esnasında öldürmeyi tasarlayan ve kahramanlık histerisiyle gözünü kan bürüyen nev’i şahsına münhasır karakterin sunumudur “BİR ENVER MASALI” adlı ironik eser.
Filmin ötesi malũm…
Ya saraya damat olma tutkusu… Ya aşırı ütopyacılığı… Ya gaddarlığı…
Bilinen rivayete göre doksan bin, iyimser rivayete göre altmış bin şehidin Sarıkamış’ta Allahuekber Dağlarında donarak can vermesine zemin hazırlayan kahraman…
Dünyada benzeri yaşanılmayan, dramatik duyguları alabora eden, ağıtların arşı titrettiği ve kelimelerin kifâyetsiz kaldığı mezkûr olay karşısında kılını kıpratmayan ve de nedamet duymayan bir kahraman…
Hele de “Zaten ölmeyecekler miydi ki…” ifadesiyle akıllara durgunluk veren ve beyinleri zonklatan dominant (!) kahraman…
En makul tabirle taktik ve strateji (sevk-ül ceyş) de sınıfta kalan kahraman…
Mükerreren kutluyorum yazarını ve derunî dost bildiğim Onur Emrullah Şavlığ’ı… Hakikaten okumaya şayeste bir eser. Kalemine kuvvet, gönlüne inşirah diliyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.