Nevin KILIÇ
TÜKETİRKEN TÜKENEN VİTRİNDE YAŞAYAN İNSANLAR
Bir süredir fark etmeden aynı sorunun etrafında dönüp duruyoruz:
“Onun var, benim neden yok?” Başkalarında var mı?’’
Gösteriş, marka takıntısı ve bitmeyen bir “daha fazlası” isteği… Günümüz insanını anlatmak için bundan daha kısa bir özet bulmak zor. Artık sahip olduklarımızla yetinmek neredeyse unutuldu. İhtiyaçla istek arasındaki çizgi silindi; yerini gösteriş alma telaşı aldı.
Asıl dikkat çekici olan ise bu anlayışın giderek normalleşmesi. Özellikle marka odaklı bir yaşam tarzı, bazıları için neredeyse kimliğin bir parçası hâline gelmiş durumda. Oysa bir insanı değerli kılan, üzerinde taşıdığı logo değil; taşıdığı karakterdir.
Eskiden insanlar gerçekten ihtiyacı olduğu için alışveriş yapardı. Bugün ise çoğu zaman eksik hissetmemek, geri kalmamak ve başkalarıyla aynı seviyede görünmek için tüketiyoruz. Dolaplar dolu, evler dolu ama buna rağmen “daha yeni, daha iyi, daha fazlası olmalı” düşüncesi bir türlü bitmiyor.
Çünkü mesele yavaş yavaş değişti. Artık sahip olmak değil, göstermek önemli hâle geldi. Ne giydiğimizden çok markası, nerede olduğumuzdan çok nasıl göründüğü ön plana çıkıyor. Sadece kıyafetler değil, telefonlar, arabalar, evler bile bir “gösteriş aracına” dönüşmüş durumda. Hayat, fark etmeden bir vitrin düzeni gibi yaşanıyor.
Sosyal medyanın etkisini de göz ardı etmek zor. Sosyal medya bu vitrini sürekli canlı tutuyor. Bir akışta paylaşılan “mükemmel” hayatlar, ihtişamlı sofralar, lüks tatiller, yeni alınmış eşyalar… Herkes en iyi anını paylaşıyor.
Bu durum karşılaştırma duygusunu besleyerek karşılaştırmayı kaçınılmaz hâle getiriyor. İnsan farkında olmadan ister istemez “Onun var, benim neden yok? “Ben neden böyle yaşamıyorum?” sorusunu sormaya başlıyor. Oysa görünen hayatların çoğu, gerçeğin sadece seçilmiş parçaları.
Ama bu görüntülerin arkasında çoğu zaman bambaşka bir gerçek var: borçlar, taksitler, yorgunluk ve bazen de yalnızlık. Buna bakan insanlar ise kendi hayatını eksik sanabiliyor, çünkü kimse zor kısmı göstermiyor.
Borçla alınan eşyalar, krediyle kurulan düzenler, “modası geçmesin” diye sürekli yenilenen ürünler… Kısa bir memnuniyet sağlasa da uzun vadede ciddi bir yük getiriyor. İnsan, aslında ihtiyacı olan şeyleri değil; yetişmeye çalıştığı standartları taşıyor.
Daha da önemli olan, bu alışkanlığın yeni nesillere de geçmesi. Çocuklar artık sabretmeyi öğrenmeden her şeye ulaşabiliyor. Bir şey istendiğinde hemen alınması, beklemenin gereksiz görülmesi zamanla “doyumsuzluk” hissini normalleştiriyor. Anne babalar çoğu zaman iyi niyetle hareket etse de ortaya çıkan tablo pek iç açıcı değil. Bu da ileride sürekli daha fazlasını isteyen ama hiçbir şeyle tam olarak tatmin olmayan bir yapıya dönüşebiliyor.
Bütün bunların ortasında kaybolan bazı değerler var: paylaşmak, yetinmek, sade yaşamak… Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyler bunlar. Çünkü tüketim arttıkça mutluluğun da artacağı düşünülüyor ama gerçek pek öyle değil. Aksine, çoğu zaman daha fazla tüketen daha fazla tatminsizlik yaşıyor.
Oysa biraz durup düşünmek gerekiyor. Gerçekten ihtiyacımız olan şeyler mi bizi zorluyor, yoksa başkalarıyla kurduğumuz görünmez kıyas mı? Çünkü her “daha fazlası” gerçekten daha iyi anlamına gelmiyor. Bazen fazlalık, insanı rahatlatmak yerine daha çok yoruyor.
Belki de durup kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Gerçekten ihtiyacımız olan ne? Biz mi eşyayı yönetiyoruz, yoksa eşya mı bizi?
Bu soruya net bir cevap veremediğimiz sürece aynı döngünün içinde kalmaya devam edeceğiz. Ve o zaman mesele sadece tüketmek olmayacak. İnsan, fark etmeden kendini de tüketmeye başlayacak.
Hayatımıza doldurduğumuz, yükü altında ezildiğimiz fazlalıklardan biraz eksiltmek gerekiyor. Eşyayı değil sadece; hırsı, kıyası, gösterişi…
Çünkü insan, sadece tüketerek değil; anlam bularak, paylaşarak ve denge kurarak var olabilir. İnsan bazen sahip olduklarıyla değil, vazgeçebildikleriyle hafifler. Aksi hâlde, fark etmeden tükettiğimiz şey sadece eşyalar değil… Zamanımız, huzurumuz ve belki de insanlığımız oluyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.