Nevin KILIÇ
Asalet Doğuştan Gelir
İnsan ne kadar çok okur ve kendini geliştirmeye çalışsa da geride bırakamadığı bir geçmişi vardır. Bu geçmiş, bazen bir gölge gibi peşinden gelir, bazen de önüne geçer; ancak asla tamamen kaybolmaz. Çünkü insanın gerçeği, özü, kimliği ruhunda gizlidir. Asalet de tam bu özden doğar. İnsan, köklerinden ne kadar uzaklaşmaya çalışsa da özü ve değerleri ona her zaman bir şekilde hatırlatılır. Atalarımızın özlü sözleri bunu en iyi şekilde ifade eder: "Asil azmaz bal kokmaz" ve "Otu çek, köküne bak." Bu deyimler, asaletin ve gerçek değerlerin doğuştan geldiğini vurgular. Asalet, bir insanın içindeki saflık, temizlik ve katışıksızlıkla ilgilidir, tıpkı balın saf hali gibi.
Asaletin Kökeni
Asalet, sadece bir karakter meselesi değil; aynı zamanda bir kültür ve geçmişin birikimidir. Bir insanın asaleti, genetik mirasıyla birlikte, ailesinden, eğitiminden ve toplumsal bağlarından da şekillenir. Gerçek asil olmak, dışsal faktörlerle değil, insanın iç dünyasıyla, kalbiyle ve ruhuyla ilgilidir. Her insanın içinde, "öz" ve "doğal" olan şey, zamanla şekillense de kökeninden hiç kopmaz.
Bu düşünceyi destekleyen atasözlerinden biri de “Otu çek, köküne bak” ifadesidir. Bu söz, bir insanın veya bir olayın değerini anlamadan önce köklerine, yani geçmişine, ailevi yapısına ve yaşadığı çevreye bakmak gerektiğini anlatır. Asalet, sadece dışarıdan gösterilen bir tavır ya da elde edilen başarılarla ölçülmez. Aksine, insanın içindeki samimiyet, dürüstlük, sevgi ve anlayış, asaletin gerçek işaretleridir.
Geçmişin Gölgesi
İnsan, her zaman geçmişinin izlerini taşır. Hiç kimse, kendi geçmişinden tamamen kopamaz. Bu geçmiş bazen başarılarla, bazen acılarla, bazen de hatalarla doludur. Ancak her durumda, geçmişin izi insanı şekillendirir. Geçmiş bazen yük gibi hissedilse de asıl önemli olan onun insanı nasıl dönüştürdüğüdür. Gerçek anlamda asil bir insan, geçmişine bakarak nereden geldiğini ve ne kadar yol kat ettiğini fark edebilir, ama yine de asıl olanın kendisi olduğunu bilir.
Saflık ve Temizlik
Günümüzde saf ve temiz kalabilmek oldukça zor bir hale gelmiştir. Çıkar ilişkilerinin ön plana çıktığı bu dünyada, saf ve katkısız kalabilmek neredeyse bir erdem olarak kabul edilir. Tıpkı bal gibi… Saf, katkısız ve doğal bal, dışarıdan gelen hiçbir etkenle değiştirilemez; içindeki özü asla kaybetmez. Bir insanın da asaletinin kaybolmaması, dış etkenlerle karşılaşsa da özünün ve değerlerinin bozulmamasına bağlıdır.
Modern dünya, insanı kendi özünden uzaklaştırmaya çalışırken, aslında gerçek asaletin her zaman içsel bir özellik olduğunu hatırlatmamız gerekir. Gerçekten asil bir insan, dünyadaki tüm değişikliklere rağmen, değerlerinden ödün vermez.
Gerçeklerin Gün Yüzüne Çıkması
Hayat bazen insanı zor kararlarla karşı karşıya bırakır. Ancak unutulmamalıdır ki, hiçbir sır sonsuza kadar gizli kalmaz ve hiçbir yalan ölene kadar sürmez. İnsan doğası gereği, bir noktada gerçeği ortaya çıkarma eğilimindedir. Bu gerçeği kabul etmek bazen zor olsa da nihayetinde her şey doğru ve gerçek haliyle ortaya çıkar. Bir insanın asil olup olmadığı zamanla değil, hemen anlaşılır. Maskeler ne kadar uzun süre takılsa da gerçek öz er ya da geç dışa yansır.
Sonuç: Asaletin Değeri
Asalet, bir insanın içindeki özü yansıtır. Dışsal faktörler, başarılar ve toplumun ona yüklediği etiketler sadece geçici izler bırakır. Gerçek asalet ise insanın özündeki saflık, dürüstlük ve doğallıktan doğar. "Asil azmaz bal kokmaz" diyerek atalarımız, gerçek değerlerin dışarıdan müdahale edilse de bozulmayacağını vurgulamışlardır. İnsan, asaletini kaybetmeden, geçmişine sadık kalarak ve özüyle ilerler.
Sonuç olarak, asalet doğuştan gelir. İnsan, geçmişi, kimliği, ailesi ve doğuştan sahip olduğu değerler ile şekillenir. Dışsal başarılar ve toplumsal etiketler geçici olsa da asalet insanın içindeki özden, yani ruhundan doğar ve zamanla daha da derinleşir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.