Sınırsız Müsamaha, Sabırsız Nesil: Parantezin İçi Boşalıyor!

Lübnanlı bilge yazar Amin Maalouf, hayatı tarif ederken “Hayat başlar ve biter! Nasıl başlayıp nerede sona erdiği değil, ikisi arasına neleri sığdırabildiğin önemlidir.” der.

Doğum ve ölüm; irademiz dışında atılmış iki büyük parantez... Asıl mesele, o iki parantezin içini hangi hikâyelerle, hangi dokunuşlarla ve hangi değerlerle nakşettiğimizdir.

35 yıllık meslek hayatıma; yetiştirdiğim binlerce öğrenciye, iletişim, diksiyon ve beden dili kurs ve seminerlerimde verdiğim emeklere, Beyazay Derneği çatısı altındaki gönüllü çabalarıma dönüp baktığımda; benim "en değerli hazinelerim" bu parantezin içindeki o samimi gayretti. Ancak bugün geldiğimiz noktada, o parantezin içinin hızla boşaldığını, anlamın yerini şekle, emeğin yerini etikete bıraktığını görmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum.

Bugün toplumumuzun en büyük yarası iletişim eksikliği değil, düpedüz bir iletişimsizlik halidir. Bu halin temel sebebi ise hızla artan “diplomalı cahiller” ordusudur. Okumayan, araştırmayan, sormayan ve en acısı da artık sorgulamayan, "Hazırcı" bir toplum haline gelmiş olmamız.

Burada iğneyi kendimize, çuvaldızı ise aile kurumuna batırmamız gerekiyor. "Çocuğum mahrum kalmasın, her istediğine sahip olsun" diyerek sınır çizmeden büyütülen çocuklar; bugün karşımıza emek vermeden yemek isteyen, sabretmeyi zayıflık sayan bir kitle olarak çıkıyor. Ailelerin "çocuğum çekmesin" düşüncesiyle sunduğu bu sınırsız müsamaha, maalesef doyumsuz ve başkasının alanına saygı duymayı bilmeyen bir nesil inşa etti.

Eğitim sistemindeki kuralsızlık ile ailedeki bu aşırı taviz birleşince, ortaya özdenetimden yoksun bireyler çıktı. Kurs ve seminerlerimde yıllarca gözlemledim: İlk yıllarda öğrenme hevesiyle gözü parlayan gençlerin yerini, son yıllarda sadece bir sertifika alıp gitmek isteyen "etiket avcıları" aldı.

Çalışmak için "müsait vakit" bekleyen, her şeyi başkasından talep eden bu hazırcı yapı, gençlerimizi tehlikeli sulara; o meşhur mafyacılık özentisine itmeye başladı. Emekle, nezaketle ve bilgiyle yükselmek zor geldiği için; kaba kuvvetle, pişkinlikle ve "kestirme güçle" saygı görmeye çalışanlar arttı. Oysa gerçek güç, bağırmakta veya beldeki silahta değil; üslupta, edepte ve karakterdedir.

Unutmayalım ki; duvarları sertifikalar, istikbâli karakter süsler. Diplomalar sadece birer kâğıt parçasıdır. Asıl "yaşam sertifikamız" dilimizdeki nezaket, duruşumuzdaki vakur ve bir başkasının mutluluğuna vesile olma çabamızdır. Nezaket bir zayıflık değil, karakterin en yüksek mertebesidir. Heybemizi sadece unvanlarla değil, insani değerlerle doldurma vaktidir.

Hayat parantezini nasıl kapattığımız, içine ne kadar "insan" sığdırdığımızla ölçülecek. Kibrin ve arsızlığın karanlığından, edebin ve emeğin aydınlığına çıkma vaktidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Metin ÇAĞAN Arşivi

Bayram Bir "Hak Ediş" Meselesidir

19 Mart 2026 Perşembe 09:51

Ramazan Bir Uyanış Mevsimidir

24 Şubat 2026 Salı 09:05

Nefisten Kalbe Bir Köprü: Oruç

17 Şubat 2026 Salı 10:37

Ceketi İliklemekle Ayaz Kesilmiyor!

08 Şubat 2026 Pazar 09:51

Hayat başlar ve biter!

19 Ocak 2026 Pazartesi 16:37