Bekir ÇÖL
CUMA NAMAZI VEYA CUMA GÜNÜ NAMAZI:
Namazı inkâr edenler “İZA NUDİYE LİSSALATİ de ki, Salatı yani namazı görmezden geliyor ve o güne toplantı günü diyorlar. O gü0n kılınan namaz iki rekâttır ve Hutbesi vardır. Bundan fazla kılınanlar sonradan ilave edilen nafile namazlardır.
Ey inananlar! Cuma günü namazı ikame etmek (ve hutbeyi dinlemek) için çağrı yapıldığı zaman, alışverişi bırakarak hemen Allah’ın zikrine/öğüdüne koşun! Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. (Cuma 9)
Cemal Külünkoğlu Meali
Cum’a Suresi 9. Ayet Açıklaması
Ayette geçen “Ey inananlar” hitabı, yalnızca erkekleri muhatap alan bir çağrı değildir; aksine kadın–erkek ayrımı gözetmeksizin bütün mü’minlere yöneltilmiş evrensel bir sesleniştir. Bu ifade, İslam’ın sorumluluk bilincini cinsiyete göre değil, iman temelinde tanımladığını açıkça ortaya koyar. Kur’an, toplumsal cinsiyet üzerinden bir ayrıma gitmeden, tüm inananları aynı ahlaki ve ibadî yükümlülüklerle muhatap alır.
Namazı kılınca da hemen yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan payınızı arayın ve Allah’ı sürekli hatırınızda tutun ki umduklarınıza kavuşasınız. (Cuma 10)
İhsan Aktaş Meali
Cum’a Suresi 10. Ayet Açıklaması
Ayrıca, ayetin ilk cümlesinin sonunda “alışverişi bırakın” ve bir sonraki ayette “namaz bittikten sonra, Allah’ın lütfundan (rızkınızı) aramaya devam edin” ifadelerinden de anlıyoruz ki; Cuma, İslam Hukuku’nda zorunlu tatil günü değildir.
CENAZE DUASI:
Ve onlardan biri ölürse katiyen cenaze namazını kılma mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah’a ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden Elçisine nankörlük edip karşı geldiler ve yoldan çıkmış fasık olarak öldüler. (Tevbe 84)
Cemal Külünkoğlu Meali
Tevbe Suresi 84. Ayet Açıklaması
Bu ayet ile 80. ayet, münafıkların lideri konumunda bulunan Abdullah b. Ubey hakkında nazil olmuştur. Abdullah b. Ubey’in oğlu Abdullah, samimi bir mü’min olarak, babasının ölüm döşeğinde bulunduğu sırada Hz. Peygamber’e başvurmuş ve onun bağışlanması için dua edilmesini talep etmiştir. Hz. Peygamber, oğlunun bu içten talebini dikkate almış; ancak bu konuda ilahî bir sınır çizilmiş ve inkârı bilinçli bir tercih hâline getiren, iman etmeyi reddederek bu hâl üzere ölen kimseler için bağışlanma dilemenin kabul edilmeyeceği kesin bir hükümle bildirilmiştir. Daha sonra cenaze namazı için yapılan talep de aynı ilahî ilke doğrultusunda reddedilmiş; böylece iman olmaksızın kurtuluşun mümkün olmadığı açıkça ortaya konmuştur.
BAYRAM NAMAZI:
FARZ DEĞİDİR.
Rabbimiz oruç tuttuktan ve kurban kestikten sonra kendisinin yüceltilmesini istemektedir. Bir nevin şükür namazıdır.
Kevser suresi 2. Ci ayetinin Bayram namazına ve Kurbana işaret ettiğini söyleyen âlimler de çoktur.
Öyleyse, Rabbin için namaz kıl ve Kurban kes! (Kevser suresi 2)
NAMAZINFAYDALARI:
(Ey Resul!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da ikame et! Çünkü namaz (doğru ve bilinçli eda edildiği takdirde), insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. (Namazı ikame ederek) Allah’la hasbıhal etmek en büyük (buluşma)dır. Allah, (sadece namazda değil, her daim) yaptıklarınızı biliyor. (Ankebut 45)
Cemal Külünkoğlu Meali
Ankebût Suresi 45. Ayet Açıklaması
Bilinçli ve içtenlikle eda edilen namaz, Kur’an’ın açık beyanıyla insanı fehşâdan ve münkerden alıkoyan temel bir ahlâkî ve manevî işlev görür. Bunun sebebi, namazın salt bedensel hareketlerden oluşan şekilsel bir ritüel olmayıp, kulun Allah’ın huzuruna yöneldiği, O’nunla iradî ve bilinçli bir bağ kurduğu bir kulluk hâli olmasıdır. Namaz, insanın kendi varoluşunu Allah’ın huzurunda yeniden konumlandırdığı; niyetini, yönünü ve ahlâkî duruşunu tazelediği düzenli bir muhasebe anıdır. Bu bağlamda namaz, kul ile Rabbi arasında tekrar eden bir ahit yenilemesi niteliği taşır. Her kıyam, rükû ve secde, insanın kötülükten uzak durma, hayâ ve iffet çizgisini koruma iradesini bilinç düzeyinde yeniden teyit etmesidir.
Bu yönüyle namazın dönüştürücü ve koruyucu etkisi, onun şuurla eda edilmesine bağlıdır. Kişi, namazda söylediği sözlerin farkında değilse; okuduğu ayetleri yalnızca telaffuz ediyor, fakat onların anlam dünyasına nüfuz etmiyorsa; ibadet, kalp ve akıl eşliğinde değil de yalnızca bedenle yerine getiriliyorsa, namazın Kur’an’ın işaret ettiği ahlâkî fonksiyonu ortaya çıkmaz. Oysa anlamıyla kavranan ve içselleştirilen bir namaz, insanın davranış dünyasına doğrudan yansır; dili, bakışı, niyeti ve tercihleri üzerinde denetleyici bir bilinç oluşturur.
Bu sebeple, namaz kıldığı hâlde kötülükten uzaklaşmayan, ahlâkî olgunluk göstermeyen ve Allah’a yakınlık bilinci artmayan bir insanın, ibadet pratiğini sorgulaması kaçınılmazdır. Zira şeklen yerine getirilen, fakat anlamdan ve bilinçten koparılan bir namaz, içi boşaltılmış bir forma dönüşür. Bu durumda ibadet, niyet ve yönelişten yoksun bir tekrar hâline gelir. Böyle bir eda, ibadeti ruhundan koparır ve onu dönüştürücü olmaktan çıkarır.
Kur’an perspektifinde namaz, bir gösteri veya alışkanlık değil; kulun Allah’a yönelik bilinçli bağlılığının en somut ifadesidir. O, insanın Rabbiyle yaptığı en sahici sözleşmedir. Bu sözleşme yalnızca bedenle değil, akıl ve kalple birlikte yapıldığında insanı inşa eder; aksi hâlde ne bireyi dönüştürür ne de hayata ahlâkî bir yön kazandırır. Bu nedenle namaz, ancak idrakle birleştiğinde insanı kötülükten koruyan gerçek bir manevî kalkana dönüşür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.