Bekir ÇÖL
KURANIN ANLAŞILMASINI KİMLER İSTEMEZ!
On beş asırdır Müslüman olan Araplar, Türkler, Kürtler, Farslar, Hindliler ve daha birçok milletler İslam ile Kuran ile tanıştılar. Allahın Resulü ilk muhataplarına Kuranı tebliğ etti. Kuranın emirlerini, nehiylerini bildirdi ve Kuran ayetleri ile hükmetti.
Allah’ü Teâla Kuranın içinde şüphe bulunmaz” buyurdu. Kurana yapışın, ondan ayrılmayın. Ayrılığa düşmeyin” buyurdu. Kuran yanlış ile doğruyu birbirinden ayırır” buyurdu “Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler. Dedi. (İsra 9) Yüce Allah Maide üçüncü ayette Dininizi kemale erdirdim ve nimetim olan vahyi tamamladım” buyurur. Yine Ankebut 51. Ayette bizlere şöyle buyurur: “Kendilerine okunan (bu) Kitab'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda iman edecek bir toplum için rahmet ve öğüt vardır.” (Ankebut 51)
Allah, Kuranı anlaşılsın” diye göndermiştir. İşte o ayet: “Biz, her resulü kendi milletinin diliyle gönderdik ki onlara (Allah'ın buyruklarını) iyice anlatsın. Allah, (sapmayı) dileyeni sapıklık içinde bırakır, (doğru yolda kalmayı) dileyeni de doğru yola iletir. O, mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir. (İbrahim 4) Allah, Kuranı niye Arapça gönderdiğini şöyle anlatır: “Eğer biz Kur'an'ı (onların konuştuğu Arapça dışında) başka bir dille indirseydik, onlar bu sefer de: “Onun ayetlerinin (Arapça olarak) genişçe açıklanması gerekmez miydi? Başka dilde bir kitap, Arap bir peygamber ve muhatapları. (Bu nasıl iş?)” diyeceklerdi. De ki: “Bu (ilahi kelâm), iman edenler için bir rehber ve (mesajları gönüllere) bir şifa kaynağıdır.” Ona inanmayanlara gelince; onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Onun için Kur'an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara (duyamayacakları kadar) uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar).” (Fussılet 44)
Yüce Allah, Kamer suresin de dört ayette: Biz Kur'an'ı anlayasınız diye kolaylaştırdık, yok mu idrak eden" diye soruyor. Kuran da Kuranı anlatan böyle onlarca ayet vardır. Ama insanlar anlayarak okumadıkları için bu ayetlerden haberleri olmaz. Son zamanlarda bir kısım insanlar türedi. Bunlar Kuranı anlaşılmasını istemiyorlar. Hatta anlayarak okuyanları sapık ilan ediyorlar. Şöyle bir düşündüm de Kuranı kimler niye, neden anlaşılmasını istemiyorlar? Onları şu şekilde sıralayabiliriz: Bir kısım insanlar vardır. Bir kişiye ve onun yazdıklarına bağlanırlar. O yazılanları vahyi ilahinin yerine korlar. Çünkü onu yazan kişi bunları bana Allah yazdırdı diye yalan söylemiştir. İşte bunlar Kuranın anlaşılarak okunmasını istemezler. Çünkü Kuran anlaşılarak okunursa o zaman görünür ki o Risalelerde yazılanların hepsi bir ayetin manası ölçeğinde bile değildir.
Bir kısım insanlarda vardır gider o tarikat şeyhlerine bağlanırlar. O şeyihler müritlerine derler ki evladım darda kaldığınızda bizden yardım isteyin. Sizler günahkâr olduğunuz için sizin duanız Allaha ulaşmaz. Yardımı bizden isterseniz hemen isteğinizi yerine getiririz derler. İşte bu tarikat şeyhleri bu müritlerinin Kuranı Kerimi anlayarak okumalarını istemezler. Çünkü bu Müritler kuranı anlayarak okuyunca görecekler ki, hemen Fatiha suresi beşinci ayette Allah’ü Teâla onlardan söz alarak “Ya Rabbi ancak senden yardım isterim ve sadece sana ibadet ederim” diye söz vermelerini ister. Yine Bakara suresinde Yüce Allah şöyle buyurur: “Ey inananlar! Sabır ve salâtla (dua ile) Allah'tan yardım dileyin! Unutmayın ki Allah, zorluklara karşı direnenlerle beraberdir.” (Bakara 153)
Yine bir kısım şeyihler, Dervişler, Mürşidler, Mürşidi kâmiller, Gavuslar, Gavsı Azamlar, Kutupla ve Kutb-ül Aktaplar Allah indinde kendilerini öyle yüceltirler ki, kendilerini ilah seviyesine çıkarlar. Öyle ki, dünyayı biz dönderiyoruz, mahlûkatın rızkını biz veriyoruz. Dünyada ne oluyorsa bizim müsaademizle oluyor. Biz bir şeyin olmasını istersek hemen ona ol deriz, o şeyde hemen oluverir derler. Yani açıkça kendilerini Allah yerine korlar. İşte bunlar da Kuranın anlaşılmasını katiyen istemezler. Çünkü bunların müritleri Kuranın manasını anlarlarsa bakacaklar ki Kuran da ne Gavs var, ne Kutup var, ne mürşit var, ne de Mürşidi Kamil var. Bu sıfatlar Kuranda geçmez. Hemen hepsi bunların Hint Mistizminden ve Zerdüşt hikâyelerinden alınma olduğunu görürler. Bir kısım insanlar da vardır ki onlarda Mezhepçilik hastalığına duçar olmuşlardır.
Öyle bir hale tutulmuşlar ki, ne kitap tanırlar, ne de Peygamber? Mezhepleri farz dedi ise farz derler, vacip dedi ise vacip derler. Diğer mezhep imamı buna Sünnet dese de ona aldırmazlar. Mezhebin birinin helal dediğine diğeri Haram der yine umursamazlar ve dört mezhebin dördü de Hak mezhep derler. İşte bunlar Kurana baksalar mezheplerin, fırkalaşmanın haram olduğunu görürler.
Ama yine de mezheplerinden vazgeçmezler. Çükü mezhepsizlikle suçlanmaktan çok korkarlar. Öyle ki, Kuransızlığa razı olurlar ama mezhepsizliğe razı olmazlar. İşte bu saydığım nedenlerle Kuranın anlaşılmasına kesinlikle razı olmazlar. Bir kısım insanlar daha var ki diğerlerine göre Kuranın anlaşılmasına hepsinden fazla karşıdırlar. Kuran anlaşılsın diyenlere hemen saldırır, Hadis inkârcısı, Peygamber düşmanı sapıklar derler. Yahu kardeşim sizin Hadis okumanıza bir şey demiyoruz.
Kuran da Arapça, hadislerde Arapça. Hadisleri Türkçeye çevirenlere bir şey demiyorsunuz da Kuranın Mealini yazanlara niye saldırıyorsunuz deyin ce de Peygamber postacı mı diyorlar. Bunlara göre tövbe haşa Allah dinini Kuran ile tamamlayamamış. Peygamberin ölümünden iki asır sonra yazılan hadislerle dinin hükümlerinin tamamlandığını söylerler.
İşte ilk asırlarda Hanbelilerin, Haşeviyecilerin Mutezileye saldırdıkları gibi Meal okuyanlar da günümüzün ham yobaz, kaba softalarının saldırılarına maruz kalmaktadırlar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.