Eyüp YENEROĞLU
İç Sadakat
İnsanı en çok başkalarının ihaneti çürütmez.
Kendi içinde düştüğü sadakatsizlik çürütür.
İç sadakat, insanın kendi hakikatine, vicdanına ve benliğine ihanet etmemesi; dış baskılar, çıkar ilişkileri ya da korkular karşısında kendini içeriden terk etmemesidir. Kişinin yalnız başkalarına değil, önce kendi özü ve kendi doğrusu karşısında sadık kalabilmesidir.
Neyi teşhis eder. Bu kavram, insanın dışarıda doğru görünürken içeride kendinden vazgeçmesini, konfor uğruna iç hükmünü askıya almasını, başkalarının onayı için kendi sesini susturmasını teşhis eder. Birçok büyük çözülme, açık ihanetten önce iç sadakatin kaybıyla başlar.
Neye karşıdır. Kendine ihanete, iç çifte hayatlara, korku karşısında iç çözülmeye, menfaat uğruna kendinden vazgeçmeye karşıdır.
Çünkü insan bazen dışarıdan yıkılmaz. İçeriden çözülür. Başkalarının yaptığı kötülükten önce, kendi içinde susturduğu doğruyla zayıflar. Bir hakikati bildiği hâlde ona sadık kalamadığında, bir yanlışı gördüğü hâlde içinden gelen sesi bastırdığında, kendine rağmen yaşamaya başladığında. İşte asıl kırılma orada başlar.
İç sadakat, insanın kendi içindeki doğruya bağlı kalma gücüdür. Kalabalığın gidişine, korkunun baskısına, çıkarın cazibesine rağmen içeride bildiği şeyi terk etmemesidir. Dışarıya verdiği sözden önce, kendi vicdanına verdiği sözü tutabilmesidir. Çünkü insanın en büyük sözü bazen dilinden çıkmaz. İçinde verilir. Sessizce verilir. Kendi kendine verilir. Ve en ağır olan da çoğu zaman odur.
Bu yüzden iç sadakat, sadece ahlaki bir erdem değildir. Bir omurga meselesidir. İnsanın kendi özüyle ilişkisi meselesidir. Kendine rağmen yaşamamak, kendini inkâr ederek var olmaya çalışmamak, içinden bildiğiyle dışarıda yaptığı arasındaki mesafeyi büyütmemektir.
İnsan başkalarına yalan söylediğinde kötüleşebilir.
Ama kendine ihanet ettiğinde dağılır.
İhanet Her Zaman Dışarıda Olmaz
Biz ihaneti çoğu zaman dışarıdan gelen bir şey sanırız. Bir dostun terk edişi, bir yakının sözü, bir yapının vefasızlığı. Oysa insanın yaşadığı en derin ihanetlerin bir kısmı kendi içinde olur. Bildiği bir doğruyu menfaat uğruna terk ettiğinde olur. Korkudan ötürü susması gerektiğine kendini inandırdığında olur. Bir yanlışa itiraz edecek gücü varken, “şimdi sırası değil” diyerek geri çekildiğinde olur.
İnsan bazen kendi içindeki doğruya sırtını döner.Üstelik bunu çoğu zaman bir anda yapmaz.
Yavaş yavaş yapar.Önce bir cümleyi eksiltir.Sonra bir tavrı erteler.
Ardından bir rahatsızlığı bastırır.En sonunda da içindeki sesi yabancı bir gürültü gibi duymaya başlar.
İşte iç sadakatin kaybı biraz da budur: Kendi vicdanının sesini, kendi hayatına fazla gelen bir yük gibi görmeye başlamak.
Bu çok tehlikelidir. Çünkü insan dışarıdaki kötülüğe alışmadan önce, kendi içindeki kopuşa alışır. Bir kez içte kopan bağ onarılmadan kalırsa, insan giderek kendi merkezinden uzaklaşır. O saatten sonra hayat sürer belki. Başarı da olabilir, görünürlük de, itibar da. Ama içerideki yara kapanmaz. Çünkü insan kendine rağmen büyüyemez.
İç Sadakat Neye Sadakattir
Bir fikre mi.Bir yapıya mı.Bir lidere mi.Bir çevreye mi.
Hayır. İç sadakat bunlardan önce, insanın kendi içinde tanıdığı doğruya sadakattir.
Bu, insanın her zaman her şeyi bildiği anlamına gelmez. İnsan yanılabilir. Eksik görebilir. Değişebilir. Düşüncesi olgunlaşabilir. Ama iç sadakat başka bir şeydir. İç sadakat, insanın o an gerçekten doğru bildiğini korkudan, çıkar kaygısından, aidiyet baskısından dolayı inkâr etmemesidir.
Çünkü insanın en büyük sorunu her zaman hakikati bilmemesi değildir.
Bazen bildiği hakikate dayanamamasıdır.
İç sadakat tam burada devreye girer. İnsanın dışarıdaki baskılara rağmen içindeki doğruyla bağını koruması, eğilse bile kopmaması, korksa bile kendine yabancılaşmamasıdır.
Bazı insanlar dışarıdan çok sadık görünür.Kuruma sadıktır.Gruba sadıktır.Geleneğe sadıktır.
Lidere sadıktır.Ama kendi vicdanına sadık değildir.
İşte bu tür sadakat, aslında sadakat değil; teslimiyettir. İç sadakati olmayan dış bağlılıklar, karakter üretmez. Sadece itaat üretir. Ve itaatin çoğaldığı yerde insan bazen düzenli görünür ama derinleşmez. Uyum sağlar ama sahici olmaz. Varlığını sürdürür ama kendi olarak yaşayamaz.
Korku, Çıkar ve Konfor
İç sadakatin en büyük düşmanları çoğu zaman açık kötülükler değildir. Daha sinsi şeylerdir: korku, konfor, çıkar, dışlanmama arzusu, ait olma ihtiyacı, rahatını bozmama isteği.
İnsan korktuğu için kendine ihanet eder.Kaybetmek istemediği için.Yalnız kalmamak için.Dışarı atılmamak için.Sevilmeye devam etmek için.
Bazı ihanetler öfkeyle yapılmaz. Ürküntüyle yapılır. İnsan kötü olduğu için değil, zayıf kaldığı için kendi içindeki doğruyu terk eder. Ama sebep ne olursa olsun sonuç değişmez: İçeride bir bağ kopar.
Bir insan kendine ilk kez ihanet ettiğinde çok sarsılır. İkinci kez daha az. Sonra bu bir alışkanlığa dönüşür. Kendi içinden gelen rahatsızlığı bastırmak kolaylaşır. Böylece insan artık yanlış yaparken zorlanmaz. Çünkü içindeki direnç zayıflamıştır.
İç sadakat kaybolduğunda, kişi artık neye niçin evet dediğini tam bilmez. Kendi tercihlerinin sahibi gibi görünür ama çoğu zaman çevresinin, korkularının, beklentilerinin yönlendirdiği bir hayat yaşar. Dışarıda düzen vardır belki; ama içeride çözülme başlamıştır.
Kendine İhanetin Bedeli
İnsan bazen başkasının kötülüğünü affeder.
Ama kendine yaptığı ihaneti unutamaz.
Çünkü başkasının yarası dışarıda kalır. Kendi içindeki sadakatsizlik ise insanın karakterine yerleşir. Kendine duyduğu saygıyı aşındırır. İç sesini bulandırır. Kendi gözündeki ağırlığını azaltır. O yüzden insanın kendini küçük düşürmesi, başkalarının onu küçük görmesinden daha ağırdır.
Kendine ihanet eden insan, bir süre sonra şunu yaşar: İçten içe kendine güvenemez olur. Çünkü bilir. Nerede sustuğunu bilir. Nerede eğildiğini bilir. Nerede gördüğü hâlde görmemiş gibi yaptığını bilir. Bu bilgi insanın içinde görünmeyen bir eksiklik üretir.
Sonra kişi bunu başka şeylerle kapatmaya çalışır.Daha çok konuşarak.Daha çok görünerek.
Daha çok sertleşerek.Daha çok aidiyet göstererek.
Ama örtülen her şey iyileşmez. Bazı şeyler sadece derine itilir. İç sadakat kaybı da böyledir. Bastırılabilir ama yok olmaz.
İç Sadakat ve Yalnızlık
Kendi içindeki doğruya sadık kalan insan bazen yalnız kalır. Çünkü bu sadakat her zaman ödüllendirilmez. Bazen aksine, insanı kalabalıktan ayırır. Herkesin sustuğu yerde konuşturur. Herkesin eğildiği yerde dik bırakır. Herkesin uyum sağladığı yerde rahatsız eder.
Bu yüzden iç sadakat, romantik bir erdem değildir. Bedelli bir duruştur.
İnsanın içinden bildiğini koruması bazen çevresini eksiltir. Bazı kapıları kapatır. Bazı imkânları uzaklaştırır. İnsan bu yüzden çoğu zaman iç sadakat ile dış güvenlik arasında kalır. Kendisi olarak mı yaşayacak, yoksa kabul görmek için içinden biraz daha mı vazgeçecek?
Her çağın büyük sınavlarından biri budur.
Kalabalığa sadakat kolaydır.İçindeki doğruya sadakat zordur.
Çünkü kalabalık seni koruyabilir. İçindeki doğru ise bazen seni korumaz; sadece seni sen olarak bırakır.
Ama insanı ayakta tutan da çoğu zaman budur. Her şeyi kazanıp kendini kaybeden biri, aslında ne kazanmıştır? Bütün kapılar açılıp içerideki kapı kapanmışsa, insan gerçekten nereye varmıştır?
Toplumlar da İç Sadakat Kaybeder
Bu mesele yalnız bireylerle sınırlı değildir. Toplumların da iç sadakati olur. Kendi kurucu ilkelerine, kendi vicdanına, kendi tarihsel ağırlığına, kendi hakikatine sadık kalıp kalmadıkları vardır.
Bazı toplumlar dışarıdan güçlü görünür ama içeriden çözülmüştür. Çünkü kendi söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafe büyümüştür. Adalet derler ama ayrıcalığı korurlar. Ahlak derler ama menfaati büyütürler. İnanç derler ama çıkarı kutsarlar. Temsil derler ama halktan koparlar. İşte bu, toplumsal iç sadakatsizliktir.
Bir toplum kendine ihanet etmeye başladığında, kurumlar da içini kaybeder. Temsil bozulur. Söz ağırlığını yitirir. Meşruiyet zayıflar. İnsanlar artık neye gerçekten inanıldığını ayırt edemez hâle gelir. Çünkü içerideki bağ kopmuştur. Dışarıdaki dil sürmektedir ama ruh çekilmiştir.
Sonuç
İç sadakat, insanın kendi içindeki doğruya sırt dönmemesidir.
Her şeyi bilmek değildir.Hiç yanılmamak değildir.Hiç korkmamak da değildir.
İç sadakat, korksa da kendine tamamen yabancılaşmamaktır. Kaybetse de içindeki doğruyu satmamaktır. Yalnız kalsa da kendi vicdanını terk etmemektir.
İnsan bazen başkalarına rağmen yaşar ve yine de bütün kalır.Ama kendine rağmen yaşamaya başladığında parçalanır.
Bu yüzden insanı ayakta tutan sadece dış destekler değildir. Asıl dayanak, kendi içinde bozmadığı bağdır. Kendine verdiği sessiz sözdür. İçinde taşıdığı sadakattir.
Unutulmamalıdır.
İnsanı asıl yıkan şey, dışarıdan gelen darbeler değil;içeride kendi hakikatinden çekilmesidir.
Ve bazen bir insanın başına gelen en büyük çöküş,kaybetmesi değil;kendi içinde terk ettiği yerdir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.